4
Yorum
7
Beğeni
0,0
Puan
4350
Okunma
Bir damla aşk’ınla
bir ömür yansam!
Diye diye başlıyorum sana sevgili.
Bu gece düş’tüğüm uçurumlarından yara almadan kırık yanlarımla nasıl çıktığımı anlatacağım.
Kavuran bir yaz gecesi
yalnız nefesler
avuntusuz sessizliğin sarmışken benliğimi...
-ve dahası...
Yusuf kadar karanlıklarda kaldım hiç korkmadım, İbrahim’in ateşi sarmıştı dört yanımı sırf seni sevdiğim için yanmadım.Gözlerinden ayrıldığımda Hamza’nın kanı bulandı ellerime, ayaklarımdan giden bütün yollardan, beni bir türlü çıkamayan merdivenlerden kaçtım. Hani demişlerdi ’Bilal’in sesi ve gücü’ takâtim ondandı ...
Kaya nasıl acıtmadıysa canını Bilal’in, ağırlığınca yokluğun düşünce üzerime yaşamasını becerdim bende yâr.
Daha gece doğmadan, ay yıldızlarla sevişmeye başlamadan, içim öyle karışıyor ki, benliğimi yok eden cümleler eşliğinde diyarına göç ediyorum. Tüm cümlelerini heceleyerek bağrıma basıyorum! Taaa uzaklara duyulur mu sence kalbimin atışı?
Bilirsin, Aşık’lar uyumaz. Senli gecelerin tenhalığında hâyâl bozumu bir rüyanın tam da ortasına düşmüştüm. Oradan oraya vururken ayaklarım beni senli sevdaların süvarisi olmaktan korktum. Biliyordun ben seni seviyordum!
uzadık.
uzandı..
uzadı...
Kendi gözlerine baktığın ayna da silmek kimin haddine silüetimi, her bakışta farkındalıklarım lâl kesilirken gözlerine. Biliyor musun en az sen kadar uzağım kendime, ve en az sen kadar zulama yarınların acısını biriktiriyorum.
Korkuyorum, gülmeye nedenim olan bütün nedenler kaybolur gider diye. Sıkı sıkı tutunmak parmak uçlarına, kopartırcasına kendime çekmek sonra yetimce düştüğüm yerden bir ’damla’ mutluluk için kalkmak... Sırf öksüzlüğüme inat.
Çok zaman önce anlamıştım, topuk iniltilerinin sokağı yankılattığını, bir de kırık üşüyen sesin ilişince ahvalime bütün şehirler içime akardı. Bırak kanasın dizlerim, ellerim ve aklıma gelecek sıradan bir saçmalığın acısı... Sonra hâlâ çocuk olduğum aklıma gelsin, yeminlere inanacak kadar çocuk, şekerlemelere kanacak kadar saf olduğum gelsin aklıma. İşte o zaman sevdalı çocuk gözlerinden bak sokaklara, ne kadar kalabalık olduğunu anlarsın.
Her adım sensizliğe çıksa bile bir türkü doladım dilime, yolların ne kadar kısa olduğunu anladım. Bitiminde o çıkacak dediler, inandım... Sadece sen misin mutluluğu arayan? Düşlerini çoktan kaybetmiş bir adam daha var desem inanır mısın?
Geçecek dediler, içime diz çöküşlerimde acıyan yanlarını saracak dediler inandım, kandım bütün kanacaklarıma. Yokluğundaki bütün sözlerini künye niyetine taşıdım. Sen yâr her s/özüme inan! Bütün denizleri geçer gölgende gölgelenmeye gelirim ben. Bakışlarındaki yabancı misafir huysuzluğunu kaybet. Ufacık bir parıltıda bile gözlerin kadar aydınlanan oda da beklediğini göreceksin inan!
Rüzgâr sadece ağacın yapraklarına zarar verir, hiç gördün mü kökünden söküp metrelerce yükseklere fırlattığını, sonra acımasızca yere doğru bıraktığını? Esse de içimde yokluğunun rüzgârı... İşte mektubumun muhattabı kadar insaflı, iğfal edilen sen kadar onun özlemi, hasreti, hele bir de gözlerime vuran yağmurları...
Nakşedilen karşılıklı bir umuttur.
Üşüyen ısınmaya hasret başka bir eldir.
Her boşluğa yokluğunu dolduracak kadar cümleler kusan kaç kalem var, hangi kalem kelamlarını yazmaya cesaret edebilir?
Ağlar mı?
Acır mı?
Kanar mı sandın?
Her neyse o işte doğru sandın tüm yazacaklarımda...
Hiç kimsenin bir şeyi bilmediğini bilmek
Onca her şeyle seni-beni anlatabilmek
duygulara fermuar çekerek kapatmak
işte toplamı sevgiye çıkan bir yol
-du...
Bilmedin!
Ama ne çok paramparçayım!
Öyle derin derin bakma, sandığın kadar sağlam değilim! Çözemediğim onca kördüğüm olup, arapsaçı hikayelerin yıkılmayan kahramanı olmanın sancısı doluyor avuçlarıma.
Kaç kez bağrımı susturdum, avaz avaz susuşlarına kazma kürek olup kaç kez bilmediğim mezarlıklara gömdüm tümcelerimi. Ayaz dediğin sokaklar benim mezarımın başından geçiyor, sensiz dediğin sokaklar benim mezarım kadar karanlık...
Başladığın şiirler ’bir damla aşk’ diye baş taşıma yazılanlar...
Ateş kesilen sulara gölgen fısıldayınca, bir köşede sızlayışlarım gelir aklıma.
Kime dert yansam benden dertlilerin omuzlarıma yaslanmasından korktum.
Göz yağmurlarından ıslanmaktan korkmadım, yağan yağmurun kim olduğunu bildikce ferahladım.
Umursamazlığımı sel alıp gitti aldırmadım. Çünkü farklı bir şehirden farklı bir ülkeye yol yol uzuyordum. Nasılsa bir gün yol bitecek dedim, kandım bütün kanacaklarıma bir günü daha yaktım.
Bekle sevgili daha yazacaklarım çok var sana.
Daha ben ölmedim.
Sevgiliye mektup.
Yalnızlık Abidesi...
Lefkoşa/Kıbrıs