0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
943
Okunma
Bir Beyaz Belde vardı bir yerde,
Orda,
Her renkte güller açardı,
Her sabâhında bir başka gün,
Her gecesinde bir başka nur vardı...
Kuşların ötüşünde bir başka nağme,
Rüzgârında bir başka koku..
Her taşında
Bin ayrı sevgi yaşardı yolların;
Yemyeşil vâdilerde bembeyaz süt kuzuları
El ele dolaşan
Doğuştan âşık’larla oynarlardı...
Sevgiden başka bir his yoktu insanlarda;
Ağlamayı bilmez,
Gözleriyle gülerdi herkes,
Yürümez,
Raksederlerdi o bitmeyen baharda...
Gam, keder ve kin
Yolunu bilmezdi o Beyaz Belde’nin.
Rüyâlar bile renkli, kayâller hakîkattı,
Bütün ümitler yakın,
Sevdâlılar akın akındı çifte vuslat yollarında...
Heyhat!
Şimdi o Beyaz Belde’de
Kapkara bir gece hükmetmede,
Güneşi batmış
Birdaha doğmamak üzere.
Gül bahçelerinde deve dikenleri kök salmış,
Mâtem almış kuş seslerinin yerini,
Leş kargaları doluşmuş
Evlerin tütmeyen bacalarına.
Yılanlar
Her kapının ardına çöreklenmiş,
Baykuşlar tünemiş yapraksız, kupkuru dallara.
Koyu gölgeler, yarasalar misâli,
Sanki
Kanını emecek bir canlı aramakta...
Sevgililer, sevgiler
Hep birbirini yemiş,
Kuzular aç kurtlara ziyâfet,
Arzûlar
Yığılmış yollara ceset ceset..
Melekler
Şeytan olmuş şimdi bu kararmış beldede,
Gam, keder ve kin
Sultânı olmuş o eski mes’ut beldenin...
Şimdi
Bir ben kaldım sâkin bekçisi, bu mezar ülkesinin,
Hâtırasını bile unuttum
O duvak renkli günlerin...
Tek arzum
Bu harâbenin kâlbine gömülmektir şimdi,
Çünkü o Beyaz Belde
Benim Kâlbimdi...