3
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
927
Okunma
Dert bir değil elvan elvan diye bir türkü var kaç kişi hatırlar bilmem, benim de dimağımda annemin mırıldandığı kadar kalmış..Ne güzel bir de ezgisi vardı..Yazıya niyet etmişken arka fonda da açtım türküyü dinliyorum hem de hemşerim Güler Işık‘tan…
Nereden derde yol buldum diyeceksiniz… Sabah kalktığımdan beri elim yüreğimde… Bazı günler sanki birilerine hibe edilmiş, bak; bu gün sizin istediğiniz gibi zırvalamakta serbestsiniz diye birileri izin vermiş gibi Allahın 1 Mayıs’ına, 21 Mart’ta sahip çıkan ve sahipliğini de ortalığı kan gölüne viraneye çevirerek gösteren bir grup namert var… Onların varlığını görmek bu ülke topraklarında hiç de hakları olmadığı halde bu toprağın ekmeğini yiyip suyunu içtiklerini görmek aklıselim her vatandaşımız gibi beni de üzüyor, sabahtan beri hepsine lanet okuyorum… Neden diyenler karşı çıkanlar olacak belki okurlarımın içinde… Kimse kusura bakmasın başka türlü düşünen hiçbir Allahın kulu zerre kadar umurumda değil; Evet insana saygımız sonsuz. Ama bu devletin askerini, polisini taşlayacak bu ülkede iş yapanı sermayeyi yakıp yıkacak, ne tuz ekmek hatrı bilecek ne Allahtan korkacak ne kuldan utanacak, çoluk çocuğu maşa olarak kullanacak halkın canına emniyetine kast edecek ve ben bunun bekasının derdine düşüneceğim…Bakın beş tane şehidimiz var.. Yerin dibine batsın soysuzların hepsi birden…Şehitlerimizin bir damla kanına bunların binlercesini harcasan karşılığı değildir inanın..
Zor günlerden büyük bir imtihandan geçiyor ülkem bir taraftan demokrasiyi sindiremeyenler şimdiye kadar baskı ile oturttukları tek yanlı düşünce sistemine karşı sindirilmiş olan insanların yeniden filizlenen demokrasi ile hiç de duymaya alışkın olmadıkları seslerini duydukça tıkalı kulaklarına gelen seslerden son derece rahatsızlar… Büyük bir hazımsızlık yaşıyorlar. İşin ilginci konuşulanları duyunca çok seslilikten demokrasiden yana olan bu insanlar birden bire duydukları seslerden ürküyor ve cumhuriyet elden gidiyor diye veryansın çığlık çığlığa isyanlarla dökülüyorlar ortaya.
4+4+4 sistemi çok net hatırlıyorum 8 yıllık eğitime geçildiğinde bizlere tonlarca evrak doldurtarak çocuğun meyli neyeyse yönlendirme formu ile bunun tespitini yap aileye bildir ki o da çocuğunu alsın o şekilde bir eğitim kurumuna yerleştirsin…Ne güzel iş değil mi ne yakışıklı ve yerinde bir karar…Peki doldurduğumuz tonlarca kağıt sonrası tek bir çocuğu yönlendirebildik mi..Yapamadık isyan ettik laf olsun diye iş yaptırıldığına dair söylendik durduk..Alt yapısını yapmadan dayattılar diye de eğitim sistemi hakkında söylendik..
Sonra 4+4+4 diye bir ses duyduk aman Allah’ım bu defa buna yanlış dedik.. Çocuk yaşta kızları gelin ettik, çocuk işçi çalıştırmada Çin’i bile kıskandırıp o minicik çocukların sırtından trilyonlar vurduk ..Ettikte ettik…Sahi hala ülkemizin geldiği nokta neden görülmez sürekli inkar edilir.. Hala 9 yaşında kızların evlendiğini söyleyen tonlarca insan bu ülke halkına cahilliği reva görmekten bıkıp usanmaz mı?..Vardır elbette böyleleri ama bu ülkenin gerçeği değildir..Bu üç beş kendini bilmezin terbiyesizliğidir ve kültürümüz olmaktan çıkmış, bireysel yanlışlardır..
