11
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1036
Okunma

Yaren sabah gözlerini açtı, çok güzel bir bahar sabahı daha olmuştu. Penceresindeki perdenin açık kalan kenarından içeriye güneş ışığı süzülüyordu. Yatağında önce kedi gibi mırıldandı, sonrada gerindi kollarını iki yana açtı. ‘’Bu sabah da yeni bir güne uyandım çok şükür’’, dedi. Yatağından kalktı, perdesini sonuna kadar açtı. Bir anda gökyüzünde parlayan güneş odasına girdi. Camı açtı, içeriye mis gibi ılık bahar havası doldu. Temiz havayı içine çekti, ciğerlerini hava ile doldurdu. Göğsü kabardı, oradan havanın bütün iç organlarına gitmesini istermişçesine nefesini tuttu. Sonra yavaşça bıraktı ve kabaran göğsü indi.
Sonra tekrar yatağına girdi, bu sabah yatak keyfi yapmak istiyordu. Komidin de duran kol saatine baktı, kahvaltıya biraz daha vakit vardı. Bu sabah çok keyifliydi, sebebini bilmiyordu. Belki de biliyordu, kim bilir dedi. Kendisine gülümsedi. Son günlerde kendisini çok iyi hissediyordu, yine sebebini bilmiyordu. Kendisini seviyor, aynaya baktığında kendisini güzel buluyordu. Herkesi seviyordu, kısacası mutluydu. Kendi kendine güldü, ‘’bahar geldi, ağaçlar çiçek açtı, bahardandır bahardan’’ dedi.
Bu sabah da uyandığı için şükretti. Sabah sağlıklı kalktığı için Allah’a şükretti. Yaşlanmıştı yeni bir güne uyanmak artık onun için bir lütuftu. Artık aldığı her nefesin kıymetini biliyordu. Bu gün sağlığı yerindeydi, ağrıyan bir yeri yoktu, ‘’Çok şükür’’, dedi. Allah a şükredecek çok şeyi vardı. En başta nefes aldığı için şükretmesi gerekiyordu. İki gün iyi, üçüncü günü sağlığı iyi olmasa da; o sağlıklı iki gün için şükrediyordu. Gözü görüyor, kulağı duyuyor, ayakları yürüyor, elleri tutuyor diye şükrediyordu. Yaşlılık böyle bir şeydi. Ölüm vardı ve gitgide yaklaşıyordu. Son zamanlarda yaşamayı ve ölümü çok düşünür olmuştu.
Yıllar gidiyordu, her şey aşağıya doğru inişteydi. Bedeni bile aşağıya doğru iniyordu. Dizleri bükülmeye başlamıştı, yüzü kırışmıştı. Yatağın karşısında ki gardrobun aynasına baktı. Yüzü kırışmıştı tamam çok yaşlı değildi ama yaşlanmaya başlamıştı.
Eskiden bunlar aklına gelmezdi, düşünmezdi. Eskiden bunları düşünecek zamanı yoktu. Gençti ve çok işi vardı. Çok meşguldü, sürekli bir yerlere yetişmesi gerekiyordu. İşlerine koşturuyordu ve bunları düşünecek zamanı bırakın, işlerini yetiştirmek için bile bazen bir gün yetmiyordu. Gençken bunlar için kafa yormaya zaman yoktu, yıllar düşünmeden sadece koşturarak geçti gitti. Şimdi zamandan bol ne vardı ki, bütün gün düşün dur. Huzurevinde düşünmekten başka ne işi vardı, zaman burada kaplumbağa hızıyla geçiyordu.
Pişmanlıklarını düşünüyordu, keşkeleri, acabaları düşünüyordu. ‘’Keşke’’ dedi. Gözleri çok uzaklara gitmişti, geçmişe, yutkundu. Boğazına bir şey düğümlenmişti, göğsü kabardı. Gözleri buğulandı, sanki cama vuran yağmur damlasının camdan aşağıya süzülmesi gibi yanağına gözyaşı aktı. ‘’Keşke ondan bir çocuğum olsaydı’’,dedi. ‘’Sonrada yıllar geçti, bu saatten sonra düşünmenin anlamı yok’’, dedi. ‘’Aman boş ver’’ deyip elinin tersiyle gözyaşını sildi. ‘’Öff bu güzel bahar sabahında bunları düşünüp günümü kendime rezil etmeyeceğim’’, dedi.
Yatağında yine gerindi, esnedi. Kollarını iki tarafa açtı,’’Kalk bakalım tembel Yaren’’ dedi. Kalktı, lavaboya gitti. Elini yüzünü yıkadı, saçlarını taradı. Omuzlarına dökülen saçlarına baktı, bu sabah saçlarını arkadan toplamayacaktı. Saçlarını iyice taradı, açık bıraktı ve salona gitti.
