10
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2297
Okunma

Olay oldukça eski. Nereden bakarsanız bakın bir otuz üç-otuz dört senesi var.
Manavgat İmam- Hatip Lisesine Bir Meslek Dersleri öğretmeni geldi. Kısa sürede de okuldaki herkesin gözbebeği oldu adeta. Vatandaş süper nüktedan birisi. Diğer meslek dersleri öğretmenlerine de pek benzemiyor. Gerektiğinde küfür de var argo da adamda. O zamanlar bekar olan bana bile sık sık ’’Kaynanasını öptüğüm ’’ diye hitap ediyor...Ben ayıp olmasın diye ’’öptüğüm’’ yazıyorum siz anlayın artık.
Kısa sürede Manavgat’ta da tanınan ve sevilen bu arkadaşımız...Yani Hepimizin İhsan abisi bir gün bize bir askerlik anısını anlattı:
Bu abimiz askerliğini yedek subay olarak yapmış. O asker iken de bir Binbaşısı varmış. Bu binbaşı avcılığı ile müthüş bir şöhrete sahip olduğundan bir gün daha üst rütbeliler bu binbaşıya emir vermişler: ’’Binbaşım yarından sonra bölüğümüze kolordu komutanı gelecek, yanında bir sürü de albay, yarbay filan olur. sen madem ki iyi bir avcısın yarın akşama kadar sana izin ava çık bize keklik avla da şöyle nefis bir ziyafet çek ’’ demişler. Garibim binbaşı avı seviyor, iyi bir avcı tamam da emirle ava gitmek hiç hoşuna gitmiyor bu bir...İkincisi de o mevsimde o kadar insanı doyuracak kekliği nereden bulup da avlayacak. Çaresiz çıkıyor dağlara öğlene kadar dağlarda alaca karga bırakmıyor vuruyor. Daha sonra da iki çuval alaca kargayı İhsan abinin önüne koyuyor ’’ İhsan asteğmenim bu keklikleri (!) akşama kadar öyle pişirtesin ki lokum olsunlar...Ne kadar ere ihtiyacın varsa al.’’ diye emri çakıp çekip gidiyor.
İhsan abi onbeş kadar er alıp alaca kargaları bir güzel yoldurup ütülüyor...Sonra büyük buharlı ve basınçlı kazanlara atıp kanatmaya başlıyor. Bir saatlik kaynatmadan sonra bakıyor kargalar taş gibi...Binbaşıya telefon edip ’’ Komutanım bir saat kaynattık sizin keklikleri ama hâla taş gibiler ’’ diyor. Binbaşı da ’’Bir saat daha kaynatın...Gerekirse on saat kaynatın ama o kargalar lokum gibi olsun yoksa oyarım valla diyor’’ Neyse efendim tam beş saat kaynamadan sonra kargalar lokum oluyor adeta. Ertesi gün gelen misafirler alaca kargaları keklik niyetine pilav üstü kemal-i afiyetle yiyor ve Binbaşıya ödül veriyorlar...Binbaşı da tabii ki İhsan Abi’yi ödüllendiriyor.
İşte İhsan abi bu anısını anlatınca bizim okulun av hastası ve yine Meslek dersleri öğretmenlerinden Hamza Bey’le aralarında şöyle bir konuşma geçti.
-İhsan Bey sen de sever misin avı
-Av sevilmez mi hocam. Ama tüfeğim yok.
-Ya tüfeği merak etme biz sana ayarlarız bir av tüfeği. Tamam o zaman pazar günü sen de geliyorsun ava bizimle.
Bundan sonrasında ben direkt olayın içinde değilim. Ama daha sonra anlatılanlara göre olaylar şu şekilde gelişiyor:
Hepsi de Meslek Dersleri öğretmenleri olan İhsan Abi, Hamza Bey, Halim Bey ve Mustafa Bey dört kafadar Oyma Pınar Barajının yukarılarına...Yani Manavgat şelalesinden çok uzaklara ava gidiyorlar ama daha av sahasına varmadan başlıyor vukuat.
