3
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1946
Okunma

İnsanlar yaşadıkça ve düşündükçe ilerler. İlk insanın bilinç yapısında, somut imgelerin pratik bir değeri vardır. Düşünürken özgürdür, kuralları kendisi koymuştur çünkü. Her kural, dönemin düşüncesindeki bir yansımasıdır. İnsana, topluma, evrene bakarak düşünsel modeller, şiirler üretmişlerdir hep.
Antik çağ’dan Orta çağ’a kadar. Anadolunun Batı kıyıları, Hititler, Fenike, İskitler, Kartaca, Etrüskler. Hunlar, Moğallar, Mısır ve Mezopotamya. Sümer’ler, İndus Vadisi, Asur, Urartu, Mitanni ve Babil. Aztekler, İnkalar, Kızılderililer ve Medler. Mayalar. İsrail ve Yehuda Krallığı, İran’da Zerdüştçülük, Hindistan’da Budacılık, Çin’de Lao Tzu ve Konfiçyüs’e kadar daha birçok uygarlıkların yaşam ve şiirsel anlayışında hiç değişmeyen özdeşlik ilkesinde insanı kucaklayan şiirler üretmişlerdir. Heyecanlar, içsel dürtü ile güdüler ve tutkularıyla ortaya çıkan duyusal hareketliklerde kendilerini göstermişlerdir hep.
Yüzyıllar boyunca günümüze kadar gelen bütün kavramlar, ürettiğimiz yeni kavramlarla birlikte uyum içinde olması, insanın algı dayanağı çerçevesinde şiir dilinin yerleşik bir değer olmasından geçer.
Dil, şiirin can damarıdır. Varolan’ın daha önce gözden kaçmış olan yanlarını aydınlatmayla başlar.
Şiir, düşünmektir, bilinmeyeni kurcalamaktır, düşünmeyi düşünerek yapar. Şiiri durdurmak düşünmeyi durdurmakla eşittir. Her şeyden önce bir birikimle ortaya çıkan, bir kültür eylemi, bir bilinçlik durumu, bir yorum, bir yaratıdır. Nasıl bilim evreni bilimsel bir gözle görmek ise, şiir de evreni şiirsel bir gözle görmektir. Bu yüzden şairlerin ölümü açıklanmaz, hissedilir.
zeki çelik 2012 İstanbul
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.