Arkadaşları kalkmış sabah sohbeti ediyorlardı. Fatma’nın yanına gitti, günaydınlaştılar. Fatma, romatizmasından ağrıyan dizlerinden bahsetmeye başlamıştı ki, Yaren onu susturdu. ‘’ Bak ne güzel bir bahar günü, bu güne ağrılar, hastalıklarla başlamayalım’’, dedi gülen gözleriyle. Fatma, Yaren’e baktı, o da gülümsedi ‘’Haklısın sustum’’, dedi. Birlikte diğer arkadaşlarınla sohbet ettiler. Şaduman ile Meral kahvaltıyı hazırlamışlardı. Hepsi ayaklandılar, koltuklardan kalkıp masalara doğru yöneldiler.
Sadık, ‘’ooo valla burası beş yıldızlı otel oldu ha’’ dedi. Kemal de arkadaşını onayladı ve ‘’Arkadaşlar ara sıra bizi soyguncular rehin alsın, iyi oluyor valla bizi şımartıyorlar’’, dedi kahkahayı patlattı. Yaren birden bire yanında Rıdvan’ı gördü. Kahvaltı tabağını almış yanındaki sandalyeye oturuyordu. Yaren’e doğru eğildi, kulağına’’ Günaydın, bu sabah çok güzel görünüyorsunuz, saçlarınız çok güzel’’, dedi. Yaren kalakalmıştı, on altı yaşındaki bir kız gibi yanakları kızardı. Ne diyeceğini bilemeden ona doğru bakmadan sandalyesine oturdu.
Rıdvan’a baksa ne olurdu ki sanki, o da bilmiyordu. Düşündü ‘’Gerçektende neden utanmıştı? Neden yüzü kızarmıştı? Neden son günlerde onu görünce heyecanlanıyordu? Neden? Neden?’’. Birdenbire korktu, çok korktu. Murat vardı, yıllar önce kalbine koyduğu Murat vardı. Kimseyi kalbime koymamıştı, kalbi sahibi ölse de Murat’ı. Şimdi Murat nerdeydi. Her zaman kalbindeydi, yüzü, gülüşü, sesi kalbindeydi. Kalbine baktı, ‘’ Aman Allahım yüzü siliniyor mu? Yoksa benim gözlerim görmez mi oldu? Sesin, sesin nerde kulaklarım sağır oldu. Sesini duyamıyorum, çok uzaklardan geliyor sesin, ne olur gitme uzaklara gitme beni bırakma’’, dedi. İçinden konuştuğunu zannediyordu, oysa yanında oturan Rıdvan şaşkın ona bakıyordu. Yarenin gözlerinden yaşlar boşaldı. Masadan kalktı, koşarak odasına gitti.
Rıdvan peşinden gitti. Kapısını çaldı, Yaren gitmesini rica etti. Hayatında hep Murat vardı, sağkende hayatındaydı öldükten sonrada hayatında oldu. Murat ölüp gitmişti bu dünyadan ayrılmıştı ama Yaren ondan ayrılamamıştı. Şimdi Rıdvan’a karşı bilmediği bir şeyler hissediyordu. Murat’a ihanet edemezdi, başkasını kalbine koymak Murat’a ihanet demekti. Kalbinde Murat varken başka birini daha kalbine olabilir miydi? Bunları düşünürken uykuya daldı, ve rüyasında o vardı. Hiç yaşlanmamıştı, ölüler yaşlanmazdı zaten. Gülümsüyordu, gözleri sıcacık bakıyordu. Hatırladığı gibi eskisi gibiydi, karşısında duruyordu. Yaren’e baktı, ‘’Mutlu ol beni unutmayacağını biliyorum ama senin mutlu olmanı istiyorum. Sen mutlu olursan bende burada huzurlu uyurum. Hoşça kal beni unutma’’, dedi gitti.
Yaren uyandı, ağlıyordu. Pişmanlık ve vicdan azabı çekmiyordu. Salona gitti Rıdvan ‘ı gördü. Rıdvan çok üzgün gözüküyordu, düşünceliydi. Yaren yanına gitti, ‘’İyiyim merak etme’’ dedi. Rıdvan’ın yüzü aydınlandı, yüzü güldü. Yaren yanına oturdu, ‘’Münir Nurettin Selçuk gecesi için davetiye almayacak mısınız?’’ dedi. Rıdvan çok sevindi, artık Yaren’e hissettiklerinden emindi. Yarenin kendisine karşıda bir şeyler hissediyordu bundan da emindi. Rıdvan bir oh çekti,’’Bu gün davetiyeleri almaya gideceğim hatta birazdan çıkarım. Yarında Arif’in yanına gideceğim. Arif beni bekliyor, bakalım ne diyecek, neler anlatacak?’’. Yaren, ‘’Aslında bende hikayesini çok merak ediyorum?’’ dedi.
