4
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
753
Okunma

İnsanoğlu ilk doğduğu andan itibaren geçmişin,şimdinin ve geleceğin tüm imkanlarını “içinde barındırır”... barındırır diyorum çünkü insan içinde yaşadığı zamanda,mekanda ve şartlarda imkanlarını az veya çok yaşayabilir.
Tüm asırlarda ve gelecekte gerçekleşecek olan şey “insan olmanın imkanı”dır...ve fakat sadece insan olmanın imkanından bahsedemeyiz...İnsan; Allah ve alemle birlikte var...Yani tarih; Allah,insan ve alemle birlikte var,Varlığımız asli yönüyle hayat içindeki bir takım yönelimlere ve etkilere açık olmasına rağmen asli yapısını yok etmez. İnsanın Asli olmayan yönü ise birtakım geçici fiillerin ortaya çıkmasına neden olur...
İnsan,kendi özünün tarihini yazmaktan ve yaşamaktan niçin bıkmıyor...Sevginin korkunun,acının yani yarınını...Bir yanıyla aynı olanı yaşarken diğer yandan da farklı olanı yaşıyor insanoğlu. Asliyetimiz aynı ve fakat asliyetimizin yansıma şekilleri farklı farklıdır.
Varoluşumuzun nefesi Alemin içinde soluk soluğa ...İnsan, aleme lime lime bölünmüş...parça parça kendimizle karşılaşıyoruz şu kocaman tarihte,hislerimiz sonsuzluğun denizinde kulaç atarken kulaç sesleri düşüncelere dökülüyor,düşüncelerden kelimelere kelimelerden tarihe dökülüyor...insan da kalan ise ruha ait olan fiillerdir...
İnsanın tüm yaşadıkları, VARLIĞIN YOKLUĞUNA gömülürken kumları tek tek denize atmak gibi...Yaşanılan tarihin ötesine el uzatıp nelere dokunmak istiyorsak yoğunluğumuz ve yok oluşumuzda o kadardır...Öncelerin-geçmişin-şekilli hissedişlerinden ve varoluşlarından bizde kalanı görüp yırtmak ve paramparça etmek asıl olana yakın yürümenin adıdır...
İnsanların “yaşandığı” bir hayatı,bir tarihi kelimelerin altındaki ruhla kırıp,yok etmek yaşadığımız hayatlara uzanmanın başat yolu...İNSAN,İnsan olmanın asliyetini tüm varoluşun işaretlerinde,ademden bu yana yaşıyor...
Geçmiş ve şimdi içimizde sessiz ve acemice yüzüyor...karışık sesler var içimizde renkli,coşkulu,sakin ve derin...nereye yürüyoruz ve yürüyüşümüzde hayatın,geçmişin ve insanların izi ne kadar...
Aklımızın sınırlarıyla geçmişe,şimdiye ve geleceğe yani bütün zamanların imkanlarına bakıp yaptığımız tüm yorumlar boğulunca ve yok olunca insan tarihten duaya koşar. Yani asla ve ilk olana...
Dua yerine insanlar insanlara “hayat aktarımı” yapıyor ve aynı olmak istiyorlar...birilerinin hayatı bir sonrakilere sorgusuz sualsiz miras kalıyor...ve insanlar böylece içinden çıkamayacakları bir örgünün içine giriyorlar...
Tarih ve dua arasındaki seçimi yapıp yola koyulmanın zamanı değil mi?Tarih diyorsak şekiller içinde kendimizi kaybederiz...Dua diyorsak “O”nda kendimizi kaybederiz...
Tarih;şekiller,kelimeler,gelenekler ve görüntülerde saplanıp kalmak...Dua;anlama,öze ve hakiki olana yaklaşmak. Tarih;bu dünyanın içinde varoluşumuzu donuklaştırmak iken Dua;öte dünyanın nefesiyle can bulmak...Tarih;beden Dua;ruh...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.