14
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1464
Okunma
Önce ‘’Çok üzgünüm be Ata’m’’ dedim, ardından ‘’Sadece soruyorum ‘’ dedim…Şimdi de ‘’Artık Bitirelim’’ diyerek konuya noktayı koyacağım ( Kendi açımdan tabii ki )
Hz. Muhammed…Kızı Fatma ile Amcasının oğlu Ali’yi evlendiriyor…Hz Ali’nin verdiği mihir ile alınabilen ev eşyalarına bakalım: 3 adet minder, 1 adet seccade, 1 adet içi hurma lifiyle doldurulmuş yüz yastığı, 2 adet el değirmeni, 1 adet su tulumu, 1 adet su testisi, 1 adet meşin su bardağı, 1 adet elek, 1 adet havlu, 1 adet koç postu, 1 adet alaca kilim, 1 adet sedir [divan], 2 adet Yemen işi alaca elbise, 1 adet kadife yorgan…
Bu eşyalar satın alıp eve getirilince Peygamberimiz dua eder: "Ya Rabbi, senin sevmediğin israftan çekinen kimselere bu eşyayı hayırlı kıl."
Hikayeyi uzun uzun yazmayacağım. Hepiniz bilirsiniz. Hz. Ömer zamanında çocukları ( ya da torunları ) Açlıktan feryat ederken onları oyalamak için ocakta taş kaynatan kadının hikayesini….Olayın sonunda Hz. Ömer kadına ‘’ Sen eğer durumunu Ömer’e anlatmamışsan Ömer nereden bilsin senin aç olduğunu?’’ diye sorduğunda kadın cevap verir ‘’ Madem ki bilmeyecekti ne diye halife oldu?’’
Yine Hz Ömer…Bir savaş sonrasında savaş ganimeti olarak herkese bir gömleklik kumaş verir. Ancak daha sonra görürler ki onun üzerinde iki gömleklik kumaştan yapılmış bir cübbe vardır. Ve sorar müslümanın biri…Hem de hutbe vermek üzereyken ‘’Sus ya Ömer..Önce üzerindeki cübbenin hesabını ver ‘’ diyerek. Hz. Ömer oğlunu gösterir: ‘’ Bakın onun üzerinde yok…Oğlumun rızasını alarak onun kumaşı ile benim kumaşımı birleştirdim ve huzurunuza doğru düzgün bir kılıkla çıkmak için bir cübbe yaptırdım’’ diyerek hesabını verdikten sonra o müslümanın ‘’ Şimdi konuş ya Ömer…Seni dinliyoruz’’ demesi üzerine hutbesine devam edebilir?
Şimdi bu yazılanlar aklımızın bir tarafında kalsın ve Çanakkale Savaşının kahraman onbaşısı ( Sonradan Çavuş ) Mehmet oğlu Koca Seyit’in Çanakkale Savaşından sonraki durumuna bakalım. Ama öbce yukarıdaki resme bakalım…İşte o resimdeki kişi 270 kiloluk mermiyi topun namlusuna sürerek İngilizlerin Ocean adlı gemisini kullanılamayacak hale getiren Seyit Çavuş’un Çanakkale savaşlarından sonraki halidir. Çok müreffeh bir hayat süren mutlu bir insana benziyor mu sizce? Tam dokuz sene…Balkan…ve I. Dünya Savaşında, Çanakkale Cephesinde…Tam dokuz sene savaşan bir kahramandan bahsediyorum…’’Vicdani ret diyen kanı bozuklardan değil…15 ay askerlikten kaçmak için ‘’bedelli’’ ye sığınmaya çalışanlardan da değil…
Şimdi Seyit Çavuş’un hikayesini de yazalım biraz.
Mustafa Kemal 29 Ocak 1923’te Latife Hanım ile evlendikten sonra, ilk yurt içi gezisini 06 Şubat 1923’te İzmir’den Balıkesir’e gerçekleştirdi.
07 Şubat 1923’te Paşa Camiinde okunan Mevlit’ten sonra tarihe “Balıkesir Hutbesi” olarak geçen konuşmasını gerçekleştirdi.
08 Şubat’ta önce Balıkesir’in Balya ilçesini ardından Havran ilçesini ziyaret etti ve Koca Seyit ile de bu ziyaret esnasında görüştü.
