4
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
564
Okunma
Karanlığın içinde gökyüzünün gezindiği; ve gökyüzünün bulutlalarının salındığı, ağır ve dik başlı insanlar gibi onların sansürsüz tuhaf şekillerinin içinden sanki eteklerini uzatıp rüzgar esintileri yolluyordu tanrı. Tamda o salınıklığın en içinden yapıyordu bu işi.
Kare kare, hayatların fotoğrafları habire çekiliyor ve aklımızın almadığı hiç düşünemediğimiz bir yerler de sır olarak saklanıyordu bu kareler. Bir kedinin uykusunda titrettiği patileri, göremediğimiz bütün gizemler, hepsi oradaydı...
Sisler arasından kocaman ellerini uzattı tanrı; gördüğüm bulutların hepsi hızla dağılıyordu korkarak, sanki yıllar önce ettiğim hayaller şimdi canlanmıştı, bulutlar dağılırken sisler arasından tanrı görünecekti; ve ben o na ne istediğim ne dileğim varsa söyleyecektim. Hemde hiç acaba olur mu diye tereddüt dahi etmeden. Bir dilek hakkım dahi olsa ben o dileğin içine milyonlarca eklemlidilek koyacak, bütün hayatımı avuç içlerime alacak kadar; küçük görünen ama çok fazla büyük bir dilek dileyecektim.
Beklenmedik birşeyle karşılaşacağımı asla tahmin etmemiş, daha doğrusu hayallerimde hiç yer vermemiştim. Uzun bir bakış bıraktım yukarılara ve beklerken gözlerimin içine dolmuştu ışıklar; yer ve gök dediğimizin arasında tamamen yalnız kalan öksüz bir çocuk olmuştum. Korku bedenim de dolaşır gibi, kanıma karışmış gibi, bütün sistemimi çöktürmek üzereydi. Birden tuhaf bir kızıllığın uçlarında, güzel turuncuların doğmaya başladığı gökyüzü, üzerime düşercesine hızlı çökmeye başladı; gözlerim sadece bunları görüyor fakat beynim sadece tanrının ellerini istiyordu; ne onun ellerini ne de aslında kendisini istiyor olmadığımın farkındaydım. Ucunda hayallerim ve isteklerim olmasa hiçbir gördüğüm umrumda olmayacaktı ve öyle huzursuzca ağaç dibine yığıldım.
Kaybolduğumu anladığımda ise; çırılçıplak bir kadını gecekondusunda misafir etmek için dünyadaki bütün hazineleri çalacak kadar alçak olan bir fakir gibi hissetmeye başlamıştım kendimi.Ve kayboluşlarım teker teker uçurtmaların kuyruklarına asılmış olarak yeniden canlanıyorlardı. Bunlar beni acıtmıyor daha da asi bir insan kılıyordu; olmamıştı, tanrı sadece bir anlığına ağzıma bal çalıp gene kaçmıştı, olmayacaktı. Yüzümdeki örtüleri kaldırdığımı hatırlıyorum saatler sonra, gökyüzü masmavi ve beynimin içinde kuşlar cıvıldıyordu; kendimi kaybettikten sonra varlığımın yürüdüğü çarkın, dişlisine sıkışan taş kendini atmış olacakki sallanmıyordum artık. Takır takır yürüyordu içimdekiler. Son kez anlamıştım, tanrı bulutların çektiği kısa metraj bir filmdi; ve ben o filmdeki küçük, korkak bir figürandım. Bütün oyuncular çoktan evlerine dinlenmeye gitmişler...
Tanrı sislerin arasından bir daha görünmeyecek ve hiç ellerini ellerime doğru yakınlaştıramayacaktı. Kül rengi bir melek; üzerine yılan dolamış, kanatları çok uzun olmayan, kısa saçlı, ellerinden ağzına götürdüğü ney i üflemeye başlamıştı çoktan..
"Dinliyordum ve kısacık bir an dahi olsa, tanrının bestesini dinleyebiliyordum"...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.