1
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
79
Okunma
Eskiden toplaşırdık ya hani;
Yere düşmüş bir ekmek kırıntısını,
Dünyanın en büyük ziyafeti sanıp üşüşen karıncalar gibi
Paylaşırdık yaşanmışlıkları bir çırpıda,
Sanki az sonra fırtına çıkacakmış da acelemiz varmış gibi...
Bakın, heybemde en çok çocukluğumun gülüşleri kalmış,
Anladım ki büyüklük dediğin, o gülüşlerin üzerine kurulan koca bir yalanmış
Saklanıyorum anamın elleriyle sıvadığı o kerpiç sarayın arkasına;
Adam oluşlarım, o yakası kolalı sahte ciddiyetlerim,
Gelip de bulmasın, ebelemesin beni orada
Sonra mazi kokulu bir ses sobeler hayallerimi,
Sanki kırk yıldır beklediğim bir istasyon şefi gibi...
Fırlarım yerinden, koşarım koca çınarın gölgesine;
Cebimden dökülen bilyelerim mi,
Yoksa çocukluk denen o büyük başkentten göç eden umutlarım mı bilemem...
Hadi kalkın artık yahu, bir ses verin!
Hepiniz mi sığındınız mezarlığın nefesine meşeliğin o derin uykusuna?
Köy bekçisi bıraktı peşimi, korku istifa etti;
Lastik sapanımı bir intikamı gömer gibi gömdüm dere çatına,
Büyüklük denen o bitmeyen savaş bitti
Hey gökteki serçeler, size diyorum!
Korkmayın artık benden, sapanlar artık sadece anı defterlerinde...
Ödünç verin o ürkek ama özgür kanatlarınızı;
Götürün beni toprağına hasret kaldığım o kerpiç ülkesine,
Yeniden başlasın
Kurgusu bozulmamış, montajsız ve çocukça çocukluğum...