3
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
2179
Okunma

BOYUKTEN KÜÇÜĞE
Anadolun da hep söylenir kışlar yazlar gelir geçer göçmen kuşlar da gelir gider bazen kanlı bezler bazen başak getirir bez felaket başak bereket olur her ikisinin çaresi var kanlı bez yıkanır başağa hasat yapılır yeter ki gönül kışı olmasın çaresi yok.
Ömür de gelir geçer yaşadıklarını yaz bugün büyük deden ve ninen yaşadıklarını yazmış olsaydı mutlu olurdun,sende yarın dede ve nine olacaksin.
Herkes gücü kadar yaşar ürettiği kadar anılır kimse duymaz bilmez deme her yaptığın attığın adımı gören var tezgaha çıkmaz ama alıcısı var pazara git gitme reklamını yapan sesini duyan var.
Rüzgarlar ününü köy köy kasaba kasaba diyar diyar dolaştırır dağ bayır padişah sınır tanimaz.
Günler aylar yıllar gelir geçer bazen yağmur bazen kar güneş de doğar ama hiç bir birine benzemez aynı ısıyı vermez ay bacayı aşar ama yeterki ey vah deme son nefesin çaresi yok.yasamak istiyorsan sen de yaz...
Birileri bir paket lokum veya üç beş tane renkli Halkalı şeker getirdiyse bir beze sarıp saklardi bir sevdiği gelene kadar renkleri bir birine karıştırdı.
Bu ikramliklar genelde benim payima düşerdi,tıpkı ağlayan bir bebeğe ağzına damis aglayani susturur acısı olanı unuturdu.
Tıpkı adı gibiydi tavus tavus kanatlarında yedi rengi barindiri hristiyan âleminde melektir aya gunese ateşe suya benzetirler tıpkı ezidi kadinlarin alnina ellerin uzerine Dövmeli yildiz gibi süslüyor yanaklari al al şu içerken bile ağzını dişini kimse gormesin diye yönünü çevirerek icerdi bir meligi anlatmak benim için zor..!
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.