Peki “Ağaç yaşken eğilir “ sözümüz vardı ne oldu..Birden bire onu da unuttuk…Vakti zamanında inanırdık bu söze, şimdilerde hükümetin teklifi ya, “ağacı yaşken eğitime tabii tutmak” külliyen olmaz diye koparıyoruz yaygarayı…O çok medeniyetini öve öve bitiremediğimiz Avrupa da 10 yaş civarı mesleki eğitime geçilir..Çocuk isterse ruhban okuluna gider ister rahibe olur ister papaz kimsenin de gözüne dizine gelmez..İş bizim ülkemize gelince koskoca üniversite bitirmiş adamlar kocaman kocaman bir laf ediyormuş gibi, sanki fala bakıyor ve kati sonucu söylüyor; “Hafız yetiştirecekler !?…”
Güler misin ağlar mısın; fikir yürütüyor, yürütmekle kalmıyor inanıyor, inanmakla kalmıyor inandırmaya çalışıyor..Hele ikisi üçü bir arada ise bu düşünceye biat etmişlerin seyrin keyfine doyulmuyor …Biri söylüyor öteki alkışlıyor, öbürü teyit ediyor…Yarabbi ne milletiz diyorum ben de az değilim hani, izleyici olarak komedinin tadını çıkarıyorum…
Esnaf ve sanatkârlar odaları öyle dertli ki anlatıyorlar yıllardır; “Pastacılıkta, kasaplıkta, lokantacılıkta, terzilikte ve hatta kaynakçılıkta geriden çırak yetişmediğinden dolayı çok ciddi eleman sıkıntısı var. Bakın bugün sanayide 1.500 TL maaşla kaynakçı bulamıyorlar. Yetişmiş eleman yok. Şu an birçok meslekteki ustalar mesleklerinin son ustaları. Ailelerin çocuklarını erken yaşlarda bazı mesleklere yönlendirmeleri gerekiyor. Devletinde tabii ki bununla ilgili olarak bir takım düzenlemelere gitmesi lazım. Örneğin Çıraklık Eğitimlerde ustalık belgeleri 6 yılda veriliyor. Zorunlu eğitimin ardından 18–19 yaşına gelmiş kişiler meslek eğitim okullarına gitse hadi diyelim askerliği de saymayalım 6 yılda da ustalık belgesi alsa geldi 25 yaşına. 25 yaşına gelmiş bir adama sen terziliği nasıl öğretebilirsin ki?” Bu benim değil ustaların serzenişleri…
Haydi cevap verin işin uzmanlarına…5-10 yıl sonra ara eleman açığı had safhaya çıkacak…Biz ne yaptık kesintisiz 8 yıl eğitimle sırf İmama Hatiplerin önünü kesmek için pire ile beraber yorgan yaktık…15-16 yaşında ilköğretimi bitiren çocuk iyi durumda ise iyi bir lise ile üniversite hakkını da elde ediyor..Aksi halde gönder meslek liselerine, ticaret liselerine….
