0
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
132
Okunma

I. SUSKUNLUK
O gece sessizlik indi önce surlara.
Millî nöbetçiler çekildi bir,
Ayakkabı sesi duyulmadan.
Karanlık, upuzun bir uykunun koynuna aldı vatanı.
Kimse "dur" demedi.
Kimse uyanmadı.
Asırlık çınar titredi uykusunda.
Kökleri bir söküldü topraktan habersiz.
İnlemedi bile.
Limanlar öksürdü gece yarısı.
Fabrikaların bacası duman değil, ağıt tüttürdü.
Teller koptu, şalterler indi.
Bir memleketin şahdamarı kesildi uluorta.
Kan aktı...
Ama ses çıkmadı.
Çünkü en büyük ihanet,
Sessizlikle başlar.
II. SANDIK
Sandıklar delindi.
İhtiyat akçesi buhar oldu, altınlar kuş olup uçtu.
Yarınımız rehin verildi Londra mahkemelerine,
Otuz yıllık prangalar vuruldu dövize endeksli yollara.
Görünmez bir el süpürdü bu topraklardan üretimi.
Çünkü evvela cüzdan boşalır ki boyun eğilsin;
BOP’un çarkları finansal zincirlerle dönsün diye.
III. BEREKETİN YAS MATEMİ
Oysa bu toprak ana sütü gibiydi.
Asırlık bir uyanışın beşiğinde sallanırdı.
Yedi ülkenin doyduğu sofralardan biriydi bu vatan.
Şimdi ne oldu?
Tarlalar kavruk, avuç açmış bekliyor.
Ahırlar öksüz, yemlikler örümcek bağlamış.
Köyler hayalet... Bacadan duman değil,
Rüzgârın uğultusu tütüyor.
Köylü mahkûm edildi.
Yabancı şirketlerin kısır tohumuna,
Her yıl yeniden dilenmeye.
Ektiği başaktan tohum alamaz oldu,
Toprağa olan ahdi bozuldu.
Petrol fısıldandı, gaz müjdelendi,
Nadir element diye davullar çalındı.
Peki ne değişti?
Fatura kabardı, zincir sıkılaştı,
Kapı daha çok dışarıya açıldı.
Çünkü biliyorlardı:
Bir kaleyi dışarıdan zapt etmek zordur.
Önce mutfağını kurutacaksın.
Başağı tarlada solduracaksın ki,
Sofra küresel tekellerin sofrası olsun.
IV. HUDUT
Ve onra...
Tunçtan kapılar ardına kadar açıldı.
Kilidi yoktu artık, sürgüsü yoktu.
Koridorlarda, fısıltıyla imzalandı vatanın senedi.
Dışişleri duvarları duydu, tarih sustu.
"Sınır namustur" diye başlayan o kadim yemin,
Bir mürekkep lekesi gibi silindi haritalardan.
Sonra sel geldi.
Önce tek tük, sonra kafile kafile...
Afghan, Paki, adı sanı belirsiz kervanlar
Hudut taşlarını çiğneyerek aktı içeri.
Kimse sormadı "nereden?",
Kimse demedi "dur!".
Gözler yumulu, kulaklar tıkalıydı.
Ve kendi ocağında garip oldu bu ülkenin evlatları.
Kuyruklarda, pazarlarda, mahalle aralarında
Kendi dilinde yabancılaştı insan.
Çünkü biliyorlardı:
Homojen bir gövdeyi kılıç kesmez.
Eritmek gerek önce, karıştırmak gerek kanı.
Ulus-devletin harcı sökülünce,
Haritalar da kendiliğinden yeniden çizilir.
V. ADALETİN KURUMASI
Tam da o şafakta,
Bir milletin şahdamarı çatladı: Adalet.
"Mülkün temeli" diye kazınmıştı ya taşlara,
O yazı silindi önce.
Sonra duvarlar un ufak oldu, tuğla tuğla.
Anayasa, alkışlar arasında çiğnendi.
