34
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2361
Okunma

Sudan bahanelerle iki gelini haşlayan babaannem dokuz torununu etrafına toplamış, hepimizi sınava tabi tutuyordu.
Annemle yengemde çocuk doğurma yarışındaydı. Annem altıncıya, yengem beşinciye hamileydi.
Babaannem:
Evin mutlak hâkimiydi. Ağzından çıkan sözler emirdi. Hatayı affetmez. Mutlak itaat beklerdi.
Onu hem sever. Hem de sevmezdik.
Severdik: bize çok güzel şeyler öğretirdi. Cömertliği vardı.
Sevmezdik: Bazen işlediğimiz suçları babama anlatırken biraz abartırdı. Annemi ve yengemi çoğu kez hiç yoktan kırardı. Torunları arasında ayırım yapardı. Karpuzu keserken başına üşüşürdük. Dilimlenmiş karpuzu tepsiye doğrarken sevdiği torununa etli dilimi, sevmediğine sadece yeşil kabuğunu verirdi. Çayımıza konan şekere itiraz eder. Çak çabuk kızar.
Hemen de küserdi.
Hepimizin gözü belinde sallanıp duran anahtarındaydı.
Büyük dolabın tek sahibiydi.
O, dolabın içinde neler yoktu ki: Kavurma, sucuk, pestil, dut, üzüm, kuru kaymak, incir, fındık, fıstık, ceviz içi, şekerli sucuk, bal ve her türlü meyvelerden bolca vardı.
Sandığın açıldığını sokak kapısından duyar, envai çeşit kokularından mest olurduk. Neyle uğraşırsak uğraşalım babaannem dolabın başına geçince hepimiz askerlerin içtiması gibi toplanırdık. Babaannem o gün dediğini eksiksiz yapan torununu ödüllendirir. Diğerlerine hiçbir şey vermez, cezalandırırdı. Ödülünü alan kaybolur, kalanlarda kasap kedileri gibi yalanıp dururdu.
Çoğu zaman bizlere dini hikâyeler anlatır, bazen de sorular sorardı. İslam’ın şartı kaç? İmanın şartı kaç? Bilene ödül bilmeyene zılgıttı.
“Bakın çocuklar bu gün Fatiha suresini ezberleyene elli kuruş vereceğim. Size akşama kadar müsaade”
“Aman Allahım başıma devlet kuşu kondu. Ben onu biliyorum.”
Kardeşlerim ve amcamın çocukları okurken kem, küm ediyor. Sıra bende, bir anda su gibi.
“Aferin gel benimle”
Bir elimde elli kuruş, diğerinde şekerli sucuk.
Her sınavda hep öndeyim. Kuru yemişlere doydum. Cebim para dolu. Evde havam bin beş yüz el üstündeyim.
Yaşım yedi, sınıfı başarıyla geçtim. Uzun bir yaz tatili.
“Tacettin bu yaz kuran kursuna gitsin. Tam zamanı onun tüm ihtiyaçlarını aldım. Sen caminin hocasıyla konuş”
Diyen babaannem, babamı da yönlendirmişti.
Babamın eski takkesi kenarlarından teyellendi. Küçültülerek bana verildi. Elif cüzim türüğümde, abdestimi aldım. Koyuldum yollara.
Küçük ve çok sevimli mahallemizin camisinde nur yüzlü imam hepimizi güler yüzle karşıladı. Rahlelerin arkasına sıralandık. Hoca soruyor, bizler cevap veriyoruz. Adımız soyadımız babamızın adı. İlk ders besmele nasıl çekilirle başladı. Harfleri öğreniyoruz. Elif, be, te, se, cim, ha, dâl, zel, ayın, ğayın, kef,.nün,lâm, diye giderken hocamız tam sesi veriyor. Öğrendikçe büyük keyif alıyorduk.
Bir haftamız tamamlandı hoca:
“Ben birkaç gün gelmeyeceğim. Müezzin Mehmet Efendi derslere devam edecek.
