15
Yorum
41
Beğeni
5,0
Puan
457
Okunma

Bu şiir, zamana ve kalbe tanıklık eden bir bilinç sıçrayışıdır. Elif gibi dimdik durmak isterken, Vav gibi iki büklüm olduğumuz anları; her selamın dostluktan olmadığı, her gülüşün masum olmadığı günleri de içerir.
Derler ki, yolu Hak yoluymuş,
Ama kim bilir neyle sınanır bir kul?
Kimi zaman burnu sürtülür,
Kimi zaman göğe çıkar.
Vav bilmeyen,
Elif gibi nasıl durabilir?
Elhamdülillah... can kalbini açtı.
Yürürken aşkın çorak tarlasında,
Toprağa emek düşer;
Gönlün payına yalnızlık kalır.
Ne aradığı zenginlik,
Ne beklediği bir alkış...
Ektiği
Sadece sevda.
Ve biçtiği:
Sessizliğin şükrü.
Elhamdülillah... sükût söze geldi.
Garipliğin adı olur bazen insan;
Ya mala sevdalıdır,
Ya toprağa talip...
Ya da hiçbiri.
Çünkü hiç olanın,
Nasibi de hiçtir zaten.
Omuzlarda yorgunluk,
Yüreklerde tek bir yara.
Sorsan,
Sükûttan öte cevabı yoktur.
Elhamdülillah... can bunu da nimet bildi.
Zamanı zincir etmişler kalbine,
Korkuyu da serpiştirmişler usulca.
Kim hancı, kim yolcu...
Ayıramaz olmuş bir vakit.
Oysa zaman geçip giderken,
İnsan, geç kaldığını ancak fark eder.
Elhamdülillah... can gözünü araladı.
Mesut,
Her gülen yüz dost değil.
Her tatlı sözün ardı berrak değil.
Bir kere yanarsa güvenin közü,
Geriye külden başka kalacak değil.
Elhamdülillah... can onu da tattı.
Bak:
Her selamı dostluktan sanma,
Her gülene gönlünü hemen sunma.
Önce tart,
Ölç, biç, sor: Kalbin ne der?
Karar verirken,
Kuş gibi mi çırpınır,
Yoksa
Huzurlu mudur yuvasında?..
Ve yine de
Şükret ki,
Elhamdülillah... can, geç olmadan uyandı hakikate.
5.0
100% (21)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.