Hülya, gazetelere bakıyordu. Magazin ekine bakıyor, ünlüler neler yapıyorlar, nerelere gidiyorlar diye merak ediyordu. Meral ünlülerin hayatlarını merak ediyordu. Aslında bir çok kişi merak ederdi. Magazinciler, ünlülerin peşinde koşturuyorlar, her yerde fotoğraflarını çekiyorlardı. Magazinci olmakta zordu ünlü olmakta. Gazetedeki haber dikkatini çekti, Yanındakilere de gösterdi. ‘’Bakın arkadaşlar, ünlü yazar ve oyuncular yeni bir projede buluşmuşlar’’, dedi. Yanındaki arkadaşları, ‘’kimmiş onlar’’ diye sordular. Meral haberi okumaya başladı.
Dinleyin okuyorum, ‘’Ünlü yazar ve oyuncu Sami Biberoğulları ve Eray Özgör Sarıkaya yeni bir proje ile sanatseverlerle buluşuyor. Kendilerinin yazıp, oynadıkları oyunun adını ilk kez açıkladılar. Oyunun ismi Zurnada Peşrev Olmaz Ne Çıkarsa Bahtına oyunundan çok ümitli olduklarını söylediler. Oyunun provalarına başladıklarını ağızlarından kaçırdılar. Oyun hakkında ser verip sır vermeyen ünlü oyuncular Ünlü bir balıkçıda yemek yerken yakalandılar. Sanatçıların çok samimi oldukları dikkatimizden kaçmadı. Yanlarında diğer ünlü bir tiyatro sanatçısı Hayrunisa Şenel de vardı. Şenel hanımında bu projede olduğunu açıkladılar. Ünlü üçlü çok neşeliydiler. Magazincilerle şakalaştılar, oyunlarına davet ettiler’’, dedi.
Hülya Sami Biberoğullarının resmine baktı,’’Ne karizmatik adam ya baksana bir bizim karşımıza böylesi çıkmaz ki’’, dedi. Diğer bayanlar güldü. Meral mutfaktan salona geldi. Resme baktı, ‘’ Hakikaten abla adama bak be ayaklı karizma bir görsem boynuna atılacağım, utanmadan evlenme teklif edeceğim’’, dedi. Hasibe, ‘’ Ya evliyse adam’’. Meral, ‘’Yok abla ben bunu çok beğeniyorum. Her haberini takip ediyorum. Boşanmış, bekar yani yanında ki yellozlara bak adamı ablukaya almışlar. Allah’ın morukları böyle yakışıklı adamın yanında ben olmalıyım ki görsün millet’’, dedi
Kemal yanlarına geldi, fotoğrafa baktı. Sami Biberoğullarının yanındaki Eray Özgör Sarıkaya ve Hayrunisa Şenelin resmine baktı. Bayanlara baktı, ‘’ Allah aşkına adamın nezri karizmatik tipsizin teki. Almış fıstık gibi hanımları yanına neresi yakışıklı. Asıl şu hanımlara bak be minarene mihrapta yerinde, bunlar gibi karım olsun yüz milyar borcum olsun’’, dedi. Herkes kahkahalarla gülmeye başladılar. Ahmet ‘’Keşke buraya gelseler de tanışabilsek, böyle ustalarla tanışmak güzel olurdu’’, dedi. Herkes keşke dedi. Gazete elden ele gezmeye başladı.
Ali elinde sazıyla salona girdi. Sazını çalmaya başladı, arkadaşlarına’’ Haydi arkadaşlar, kaç gündür hep hüzün, kasvet, keder yeter. Hadi bakalım eğlenelim artık. Kemal, Fatma alın kaşıklarınızı Ankara yöresinden misketle başlıyoruz eğlenceye.’’ Diyerek herkesi coşturdu. Bazıları oyuna kalkarken bazıları da oturduğu yerden tempo tuttu. Yaren ile Rıdvan yan yana oturuyorlar, birbirilerine kaçamak bakışlar atıyorlardı. Yaren yine sabah uyandığı gibi mutluyum. Bu gün çok güzel, sıcacık, güneşli bir bahar günü. Burası da çok güzel ve sıcacık mutlu insanlar ve ben arkadaşlarımı çok seviyorum’’, dedi. Yaren de oturduğu yerden alkışla tempo tutarak türküye eşlik etti.
Huzurevi Müdürü salona geldi, herkesin mutlu olması yüzünü güldürdü. Ellerini çırparak müziği durdurdu. Salona seslendi, ’’Arkadaşlar size süprizm var. Yarından sonraki gün, bankanın reklam filmini çekmek için buraya gelecekler. Kimse o gün dışarı çıkmasın herkes burada olsun. Hem size çok güzel süprizleri var’’, dedi. Herkes’’ Bravo’’ diye müdürü alkışladı.
ERAY ÖZGÖR SARIKAYA
27.4.2012