25
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
4098
Okunma


Yatılı Sağırlar Okulu’nda etüt öğretmenliği yapıyordum. Kendi grubumdaki öğrencileri akşam yemeğine aldım. Yemekten sonra öğrenciler bir miktar dinlenerek çay içer, masa tenisi oynar veya kendi dersliklerinde kitap okurlar veya bir şeyler yazarlardı. Ben de diğer etüt öğretmenlerimizle birlikte öğretmenler odasında çay içerek sohbet ediyordum.
O sırada bir öğrenci öğretmenler odasına girerek heyecanlı bir şekilde, yarı konuşma yarı işaretle bir şeyler anlatmaya başladı. Ters bir durum olduğunu anlamıştık. İşaretle ve aynı zamanda konuşarak;
-Ne oldu diye, sordum.
Eliyle “gelin” işareti yapıp koşarak dışarı çıktı. Biz de arkasından çıktık. Koridorda bazı öğrenciler belirli belirsiz konuşarak telaşla bağırıyorlardı. Öğrencileri takip ettik.
Bir öğrencinin dersliğin ortasında sırtüstü yattığını gördüm. Birinci sınıflardan Ferhat diye bir öğrencimdi. Hemen eğildim kollarından tutarak hafifçe sarstım. Her hangi bir tepkide bulunmadı.Eğilip nefesini dinledim.Nefes alıp veriyordu.
Çocuklara dönerek;
-Ne oldu, düştü mü” dedim.
Çocuklar;
-Hayır şeklinde başlarını salladılar.
Bazıları yemek işareti yapıyorlardı. Durum aşağı yukarı anlaşılmıştı. Yemek zehirlenmesi ihtimali vardı. Hemen okulun minibüsü çalıştırıldı. Ferhat’ı minibüse alarak hızla en yakın hastaneye götürmek üzere yola çıktık.
Araçta benle birlikte okulun hizmetlilerinden birisi vardı. Hastahanenin acil kısmına yanaştık. Ferhat’ta herhangi bir kıpırdama yoktu. Fakat nefes alıp veriyordu.Hizmetliye;
-Koş bir ambulans iste dedim.
Hizmetli az sonra geri geldi.
-Hocam ambulansta yok, kimse de yok, dedi.
Durum kritikti hemen Ferhat’ı sırtıma aldım. İçeriye girdik. Gerçekten de acil serviste hiç kimse yoktu.Ambulans bulamadık. Hastanenin içinde, sırtımda Ferhat rastgele ilerlemeye başladık. Hizmetli kılıklı bir bayan önümüze çıktı.
-Doktor yok mu, diye bağırdım.
-Var herhalde yukarıda odasında dedi.
Ben şoför ve bizim hizmetli üç kişi hem yürüyor hem de “doktor” diye bağırıyoruz. O arada Ferhat kusmasın mı? Öğürmesiyle birlikte her tarafım kusmuk içinde kaldı. Hatta bir kısmının da boynumdan sırtıma doğru aktığını hissetim. Benim buna aldırdığım yok.Yeter ki Ferhat iyileşsin.
Biz bu halde epey gürültü yapmış olacağız ki yukarı katta hayli meraklı kişi odalardan dışarı çıktı. Bunlar, yatar hasta yakınları olmalıydı. Bu arada beyaz önlüklü bir genç önümüze çıkarak;
-Ne bağırıyorsunuz, burası Dingo’nun ahırı mı? İçeride bir yığın hasta yatıyor. Hepsini rahatsız ettiniz dedi.
-Ben hemen söze girdim.
-Doktor bey çocuk…çocuk zehirlendi galiba…
Ben ilgi ve müdahale beklerken O bağırarak sözüne devam etti:
-Zehirlendiyse ne olmuş, bana güvenerek mi zehirlendi?
Benim sıkıntıdan ve yükten alnımdan terler boşalıyor. Adamın tındığı yok. Üstelikte azar işitiyoruz. O anda üzüntüm sinire dönüştü. Gayri ihtiyari ben de bağırmaya başladım:
-Allahın cezası adam, şu halimizi görmüyor musun? Çocuk ölmek üzere.Önce bir müdahale et sonra da ne söyleyeceksen söyle.
Böyle bir tepki beklememiş olacak ki birdenbire şaşırdı. Bu sefer hayretle bakmaya başladı. Adam sanki donmuştu.Tekrar bağırdım:
-Doktor musun kazık mısın be adam, bize bir şeyler söyle bir şeyler yap.
Uykudan uyanır gibi;
-Getirin şu müdahale odasına yatırın dedi.
Hemen gösterdiği odaya girerek Ferhat’ı üzerimden atar gibi sedyeye bıraktım. Yüzünü görmem gerekiyordu. Sırtımda olduğu için bakamamıştım.Çocuk solan bir gül gibi sesiz bir yığındı adeta. Gayri ihtiyari gözlerim doldu.
Ferhat’ın elini tutarak ağlamaya başladım. Üzüntü öfke ve acıma duygularıyla ne yapacağımı şaşırtmıştım. Ellerim dolaşarak yakasını açmaya çalıştım. Adeta doktor sandığım şahsı elinden tutarak zorla müdahale etmesini isteyecektim. Fakat adam o kadar soğuk ve ilgisiz duruyordu ki hırsımdan beni deli ediyordu.
