1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
1098
Okunma
KÜSKÜN MARTILAR
Yıl; iki bin on dokuz,
Eylül’ün dördüydü,
Günlerden çarşamba.
İstanbul’da;
Güzel bir gün, başlamıştı.
Beşiktaş meydaninda;
Korna sesleri,
Vapur iniltisi,
İnsanların ayak sesleri.
Çaycının; simitçinin
Çıgırtgan davetleri,
Hepsi, bir birine karışmıştı.
Trafik polisi;
Ter, kan içinde,
Düdük sesiyle ayırtlıyordu.
İnsanlar’da;
Pür telaş, pür telaş
İnsanlar, bir yerlere gidiyor.
Ama;
Kim, nereye gidiyor belirsizdi.
Herkesin kulağında telefon;
Güleni, bağıranı, söveni
Kim, kimi arıyor, muamma.
Trafik ışıkları;
İnsan yığını,
Hoyrat, uykusuz, aç.
Yeşil ışığı beklerken;
Boğa gibi tepiniyorlar.
Araç trafiğiniki;
Hiç sorma,
Hantal tin, tin akışlı.
Sanki; Sabah duasıydı...!
Lüks arabada;
Son ses, popiler şarkı.
Solist ismail YK.
Şarkı;
Allah belanı versin,
Bana gelen sana gelsin.
Trafik polisi;
Şaşkın, yorgun,
Boynu bukuk,
Tebessümlü.
Öte yandan...!
Sıcaktan mayışan;
Otobüs şoförleri,
Taksi şoförleri,
Motosikletlere, ken bakışlı.
Yaya ışıklarında;
İhtiyarlar, gencler
Çarpışanlar, özür diliyenler.
Gülüşüp, geçenler. ...!
Yavaş yürüyen;
Emekli amcalar, teyzeler
Hızlı yürüyen,
Gençlere yol verenler.
Dev bir şehirde;
Garip döndüdür’ki, dönüyor..
İstanbul;
Bam, başka dünya.
Seviyorum;
Göz, göze bakışarak,
Kavga edenleri.
Birde;
Nezaketten, kırılanları..
Çok uzakta değilki,
Baksana şuraya....!
Sahilde;
Betona dizilmişlere,
Resim çektirenlere.
Gemilerin ittiği;
Deniz dalgasıyla,
Ayakları islananlara.
Olta savurupta;
Balık tutamayanlara,
Hayallerini avlıyanlara.
Onlara ne demeli ?
Onlar’da bişey mi. ?
Dört köşe;
Temiz plastik kova ile,
Denizi yıkayan, saf’a ne demeli.?
Gülmeyin;
Allah aşkına, gülmeyin. ..!
İskelede;
Ters taklayla
Denize atlayanlar.
İnsanlık olsun diye...!
Martılara;
Kaşarlı, sucuklu
Simit atanlar.
Hepsi; Bugüne,
Dört eylül’e mi özgürdü..?
Anlamadımki.
Martılar;
Demişken, aklıma geldi.
Bu yaşıma geldim;
İlk kez şahit oldum,
Şaşırdım.
İki martı;
İskelenin kenarında,
Duvar dibinde,
Sessizce duruyorlardı.
Dikkatli baktık. ..!!
Bir, birilerine küsmüşler..
Zayıf olan;
Nazlı kibirli,
Boynunu ters çevirmiş,
Gagasını, kanatlarına gömmüştü.
Galiba dişiydi...!
Yandan; yandan
Diğer, martıyı kesiyordu.
Sesimizi duyuyor;
Fırsat bilip,
Martıya göz atıyordu.
Toplu ve iri olan ise;
Galiba erkekti.
Sinirli, sinirli
Nefes alıp veriyor.
Arkası denize dönük
Diğer martıya hiç bakmıyor,
Kımıldamadan duruyor.
Belliki;
Gururu incimişti,
Bizi bile duymadı.
Küskün martılara;
Üzüldük, barıştırmak için,
Çok uğraştık, başaramadık.
Gerçekten de,
İkiside inatçıydı.
Sanki; Dişi olan
Erkeği kıskandırmıştı,
İçinden, gülüyor gibiydi.
Çok sevdiğide, belliydi..!!
Hatasını anlamış;
Özür dilemek için ,
Bekliyor gibi, hali vardı.
Erkek olan;
Üzüntüsünden,
Denize, arkasını dönmüştü. .
Denize bakmaya;
Yüzü yok ve mahcuptu,
İçten utanıyor gibiydi.
Küskün martıların;
Birlikte yaşamak,
Birlikte uçmak için,
Nazlaniyorlardı.
Sabırla;
Kavgasız, şiddetsiz
Bekleyişleri ile,
Barışma çabaları vardı.
Yıl; iki bin on dokuz,
Eylül’ün dördüydü,
Günlerden çarşamba.
İstanbul’da;
Güzel bir gün, başlamıştı.
Beşiktaş sahilinde;
Vapurlarn, kornaların ve
insan seslerinin arasında.
Küskün martıların;
Büyük aşk gerçeklerine,
Şahit olduk’ya.
Kanayan;
Kadın seslerimizi,
Hatırladık’ya.
Bir kuş kadar,
Olamadık diye,
Hayıflandık’ya..!!
İnsanlığımızdan utandık.
İnsanlığımızdan...!!
Bilent Atalay
04/09/2019
İstanbul
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.