Neden konuşmaz oralardaki öğretmenlerimiz ya da çocuğu olan velilerimiz tamamen okuyamayacak durumda olup ta, aynı zamanda okuyanlara da engel olacaklarla beraber aynı sınıflara doldurduğumuz öğrenciler meslek öğrenmek şöyle dursun güç bela 2 yıllık meslek yüksek okullarına transfer olup oradan da işsizler ordusuna nefer olarak çıkmaktalar… Yazık bu memleketin evladına bu kadar ucuz mu adam harcamak…
Gelelim sistemi biraz daha açmaya aslında 4+4 yani ilk sekiz yılı bir nevi kesintisiz eğitim alacak çocuklarımız. Ancak şöyle bir esneklikle öğrenci akademik eğitimi başaramayacaksa ilgi ve istidadı yönünde herhangi bir iş yerinde çıraklık eğitimine tabii tutulacak. Bu şekilde çıraklık eğitimi ile 4+4 kısmını bitirmiş olacaktır..Gelelim lise kısmına öğrenci isterse okula devam edecek isterse dışarıdan bitirecek bu zaten şu anda bile geçerliliği olan bir sistemdir ve yeni değildir…Sistem iyi niyetlidir eksiği fazlası tartışılabilir, tartışılmalıdır da ...Ama sadece siyasi veya dünya görüşünden yer alan tezatların ardına sığınıp taşlamak,tartışmaya içini doldurmaya yönelik adımlar atmamak ise düpedüz cehalettir…
Şu var arkadaşlar..Öyle şeyler yapılıyor ki gerçekten çok güzel ve taktire şayan güzellikler yaşanıyor ülkemde. Daha iyi de olur İnşallah.. Ama her güzelliğin karşısında bu güzelliği baltalamaya çalışan ve elle tutulur mantıklı bir söylemi olmadan “O zaman dört evleniriz “ lafı getirenler… Ne diyeyim 4 yetmez 14 evlenin kendinize güveniyorsanız… Kim tutuyor sizi… Bakıyorsunuz her güzel icraatin karşısında “Dindar neslin ayak sesinin ürküntüsü” ile telaşa düşenler sizleri dinledikçe inançları yağmalanmış içi boşaltılmış her türlü değerini yitirmiş bir neslin varlığını gördükçe “Dindar neslin gerekliliği” bir o kadar çok belli oluyor…
Sahi bu kadar korkmayın dindarlardan.. İnanın sizler kadar onlar isteseler de zalim olamazlar. Çünkü Allahtan korkarlar… Sizler yıllarca ezanı yasakladınız, Kuran kurslarının önünü kestiniz, inancı gereği örtünen insana git okuma dediniz, Ailesi dini taassup sahibi ise askeri okulların kapılarını kapattınız… İmama Hatip Liseliler bu ülkede okuyup bir yerlere gelmesin diye elinizden geleni ardınıza koymadınız…Camileri mabetleri yağmaladınız …İşinize gelmedi silah zoru ile darbeler yaptınız..Kardeşi kardeşe kırdırdınız, bankalar hortumlayıp ülkeyi soyup soğana çevirdiniz…
Sakın herkesi aynı kefeye koyduğumu düşünmeyin..Biliyorum ki içinizde sırf devletin icraatlerine sadece ezberlerini bozmamak adına bilmeden karşı çıkanlar azımsanamayacak kadar çok…zaten yazılarımız anlatımlarımız onlara …Aklı selimle düşünen elbette doğruya ulaşır… Yok sabit fikir ve sahibinin yoz ahlakı ile düşünene diyecek sözüm yok “Nati kafa, nati mermer.”
Son olarak nereye aittir bilmem yine annemden bir hikâye ile bitireyim..Ülkenin birinin padişahı en haset insan kim diye merak etmiş. Bulun buluşturun en hasedi getirin diye ferman buyurmuş. Sormuş soruşturmuş getirmişler iki âdemi huzura. Padişah onlara “Dileyin benden ne dilerseniz; yalnız bir şartım var. Kim ne isterse, diğerine iki katını vereceğim..”
Adamlar çıkmış huzurdan çekilmişler odalarına sabahı sabah etmişler “Ne istesek?..” Düşünmüş biri “Saray istesem ona iki saray, bir çuval altın desem diğerine iki çuval…Ne yapsak.?”.
Sabah tek tek huzura alınan adamların tek tek dileği sorulduğunda hayretle ikisinin de aynı dileği dilediği görülmüş…”Padişahım benim bir gözümü çıkar…”
Kıssadan hisse; Öyle zamanda yaşıyoruz ki güzellikleri paylaşmak yerine, yapanı beğenmediğimizden nasıl bir kara çalacağız onun derdine düşmüşüz sonumuz hayrolsun…
Perihan TUNÇOK KILIÇ
ESMİZE