İri yarı bir gözü hafif kapalı somurtkan biriydi. İlk gördüğüm günden beri birbirimizi sevmemiştik. Sertti. Asık suratıyla sen şunu oku sen bunu oku derken korkuyorduk.
Beni ayağa kaldırıp besmele çekmemi istedi.
Heyecanım dorukta boğazımı temizleyip tükürüğümü yuttum. Tam makamında birazda uzatarak besmeleyi çektim.
“Olmadı tekrarla”
Gerildim. Hatasızdı. Hocamız beni çok beğenirdi. Şaşırdım. Kendimi toplayarak bir daha çektim.
“Olmadı bir daha”
Yüzüm kızardı. Heyecanlıyım. Yutkunarak, bir daha eksiksiz olarak çektim.
“Gel buraya” derken dizlerimin bağı çözüldü. Korkarak yanına gittim.
“Sen bunu beceremiyorsun öyle değil, böyle olacak diye besmeleyi çekti. Belli bir yerinde gırtlak olayını vurguluyordu.
“Hocam benim çektiğim besmelede doğru. Yanlış ve eksik tarafı yok ki”
Ukalalaşma, terbiyesiz, benden iyimi biliyorsun?
“ Ama hocam o dediğiniz yeri beceremiyorsam suç benim değil ki?
“Konuşma küstah eûzi derken gırtlağından gelecek. Sen düz gidiyorsun”
“Hocam şimdiye kadar bir tek beni siz kusurlu buldunuz”
Sözüm ağzımda kaldı. İri elleriyle yüzüme peş, peşe iki tokat patlattı.
Yaba gibi elleri yüzümü kapatırken beni tokatlaması o, mukaddes yere hiç yakışmadı. Kırılan çocuksu ruhumun ta kendisiydi. Hak etmediğim bu hareket beni yedi bitirdi. Tüm sesimin olanca gücüyle bağırdım.
“Sen bana ALLAHIN EVİNDE VURAMAZSIN”
Diyerek elimdeki elif cüzümü, takkemi, babaannemin verdiği taşı kırılmış eksik tespihimi, suratına fırlattım.
Ağlayarak eve geldiğimde babaannem beni dinledi. Hak verdi
Tabi yüzüne attıklarımı söylermiyim?
“Otur sen doğru olanı yapmışsın baban gelsin hallederiz.”
Olayı tüm detaylarıyla, öfkeyle karışık, ağlamaklı ses tonuyla babama anlattım.
“Sen canını sıkma ben hocayla konuşurum.”
“Baba konuş ben bir daha gitmem. Dövsen de öldürsen de ben gitmem”
“Orası Allahın evi o adam bunu bilmiyor mu baba”
“Tamam, kes konuşacağım dedim ya”
O, günden sonra bir daha gitmedim. Babamda üstelemedi.
Geçmişimdeki olaylarda haklı olduğumu her daim anlamayanlara hatırlattım. Bundan çok zarar görsem de devam ettim.
Misafirlerin yanında babaannemi aşırı derecede rencide eden babama herkesin içinde:
“Hani bize cennet anaların ayağı altındadır diyordun. Ama babaannemi iftara az bir zaman kala kırıyorsun. Biraz sonra namazda Allahın huzuruna duracaksın, bu yaptığın evlamı baba”
Derken, yine tokatlandım. Yine örselendim. Haksızlık beni asileştiriyordu. Kabullenemedim. İki yıllık astsubayken bir devre imzasını atan hava kuvvetleri komutanı Muhsin Batur’a tüm birliğin içinde komutanım şark hizmeti sizin emrinizle dört yıla çıktı derken onun verdiği emirden haberi yoktu. Bundan dolayı birlik komutanının cezasına maruz kaldım. Bu huyum benim gururumdu. Kırılırım. Eğilmem. Bu özelliğim, ahir ömrümün sonuna kadar gider inşallah.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.