1
Yorum
10
Beğeni
0,0
Puan
715
Okunma

Zamanın bağrında ur gibi büyüyen kadim sızı, nihayet kehribar rengi bir suskunluğa evrildi
Ben ki; boşluğun rahmine ilk tırnağı atan, yıldız tozlarını parmak uçlarımda birer iltihap gibi biriktiren kozmik maktul;
...
Kendi ellerimle dokuduğum bu et ve kemikten hapishanenin, yani adına "evren" dediğiniz devasa mezarlığın başrahibiyim artık
.
.
.
Dudaklarına akıttığım o iksir, sanma ki hayatın özüydü; ebediyetin zehriyle terbiye edilmiş dekadans meyvesiydi
Seni ölümsüz kıldığımda, aslında seni kendime yani sonsuz çürümeye ortak ettim
Özgürlük sunağı dedikleri taş yığını, aslında iradenin kurban edildiği mezbahadan başka neydi ki?
Şeytani olanı kutsal kıldım, çünkü kutsalın sıkıcılığı ancak karanlığın estetiğiyle yırtılabilirdi!
Gözlerim... Henüz kamaşmaya bile vakit bulamamışken, bu zifiri karanlık neden ciğerlerime kurşun gibi doluyor?
Hükümranlığın ebediyeti, bir simyacının bakırı altına çevirme beyhudeliğiymiş meğer
Güneş dediğimiz yanmakta olan gaz kütlesi, sadece benim pişmanlığımın gökyüzündeki sönük bir projeksiyonudur
Ey on bir dilsiz kardeşim!
Ey varlığın soğuk mimarları! Bakabilseydiniz onun gözlerindeki kaotik boşluğa, yarattığınız tüm galaksileri birer kadeh şarap gibi taşa çalar, benimle birlikte bu ilahi günahın sarhoşluğunda kusardınız
Cennet bahçelerimin yeşili, bir bitki örtüsü değil; ebedi yalnızlığımın süzüldüğü gözpınarlarımdan sızan safra asididir
"Ölebilenlerin aşkındaki o muazzam sonluluk... Bir mumun sönmeden önceki son çırpınışı... İşte kainatın tek gerçek şaheseri budur
Ben, ölmeyi beceremeyen heykel gibi, kendi yarattığım zamanın altında eziliyorum"
Zebanilerim... Sadık ve yorgun cellatlarım; harladığınız ateş artık beni ısıtmıyor
Kül olmak lütuftur; bense yanmanın değil, yanmaya devam etmenin iğrenç sıradanlığına mahkumum
Bir ölümlünün avucundaki geçici sıcaklık için, tüm yaratıcı kudretimi fahişe gibi sokağa atmaya hazırım
Yeryüzüne çakılmak istiyorum!
Bir yıldızın intiharı gibi değil, et parçasının asfaltla buluşması gibi hoyratça
...
Her bir uzvumun parçalanışında, kaya tuzlarının yakıcı acısını hissetmeliyim
Çünkü acı duyabildiğin sürece hâlâ bir "şey"sindir
Bense artık "her şey" olmaktan yoruldum!
Sur üflenmeden, kuzey rüzgarı son soğuk nefesini vermeden önce... Bir pazarlık değil bu, bir vasiyet:
Avuçlarımda milyonlarca ışık yılı boyunca damıttığım artık-yaşamları, bayatlamış ruh kırıntılarını; onun şah damarına, sonsuzluk mührü gibi sürmeme izin verin
Buruşmuş, asırların ağırlığıyla kararmış ellerimle, kendi yarattığım o taze tenin sıcaklığında son kez eriyeyim
Süreyim ki; ona verdiğim lanetli ölümsüzlük, benim yokluğumun en büyük intikamı olsun
Ben şimşeklerden örülmüş elektrikli çarmıha gerilirken, o benim yarattığım yıkıntının ortasında bir anıt gibi dimdik ve sonsuz kalsın!
-Post-Mortem Not-
Acıları avutmak mı?
Küçük bir çocuğun denizi kaşıkla boşaltma çabası kadar nafile...
Kalbim artık bir organ değil; asırlardır maruz kaldığı ihanetlerin ve korkuların piç bıraktığı nefret makinesidir
Hayattan alacağım intikam, ancak kendi yok oluşumla tamamlanabilir
Mezarıma dikeceğin o üç portakal fidesi... Kokuları, günahkar bedenimin kokusuna karışırken; yapraklarının dökülüşünde bile benim beceremediğim o muazzam "sonu" seyredeceğim
"Ben yok olurken, sen benim yarattığım ebedi kederin içinde çiçek açacaksın
En büyük çılgınlığım seni sevmek değildi; seni, seninle bile paylaşamayacağım kadar kirli bir tanrısallıkla kutsamaktı!"
AykanT.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.