14
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2456
Okunma

Bugün cehennemimin tam göbeğine cebimde sakladığım lacivert düşlerimi ektim... Ne o! Bu cesaretimi de mi sorgunun cevabın kanına giren çitlerinden atlatacaksınız?
Diyordu içimdeki cesur çocuğun alfabemi kamçılayan rüzgârı… Bir insan ruhu en fazla ne kadar soyunabilirdi ki! İçimdeki bu sonsuz huzur isteği, monolog zincirlerimi ören en güvenli kaleydi aslında... Birbirini baştan çıkartan çığlıklarımın beni hafifleten yanı hoşuma gidiyordu… Hep ceplerinizdeki hem ruhunuzdaki hem de yüreğinizdeki fazlalıkları iç sesinizdeki kulaçlar izin verdiği müddetçe yokuş yukarı atma şansına sahip olduğunuzu bilmenin tadı vardı damağımda!
Yüreğim çınlıyor! Pencereme zülfünü kesip kesip sonra da gölgesindeki yıldızları dökülmüş saçlarıma eken sen miydin? Yoksa gamzelerime ölüm özlemi ekildikçe kalan son nefes barikatını veren de mi sendin? Garip! Ahraz bir masalın kelimelere efendilik yapan cennetinin kokusu geliyor burnuma
Kapımın kilidini gecenin zifrini yalayan karanlık deldi... Sabahın güvertesine firar ediyor şimdi ruhumdaki tüm prangalı gülüşler!... Hadiii... Sıraya girmeden zaman kaybetmeden ve yıldızlar ıslanmadan devam edin yola ey gülüşlerim... Yoksa hüznün gardiyanları tırnaklarını geçirecek gamzelerinize
İçimde bir şey atıyor kendini uçurumunun kuytusu gam olan boşluğuna... Sakın tutma sakın! Düşlerimin düşüşüne bakacak kadar büyüdün artık kendim!
Yüreğimin otağında cirit atıyor filler!... Yelkenlerim suya indi... Hadi gölgeli girift ağrılarım... Sömürün mavimin son kalan gülüşlerini de!
Bugün avuçlarımda sıkı sıkı tuttuğum mecalimin gözlerinden kaydım... Uçurum kirpiğime asıla asıla çekti ipini! Ölmeden ölmenin kan çanağı gözlerini yaladı gecenin çaylak çığlıkları... Sınav başladı!...
Evvet!
Sınav başlamıştı sanki… Yüreğimin aklımın kıyılarına tutunan ipini geriyordu içimdeki kelimelerin sesi… Sanki çığlıklarım onarırken ayaza tutulmuş yanlarımı bir kıyametin yelesini çağırıyordu yamacına… Durmamalıydı içimdeki deli tayların tozu dumana katan nal sesleri… Durmamalıydı haykırışlarımı sıkıştırdığım atlasın sandığındaki neftalin kokulu cesaretim… Asıl olana seslenme vakti mi gelmişti ki mırıldanmalarım sesini yükseltmeye başlıyordu…
Eyyy!... Kasırga diniyor ve ruhuna gerdiğim salıncağın ipini hissediyorum boynumda... Sanırım aldığım soluğun kıyametini serecek kesilen düşlerimin şahdamarı... Baksana! Yelelerini dudaklarıma süren deli tay bile karıncalarımın ayak izini takip ediyor... Onlar bile biliyor yolculuğun yine bize hep bize olduğunu...
Eyy! Ordasın biliyorum! Konuksever bir güvenin küflü silikliğinde sürerken saltanatın, gecenin avuçlarında bulur bazen şefkati özleyen yanlarım...Çakıl taşlarını yutuyor ruhumdaki çukurlar çekil!...
O duymadıkça sesim yükseliyordu… O hissetmedikçe yüreğim çırpınıyordu… O kelimelerini kelimelerimden kaçırdıkça duvağıma gölgesi düşüyordu sanki…
Eyyy! Daha dur... Bütün hücrelerinde benim hıçkırığımı dinlerken acının ne olduğunu göreceksin... Daha dur... Zamanın imbiğinde kandırılmış gamzeler mezarlığının herbir yanında benim gölgemi emzirirken ölüm, sus kalacaksın... Daha dur...
Sonra yelkenlerini suya indiren dudaklarındaki özlem çatlağını monoloğunun bağrına yaslayan bir ses doğuruyordu özleyen yanım…
Cam kırıklarımı toplar mısın eyyy!... Serçe parmağımdan bir hıçkırık akıyor tavana!... Nasılsa emeğinin bağbozumu çığlığında azalıyorum çoğala çoğala... Hadiii! Nazlanma, korkma üşüye üşüye ısınmayı öğreneceğim!... Bak şimdiden cehennemin dudaklarına bıraktım dudaklarımı! Yana yıkıla, düşe kalka ve hatta öle dirile akacağım ömrümün kıyamet gözlerine...
Med –cezir kırılmalar umutsuzluğun kağısını açınca yeniden esmeye başlar karanlığa sarkan mavi kirpiklerim… Bugün diye diye içimdeki hüzün terennümünün salıncağına biniyordu yüreğim... Salıncaktan inmek istedikçe aklım daha da hızlanan hırçın bir duygu dalgasıydı sanki içimden geçen…
Bugün atlasın her yanı ölü kırlangıçların idam edilmiş sesleriyle doluydu! Toprağa yağıyordu cesaretsizliğimin şaşkın yağmuru... Karar verilmiştir... Çekilin umuda bigane güz kırılmalarım... Alfabemin kanını emecek tüm gölgelere soyunacak şu an ruhum... Bile bile lades! Bile bile …
Bugün hiç olmadığım kadar yorgun ve hiç olmadığım kadar cesurum... Kağıt gemilerimin güvertesindeki bütün umutları yaktım ... Onlar senin bana yamadığın maskeli salıncak kandırmacalarıydı! Görüyorum artık... Keşkelerim idam ediyor pişmanlığımda kıvranan masum yanlarımı... Olsun! Yaşam ölüp ölüp dirilmeyi de öğretti bana... Bu gece şiirin koynunda terleyecek kelimelerim... Ve imgelerin buğulu inleyişlerinde dizelerim adresini bulacak... Hadi! Çek git talan ettiğin her köşemden... Hadiii...
Ve dingin bir sessizlik … Anne şefkatinin o kutsal rüzgârına sığınış…
Annem!... Sesim gelmiyor değil mi taa oralara... Yoksa yazmana sinen mehtabının kokusunu mu çaldı kilometreler... Yoksa sizin oralarda da mı var ikilem cennetinde paslı anahtarları olanlar... Annem! Sizin ora bizim ora deyince başlamaz mı vedanın çelikten acısı... Annem! Sesime kaderinin sesini yamayan kadın... Kirpiklerim yüreğimin duvarlarında eziliyor eziliyor... Nerdesin...
Kirpiklerimden hayallerim taşınıyor anne... Karıncalarım inthar ediyor incir ağacına sakladığım umutlarımın kıyılarında... Körpe tebessümlerimin kanına giriyor hüznün delikanlı duruşu annem! Soluğum pul pul dökülüyor toprağa... Karıncalarımın ayak izlerini kapatıyor rüzgâr... "Kapatma ben o izlerin çukurunda büyüyordum" desem de duyan olmuyor ... Olmuyor anne...
Ve boşluğun tavan arasında göğünü arayan cümlelere sükûn desteği...
Mehtap Altan
Kasım 2011
Monologlarımı bir zincirin endamında birleştirme fikrini veren Sevgili lacivertiğnedenlik çok teşekkür ederim...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.