-Hadi doktor çabuk edin dedim.
Doktor sandığımız şahıs hayretle beni süzmekten vazgeçerek:
-Nasıl zehirlenmiş, ilaç mı, dedi.
-Yok yok galiba yemekten dedim.
-Tamam bir bakalım diyerek Ferhat’ı kendine göre tetkik etmeye başladı. Sonra da;
-Kustuğuna göre korkacak bir şey yok dedi. Sonra da bana bakarak üzerimi gösterip;
-Galiba yediklerini de tamamen çıkarmış dedi.
Bir kaç işlemden sonra Ferhat yavaş yavaş kendine gelmeye başladı. Ben Ferhat’ın bu durumunu gördükçe tedirginliğimi üzerimden atmaya, rahatlamaya başladım. Az sonra da normale döndü.
Bu arada da ilgili şahısın nöbetçi doktor olduğunu, o anda odasında uyuduğunu kendi ağzından öğrenmiş olduk. Ortam yumuşadıkça karşılıklı konuşmalar da olumlu şekilde ilerliyordu.
Doktor bana dönerek;
-Babası mısınız çocuğun dedi.
-Hayır öğretmeniyim dedim.
O anda doktorun sanki dudakları uçukladı. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Gayri ihtiyari konuşmaya başladı:
-Yanlış duymadım galiba, siz bu çocuğun öğretmeni misiniz?
-Evet dedim.
-Peki bu üzerinizin batmış durumu, gösterdiğiniz ilgi, telaş neyin nesiydi? Üstelik elin çocuğu için bana bağırdınız, hakaret ettiniz. Anlayamıyorum.
Doğru anlamakta güçlük çekiyordu. Oysa çocuk hastanesi doktoruydu. Ancak bir öğretmende olan sevgi O’nda yoktu. Olsaydı görevini böyle yapmaz, bu şekilde hayret etmezdi.
-Bu çocuk benim öğrencim. Yatılı olarak okuyor. Babası bana emanet etti. Artık benim oğlum oldu. Babasının gözü arkada kalmamalı.
Konuşmalarımı dinleyen doktor, bir yandan da Ferhat’ın elini tutan bana dönerek üzgün bir tavırla;
-Hocam yaptığım davranışlardan dolayı çok mahcubum. Sizin düşünce ve yaptıklarınızın önünde saygıyla eğiliyorum. Ben aynı zamanda bir babayım. Sizin yaptığınız sevgi ve özveriyi ben kendi çocuğuma bile gösterememiştim. Bana insanlık dersi verdiniz. Bu akşam benim için dönüm noktası olacak. Galiba bundan sonra yaşantım farklı olacak.
Hastaneden çıkarken Ferhat’la şakalaştık. Kendisine çok korktuğumu söyledim.O’da elbiselerimi göstererek “bunlar ne olacak” şeklinde işaretle sordu.
Gülümsedim;
-Sen kurtardın ya gerisi kolay dedim.
Gece saat 00.30 civarında eve geldim. Berbat bir kılığım vardı ve çok yorgundum.
Eşim;
-Yine ne oldu dedi.
-Bir şey yok, her şey yolunda. Berbatım, yorgunum ve mutluyum dedim.
O “hiçbir şey anlamadım” şeklinde başını salladı, haklıydı. Ancak gecenin bu saatinde bu moralle bir şey anlatılamazdı. Olanları sonra anlatacaktım zaten. Artık biraz uyumak lazımdı.Yarın üniversitede sınavım vardı zira.
merhaba öğretmenim
bütün güzellikler sizin olsun
gönlünüz sevgiyle dolsun
uzak dursun sizden
kem gözler kaygılar
sıkıntılar ve hüzünler
bilirim siz hiç yılmaz
yılgınlığa düşmezsiniz
para pul geçim sıkıntısı
size vız gelir
vefasızları umursamayın
kadir kıymet bilmezlere
aldırmayın öğretmenim
ellerimizi tutup
saçlarımızı okşayın yeter
ötesi kolay
yalçın kayaları
hep hırçın dalgalar döğer
mum aydınlatırken erirmiş
anlatın öğretmenim
doğruyu güzeli aydınlığı
evrenin sırlarını
yedi cüceler diyarını
kırmızı başlıklı kızı
Yunus’u Mevlana’yı
harikalar diyarını
interneti ve bilgisayarı
sevmeyi paylaşmayı
yılmadan çalışmayı
bize anlattığınız gibi
dağa taşa yollara
çiçeklere kuşlara
ve de karanlıklara
yani tüm insanlara
tohum serper gibi
saçın evrene güzellikleri
çöpçü hamal balici
çirkinlikler kötülükler
yoksulluk ve şiddet
hastalık ve cehalet
hepsi alsın hepsi
doya doya
açlığımızı giderdiğiniz gibi
herkes kansın güzelliklere
kötülükler yok olsun öğretmenim
yıkayın bir güzel alın terinizle
pırlanta olsun ellerinizde
tüm çocuklar
evren mutlulukla dolsun
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.