2
Yorum
9
Beğeni
0,0
Puan
405
Okunma

Sonsuz bir akşamüstünün morluğuna hapsolmuş şehirden kaçtım; alfabesi dilsiz sürüngenlerin zehriyle yazılmış o yeraltı dehlizlerine...
Orada
Yedi kat derinliğin mutlak siyahında, senin kloroform kadar beyaz tenin davet değil, estetik cinayettir
Doğanın kusurlu canlılığına inat, mermer kadar soğuk ve yapay bir kutsallık bu
Erkekliğim, altın katedralin rutubetli mahzeninde unutulmuş, paslı bir kandil gibi titriyor
Gamzelerin, cehennemin en kuytu köşesinde açmış iki mezar çiçeği; huzursuzluğum ise o çukurlara atılmış gümüşten pranga!
Artık bu matem, bu ağır ve tozlu kadife perde kalkmalı
...
Saçlarının sarısı ilham değil, yaylı sazların tellerini asitle eriten disonans
Kirpiklerine gizlenmiş eski çağ okçuları, uykumun surlarını döverken; ben şehrimin soğuk morglarını değil, ruhumuzun karanlık müzesini mühürledim
Mavi hapların kimyasal uyuşukluğunda, kıyıdaki çocuksu neşeyi, sığ "mavilikleri" bir fahişenin makyajı gibi sildim ve attım!
İzleyeceğin şölen şudur:
Dudaklarım, cerrah soğukkanlılığıyla gökyüzündeki tüm yıldızları tek tek söndürecek
Isırıp kopardığın o dilsiz acı, meleklerin kanatlarına taze bir günah daha enjekte edecek
Bileklerinden akacak olan koyu sıvıysa kan değil, "varoluşun son çığlığı" olacaktır
Korkma, düşen ay değil; sadece miyadı dolmuş gökyüzü parçası
Ben senin başıboş, serseri kalbini göğüs kafesinin altındaki karanlık "belki"lere çivileyeceğim
Omuzlarımdaki tırnak izlerin aşkın değil, yok oluşun hiyeroglifleri olarak kalacak
Çünkü
Teninin o hastalıklı beyazına akıtacağım her damla, seni bende donduracak tek zehir olacak
Biz doğaya ait değiliz artık; kendi felaketini sanata dönüştüren iki muazzam dehliz sürüngeniyiz çürümeye yüz tutmuş...
Nekro-Final:
"Ve üzerimizdeki patinler, ruhlarımızın mermerleşmiş heykelleridir; artık ne kanarız, ne de uyanırız."
AykanT.