Mustafa Kemal Havran’ın girişindeki köprüden itibaren konaklayacağı Terzizade Saadettin Bey’in konağına kadar, tüm Havran Halkı’nın sevgi gösterileri ile karşılanmıştır. Konağa gelen Mustafa Kemal , Eşi Latife Hanım ve beraberindeki heyet, kahvelerini içtikten sonra, ilk sordukları Koca Seyit olmuştur.
Yetkililere “Koca Seyit Nerede” diye soruyor. Yetkililer ise birbirlerine bakıp, ’’kim bu Koca Seyit’’ diye şaşkınlık yaşıyorlar. Mustafa Kemal yanındakilere Koca Seyit’in, Çanakkale Cephesi Deniz Savaşlarının kahramanı Seyit Onbaşı olduğunu söylüyor ve derhal bulunmasını istiyor. Bunun üzerine yetkililer hemen Çamlık (Manastır) köyünde, odunculuk yapan Koca Seyit’i bulup, traş ettirilip, üzerine emanet takım elbise, şapka ve ayakkabı bulup (Bu takım elbise, şapka ve ayakkabı Mustafa Kemal’in huzurundan ayrıldıktan hemen sonra kendisinden geri alıyorlar), Mustafa Kemal’in yanına getiriyorlar.( Bazı rivayetlere göre Koca Seyit sakallarının kestirilip üzerine o kıyafetlerin giydirilmesini ‘’Atatürk, askerlerini cezalandırıyor’’ diye yorumluyor. Yine Aynı rivayetlere göre Atatürk’ün bu sakal kestirme ve kılık kıyafet değiştirilmesi işinden dolayı kaymakama çok kızdığı ifade ediliyor. )
Mustafa Kemal başta eşi Latife Hanım olmak üzere beraberinde geziye katılan Mareşal Fevzi Çakmak, Kâzım Karabekir, Mustafa Abdülhalik Renda ile Salih Bozok’a, böylesi bir kahramanın, çabuk unutulmasına, yaşadığı şehrinde bile unutulmuş olmasına duyduğu derin üzüntüyü anlatıyor.
Mustafa Kemal, Koca Seyit ile gerçekleştirdiği sohbette, bir isteği olup olmadığını soruyor. Koca Seyit ise bir isteği olmadığını, geçimini dağdan odun keserek temin ettiğini ve ormancıların kendisine müsaade etmediğini anlatıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal, Koca Seyit’in ormancılar tarafından engellenmemesini, kendisine gereken yardımların sağlanması emrini veriyor. Ancak Koca Seyit 1939 yılına yani ölümüne kadar devletinden en ufak bir yardım almadan, kimi zaman dağda odun kesip kasabada satarak, kimi zaman zeytinyağı fabrikasında 100-120 Kg.lık zeytin çuvallarını sırtında taşıyarak hayatını idame ettiriyor. O dönemi yaşamış insanların anlattıkları bilgilerden aktarılanlar arasında, fakirliği nedeniyle sırtına doğru düzgün kalın bir şeyler dahi alamadığı için, zeytinyağı fabrikasında hammallık yaptığı günlerde, geceleri üşümemek için buhar kazanları üstündeki tahtalarda uyuduğu aktarılmaktadır.
Gelin Seyit Çavuş’un torunu Bayram Özçetin’ dinleyelim…
“Dedem çok mert, yürekli ve kuvvetliymiş. Nerede yapılacak bir iş olsa koşarmış. Odunculuk yaparak geçinirmiş. Haklıya haksıza çok dikkat ettiğini söylerler. Parada pulda gözü yokmuş. Zaten olsaydı, savaştan sonra teklif edilen maaşı kabul ederdi . 9 yıl cephelerde savaşmış ama bir madalyası bile yok.(Öldükten sonra köyüne adının verilmesinin bir anlamı var mı sizce? )
Seyit Çavuş 1939 da akciğer yemezliğinden vefat ediyor. ( ya da zatürree ) O Çanakkale Savaşına giderken 5 yaşında olan kızı Ayşe 2007 yılına kadar yaşıyor. Koca Devlet ona ancak 65 yaşından sonra bir maaş bağlıyor.( Yaşlılık maaşı ) Yani 1975 ten sonra ancak. Maaş dediğim de Milletvekili maaşı filan değil ha…( Yani birileri havaya girmesin ‘’ Bak bizimkiler maaş bağlamış’’ diye…) Bildiğin sürünme sınırının da altında bir para. O da fazla görülüyor daha sonra…Referansı İslam (!) olan ( Tövbe neüzübillah ) bir ak parti iktidarı o parayı da çok görüyor ve kesiyor.
