2
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1564
Okunma
Türk insanın tarihinde atların ayrı bir yeri ve özelliği var: “At, avrat ve silah” atasözünün birçok hayat bağlarımızda sözü geçiyor.
Türkiye’de uzak değil 1970 öncesi askeri birliklerde süvariler mevcuttu; atlarla eğitim gören birlikler bulunuyor, bu eğitimin başında, atların bakımlarını üstlenen erlerle atlar arasında duygusal anlar yaşanmıştır.
Bu arada maalesef kazalara da rastlanmıştır.
Bu at ile bakıcısı seyis arasında yaşanan bir kazayı size aktarmaya çalışacağım ama onların yaşadığı dramaydı bunu; anlatmakta zorlanacağımı itiraf etmek zorundayım.
At bakıcı seyis atın bakımları görevlerini yaparken, atın yemini, temizliğini, sağlık aşıları, gezdirme ve dinlenmelerine kadar her türlü ihtiyaçlarını hizmeti yapıyordu.
O gün at bakıcısı, atın aşısını dilinin altına koyması gerekiyordu, bakıcı her zaman yaptığı gibi atın ağzını açtı dilini eline aldı aşıyı içeri enjekte yaparken; at ne olduysa huysuzlandı, kafasını yukarıya doğru bir refleksle kaldırdı, fakat o ne bakıcının elinde atın dil kalmış, atın dili kopmuştu; şimdi ne olacaktı.
At bakıcısı hemen elinde dille bölük komutanına koştu belki bir yardım alabilirdi. Komutan durumu fark edince; olmayan, hiç başlarına gelmeyen bir sorunla karşı karşıya kalmanın şaşkınlığını yaşadı.
Çare yok; at artık dilsiz, geri planda yaşayacak; kararı verildi.
At’la bakıcı arasında dramatik yaşandı başlar ve bakıcı ağlar, at bakıcıya hep bakar, hep bakar, gözü başka tarafa gitmez; adeta beni neden dilsiz bıraktın der!
Bakıcı ata özel ihtimamını daha artırır; iki hafta yemek yemeyen ve yiyemeyen at; diliyle midesine indirdiği yemleri bir türlü ağzına indiremiyordu. Bakıcı eliyle atın ağzını açarak yem ve su vermeye çalıştı, zorlada olsa atın yemek yemesini sağladı, bir süre sonra at ta kendini seyise uydurmaya çalıştı.
Bu arada aradaki ilişkiler de duygusal anları görenler, oturup ağlıyordu.
Bakıcı ceza almasına rağmen buna aldırmamış, tüm yoğunluğunu ata vermiş, atı hayata bağlamaya çalışmış ve bunu başarmıştır. İki dost beraber yatıyor beraber kalkıyordu, bu bir yerde son bulacaktı.
At bakıcısının terhisi gelip çatmıştı. At da bunu sanki anlamış, iki dost o gece ağlaşmıştı, bakıcı evine giderken ve evinde kafası içinde bu yaşantısı; anısından hiç mi hiç silinmemişti.
NOT: Ben burada: Organlarımıza yeterince önem veremediğimizi anlatmak, atın ve bakıcısının “dramatik” yaşantısını örnek göstermeye çalıştım.
Dişlerimize önem vermeyiz, 2-3 milyar ödeyerek kendimize diş taktırırız. Gözlerimize önem vermeyiz, gözlük için doktorları gezer çırpınır dururuz. Kulağımıza önem vermeyiz, sert cisimlerle karıştırır, kulak zarına zarar veririz, kulaklık için 6- 12 milyara kulaklık alabilmek için para arar dururuz.
Unutmayalım tüm organlarımıza önem vermeliyiz, yenilerini monta etme düşünceleri telaşı yerine; organlarımız yerinde kalsın; sağlığımız için yaşantımıza önem verelim, sağlıklı yaşamın elimizde olduğunu unutmayın.