3
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1205
Okunma

Sessiz bir geceydi.
Öylece salonda otururken, yıllardır bir kere bile bakmadığı fotoğraf albümüne gözü ilişti.
Unutulmuş fotoğraflar arasından çekip çıkardığı bir fotoğraf çok tanıdık gelmişti ona.
Kenarları yırtık, üstü yıpranmış o fotoğraf, belki de hiçbir zaman geri dönemeyeceği bir anıydı onun için.
Durdu..., yırtıp atmak istedi ya da yakmak.
Ama, anısının büyüklüğü bu eylemlerin karşısında ağır basmıştı bir kere, yapamadı.
Baktı...baktı... o en güzel yıllarının bir hediyesiydi.
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü..., üzgün değildi, kızgın da değil.
Bir an için içi sızladı.
Başını kaldırdı, pencereye doğru yürüdü, evlerin ışıkları halen yanıyordu, bir süre gözetledi.
Gülüşmeler, şakalaşmalar, kavgalar, bağırışlar, çağrışlar, aşklar...
Başını öne eğdi, odadaki sessizliğe ruhunu bıraktı,
Düşüncelerinden akıp giden o kadar ses ve gürültüyü, bir an olsun durdurmak istedi.
Yapamadı, belki de yapmak istemedi.
O anda odanın içindeki sessizlik onu hiç olmadığı kadar ürküttü.
Uçsuz bucaksız düşünceler sanki onun yalnızlığına ortak olmak ister gibiydi,
Durdu, fotoğrafa göz ucuyla tekrar baktı,
Gözleri, kocaman bir denizin içinde boğuluyordu.
Farkındaydı, giden yılları geri getiremezdi.
Bir an olsun çekip gitmek, kaçmak istedi.
Neden kaçıyordu?
Kaçmak bir çare değildi, hiçbir zaman olamazdı da.
Kanepeye geçti başını geriye yasladı ve yorulan gözlerini kapadı.
‘Neydi bu hayatta yanlış olan...’
‘Neydi bu kadar içini sızlatan...’
‘Neydi bu yalnızlığının sebebi...’
O an farketti,
Oysa ki hepsinin sebebi kendinde gizliydi, çünkü ‘yapayalnız’dı.