İşte ben iki gündür bunları soruyorum. Kim nasıl anlarsa anlasın, nasıl yorumlarsa yorumlasın.
Anıtlarla ilgili sorularımı sormuştum zaten. O kısma dönmeyeceğim. Ama ben de Hazreti Ömer’e ‘’madem bilmeyecektin ne diye Halife oldun’’ diye soran o kadın gibi ‘’ Madem bilmeyecektin ne diye Cumhurbaşkanı, başbakan, hükümet oldun? Diye sorma hakkına sahip değil miyim? Soracağım elbette…Kimse darılmasın gücenmesin…1960 a kadar yaptırılamayan Çanakkale Anıtını da soracağım. Savaraona yatını da soracağım, Yurdun her yerinde yapılan diğer heykel ve anıtları da soracağım….Ama bunları sorarken sanmayın ki. Sormam gereken başka soruları unutacağım…Öncelikle Seyit Çavuşu kuru tahtalar üzerinde yatıranlara soracağım. 1975 e kadar Seyit kızı Ayşe’ye bir maaş bağlayamayan tüm hükümetlere soracağım… 160 lira gibi pek çoklarının gittikleri lüks restoranlarda garsonlara bahşiş olarak vermekten bile utandıkları bir parayı çok görüp de kesenlere soracağım… Şehidimi katleden teröristin ayakları altına serilen kırmızı halıları, ayaklarına gönderilen hakim ve savcıları da soracağım . Savarona için ’’Bu vatanı kurtaran bir öndere fada olsun’’ diyebilirim. Ama Bizim referansımız İslamdır (!) diyenlere soracağım ‘’Gemicik’’i ‘’Bu gemicik neyin kurtarılmasının bir ödülüdür diye ‘’ Referansı İslam ( Tövbe sümme hâşa ) olanın gözünün içine sokacağım Hz Muhammedin Kızı Ayşe’nin çeyizini ve soracağım: Çırağan’da yapılan düğünü, ‘’Kur’anın açık emri: ‘’Ziynetleriniz saklayınız ‘’ olduğu halde milyarlık yüzüklerle dolaşanları soracağım…Tabii ki Trilyonluk Çamlıca Villasını da soracağım. Velhasılı kelam gelmiş, geçmiş tüm bu ülkeyi yönetenlere soracağım o kadar soru var ki?
Biraz uzun oldu farkındayım.’’Artık bitirelim’’ dedim ama bitecek gibi değil ki?
Son sorumu da bazı aymazlara sorayım: ‘’ En güzel kafa Kürt kafasıdır. Çünkü o kafa isyan için baş kaldırmıştır’’ diyen bir Yalçın Küçük nasıl ilerici, demokratik ve aydın bir Atatürkçü olur?...Bir televizyon programında milyonlarca insanımızın gözünün içine baka baka ‘’ Atatürk korkak bir adamdı’’ diyen Yalçın Küçük’ten bahsediyorum… Bunu da kendine Atatürkçü, aydın, ilerici, demokrat diyen bir takım gafillere soruyorum. ( Bu yazıyla ne alaka diyecek olanlara ‘’uysa da uymasa da’’ dedim peşin peşin. )
İnsanlar kusursuz değildir. Bu Atatürk bile olsa…Eğer onu kusurlarıyla , hataları ile sevmesini öğrenemezsek o zaman ne olur biliyor musunuz? O zaman O, Atatürk olmaktan çıkar…Bazı tarikatlarda olduğu gibi sizi elinizden tutup şefaati ile doğruca cennete sokacak olan bir şeyh hüviyetine bürünür. İşte o zaman Kemalizm bir yaşam biçimi olmaktan çıkar bir tarikat ekolü haline gelir.
Çanakkale Şehitlerine, en azından Seyit Çavuş’a karşı, onun kızı Ayşe’ye karşı bir vefasızlık örmeği sergilenmiştir bu ülkede…Kim bilir Çanakkale gibi bir zafer, 253 bin şehitten sonra Mondros gibi, Sevr gibi bir antlaşmanın imzalanması, topla tüfekle geçilemeyen Çanakkale’nin bir kağıt parçası üzerine yazılan iki satır yazı ile geçilebilmiş olmasının üzüntüsüyle Çanakkale ‘’ acı bir hatıra’’ dır ve bu yüzden de hatırlanmak istenmemiştir. ( Zayıf da olsa bir ihtimal ) Başka anlam veremiyorum.