Ayak izleri kaldı kutsal metnin üstünde.
AİHM kararları sürgüne gönderildi,
Tozlu rafların en ücra köşesine.
Hukun sustuğu gri sokaklarda,
Gölgeler taht kurdu.
Mafyanın nefesi, savcının kaleminden ağır bastı.
Hesap soracak diller kesildi bir,
Sığınılacak kapılar mühürlendi.
Çünkü biliyorlardı:
Prangalı bir halk, hakkını arayamaz.
Felçli bir devlet, haksızlığa "dur" diyemez.
Adalet ölünce, geriye kalan tek şey
Kuvvetlinin merhametine kalmış bir duadır.
VI. AKLIN SÜRGÜNÜ
Aynı karanlık el,
Mekteplerin kapısını tıklattı önce.
Nazikçe, sessizce...
Sonra meşaleyi söndürdü sistemin kalbinden.
Laik eğitim, bir bayrak gibi indirildi.
Yerine dogmaların gölgesi gerildi duvarlara.
Akıl ve bilim, kendi öz yurdunda sürgün edildi.
Valizleri yoktu, sadece soruları vardı.
Üniversitelerin kürsüleri öksüz kaldı.
Liyakat gitti, yerine biat oturdu.
Hocaların dili lal oldu, öğrencinin gözü buğulandı.
Tarikatlar holdingleşti.
Körpe zihinlerin tahtına kuruldu,
Takke ile kravat aynı masaya oturdu.
Ortak akıl kovuldu meclisten.
Ve bu toprağın en cevval beyinleri...
Birer birer bavullarını topladı,
Gökyüzüne karıştı.
Çünkü biliyorlardı:
Sorgulamayan nesil en kolay eğilir.
Dogmalarla büyüyen çocuk,
BOP’un çizdiği çembere sessizce girer.
Cehalet kutsanınca,
Geleceğin meşalesi kendi kendine söner.
VII. DEVLETİN KEMERİ
En son vurulan yer, devletin asırlık sütunuydu.
O kemer ki, üç kuvvetin omzunda yükselirdi asırlardan beri.
Önce denge çatırdadı.
Sonra denetim sustu.
En nihayetinde, kutsal olan dağıldı toza.
Koca bir ülkenin kaderi,
Bir nefeste, iki dudağın arasına sıkıştırıldı.
Tabelalardan indirildi ağır o iki harf: T.C.
Silindi duvarlardan kurucunun adı,
Sanki hiç yazılmamış gibi.
Bir gecede kapandı kapılar.
Ne subay yetiştiren ocaklar kaldı,
Ne yaralıya şifa veren hastaneler.
Verginin hesabı sorulmaz oldu,
Gölgede bir sandık kuruldu: adı "Varlık", içi "sır".
Liyakat sürgüne gönderildi,
Yerine sadakat taç giydi.
Ve karanlık, devletin kalbine bir halka gibi oturdu.
Artık ne yargı vardı,
Ne yasama,
Ne yürütme...
Sadece emir vardı.
Ve emrin gölgesinde büyüyen sessizlik.
VIII. İTİRAF
Bütün bu yollar,
Bütün bu "neden"ler,
Tek bir kapıya çıktı.
Kapının üstünde tek bir imza vardı:
Ve saat gibi işleyen tek bir senaryo.
Bir ülke...
Kendi elleriyle,
Kendi kurumlarıyla,
Kendi sessizliğiyle çözülüyordu.
Emperyalizmin kanlı tırnakları,
Bu toprakların geleceğini,
Parça parça,
Tırnakla kazır gibi koparıyordu.
Ve kimse duymadı.
Çünkü en büyük ihanet,
Sessizlikle başlamıştı.
Özcan İşler
26 Ağustos 2026 -Ankara
Zafere giden yolda
Büyük taarruz’un
104’inci yılı kutlu olsun.
26 Ağustos 1922
Büyük işleri yalnız büyük milletler yapar.
K. ATATÜRK
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.