Hamza Bey Müthiş bir avcı. Özellikle uçara hiç boşu yok. Manavgat’ı bilenler bilir bazı aylarda alabalıklar cıvıldaşmaya ve sudan dışarıya doğru sıçramaya başlarlar. İşte bu aylardan birinde gidilmiş ava. Yolda arabayı durduruyorlar ve sıçrayan balıkları seyrederken Hamza Bey bir atış yaparak balığı havada vuruyor. İhsan Abi balığın suyun üzerinde gittiğini görünce hemen daha kimse ’’dur, yapma etme’’ diyemeden kendini suya atıyor balığı kapmak için, ama Manavgat Çayı öyle göründüğü gibi değildir. Aynı gaflete kapılan nicelerinin cesedi taaa Finike kıyılarından çıkmıştır. Ya da Alanya’dan.
İhsan abi suya girmesiyle birlikte su bunu sürüklemeye başlıyor. Aksi gibi yüzme de bilmiyor...Allah’ın Amasya’lısı nereden bilecek yüzmeyi...Hemen Peşinden İskendrerun’lu Halim Abi atlıyor suya...O az buçuk yüzme biliyor lakin maşallah baya kilolu...Ayrıca su da buz gibi...Halim Bey tam İhsan Bey’i yakaladığında İhsan Bey can havliyle Halim Bey’in boğazına sarılıyor...İki kişinin birden güme gitmek üzere olduğunu gören Bilecikli Mustafa Bey Dalıyor suya. Önce İhsan Abi’nin ellerini çözüyor Halim Bey’in gırtlağından. Daha sonra kıyıdan bir dal uzatan Hamza Bey’in de destekleriyle İhsan Abiyi tam da Azrail’e merhaba dediği bir anda tekrar hayata döndürüyorlar.
Biraz suni teneffüs biraz içindeki suları boşaltma operasyonundan sora hemen kuruyorlar suya girenler. Manavgat’ın yaz sıcağı malum...Ve onca badireden sonra yola devam ediyorlar. Nihayet av mevkiine varıyorlar. Herkes tüfeklerini alıp ormana dağılıyor. Hamza Bey’in verdiği tüfekle ava çıkmış olan İhsan Abi ne yazık ki hayatında ilk kez ava çıkmakta...Bakmayın daha önce ’’ Av sevilmez mi hocam ’’ demesine.
Hamza Bey bir iki kuş vuruyor. İhsan abi de özeniyor tabii ki. Bir çam dalında gördüğü sığırcıklara gez-göz-arpacık yapıyor ve tetiğe dokunmasıyla birlikte iki seksen yere uzanıyor.
Bizimki tüfeği kaldırmış...Omuzuna filan dayamadan öylece ateş etmeye kalkmış. Tüfek de geri tepince namlu tam alnının ortasına yapışmış. Önde namlunun verdiği hasar, arka tarafta ise düştüğü yerdeki taşın şiddetiyle oluşan yara ile birlikte İhsan Bey yerde boylu boyunca yatıyor... Diğer arkadaşlar başına gelip nabzını yokluyorlar bakıyorlar hayatta.
Beş on dakika sonra kendine gelen İhsan Abi soruyor:
-Vurdum mu...Vurdum mu?
Cevap veriyor Hamza Bey:
-Vurdun vurdun...
-Nasıl büyük mü hele getirin bakayım.
Halim Abi cebinde hep taşıdığı aynayı İhsan Abi’ye uzatıyor.
-Buyur bak...Koskocaman bir İhsan vurdun. İlk gün için hiç de fena sayılmaz...
Şimdi diyeceksiniz ki İhsan Bey kesin vaz geçmiştir av merakından...Ne gezeeerrr... Bir kaç hafta sonra birlikte gittiğimiz bir piknikte iki tane tüfek çıkarıp birini ’’ Buyur bu da senin ’’ diye bana uzattığında anladım ki ormanın, dağların ve avcılık denilen bu hastalığın pençesine düşen kolay kolay iflah olmuyor.
İhsan Abi şimdi ne mi yapıyor? Bir gazetede makaleler yazıyor...Mustafa Bey İstanbul İlçelerinden birinde İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü...Halim Bey İskenderun’da...Bir kalp ameliyatından sonra çok sakin bir hayat yaşıyor...Hamza Bey ise Kahraman Maraşta...Yani memleketinde emekliğiliğin tadını çıkarmaya çalışıyor.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.