0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
51
Okunma
Yeter attık!
Kimse bana iyilikten, güzellikten bahsetmesin.
"İnsanları sev" diye söylemesin.
Baskı yapmasın.
"Her şey çok güzel, hayat güzel, yaşamak güzel" demesin.
Önce dürüst olsun.
Sonra çevresine dürüst olsun.
Herkes işine geldiği gibi iyi.
Ve dünya, bizim görmek istediğimiz kadar güzellikten ibaret.
Ve yaşamak bir mecburiyet.
Aslında yaşamak en büyük meziyet.
Ve
Şükür, Dua ve Umut en büyük ibadet.
Olduğu kadar...
Olmadığı Kader.
Mutluyum deyince kimse "neden, niye?" diye sormuyor.
Ama mutsuzum deyince:
"Ne oldu? Geçmiş olsun. Yoksa hasta mısın?"
Yalandan da olsa dil ucuyla bir soruluyor.
Ağlamak da gülmek kadar hayata dair bir davranıştır.
Aslında ağlamak olmasaydı,
Ağlar mıydık daha doğar doğmaz,
Hayata ilk göz açışımızda?
Gülerken hiç kimse merak etmiyor.
Ama zor zamanında yanında göremeyince,
Hemen feryat figan ediyor.
Yok öyle arkadaş...
Hastalık bile vücudumuzun sadakasıymış.
Bakara 216’ya bir bak:
_"Olur ki bir şeyden hoşlanmazsınız, oysa o sizin için hayırdır."_
Bir de İnşirah’a bak:
_"Fê inne mêâl ûsri yûsran, inne mêâl ûsri yûsra"_
_"Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır."_
Bunlara bir bakarsak anlarız yaşamak neymiş.
Yani bize verilen emanet bir can var.
Ne şekilde olursa olsun yaşamak zorundasınız.
Aksi takdirde emanete hıyanet etmiş olacağız.
Düştük mü kalkacağız.
Yaralandık mı saracağız.
Ağladık mı, yine de şükredeceğiz.
Çünkü bu can bize ait değil...
Emanet.
Dinçer Dayı
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.