7
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
826
Okunma

Dün Suna’da kalmıştık değil mi?....Hep Suna’da kalacağız zaten...Hepppp...
Türkiye’nin en ücra köşelerinde, ıssız bir dağ başında bile olsa öğretmen olamaya razıyken piyangoda büyük ikramiye bana vurmuştu. Hem de hiç beklemediğim bir anda, beklemediğim şekilde. Hayatımda hiç görmediğim, tanımadığım, adını bilmediğim bir insanın elleriyle...O insan kimdi bilmiyorum ama bana kurada Antalya’yı çekmişti. Ben ’’ Sol bacağı cocuk felçlidir. Durumu yasalara uyduğu takdirde öğretmenlik yapabilir ’’ raoprum yüzünden kura çekimine bile gitmemiştim. Nasılsa olmayacaktı....Ama omuştu. Bir mucize gerçekleşmiş ve raporun altındaki yazı kimsenin dikkatini çekmemişti.
30 Ekim 1978 de Manavgat’taydım artık. İmam-Hatip Lisesine verilmiştim. Ben daha okula adım atmadan ders proğramım da yapılmıştı. 8 Saat Sosyal Bilgiler, 4 Saat Tarih, 4 Saat müzik, 2 Saat Turizm, 2 Saat Beden- Eğitimi Dersine girecektim. Evet yanlış okumuyorsunuz Beden Eğitimi dersine de girecektim. O zamanki Okul Müdürüne ’’ Hocam benim ayağım sakat, Beden Eğitimi Dersine giremem, Öğrenci iken bile Beden Eğitimi Dersine girmedim ben ’’ dediysem de Müdür Bey ’’ Ayağınızın sakat olması Beden Eğitimi Dersine girmenize engel değildir . Gerekirse 2. Dönem sizden alırız ama şimdilik devam edeceksiniz’’ deyince ’’ Tamam madem ’’ dedim ve uzatmadım. Alt tarafı çocukların eline bir top verip bahçeye salacaktım. Diğerlerinin yaptığı gibi....Ama Aklıma Aziz Nesin’in ’’ Yaşar- Yaşamaz’ı’’ gelmişti. Öğretmen olmak istiyorsun ’’ Olmaz sakatsın ’’ , ’’ Sakatım ’’ diyorsun , ’’ Olmaz sağlamsın ’’
Kısa süre otelde kaldıktan sonra bir kerpiç gecekondu bulduk kiralık. Toplam bir kilim, bir yer yatağı, tüplü ocak, çaydanlık ve demlik,bir tel dolap, İki tencere ve bir kaç çatal, kaşıktan ibaret olan eşyamı eve attık...Haa bir de ütü. O, hayati öneme haiz..
Komşum Mehmet Abi ve Eşi Emine abla , az zamanda eksik bazı eşyamı da kendi eskileriyle tamamlamaya çalıştılar. Bayağı bayağı bir koprador evi!!! olmuştu evim. Ama yalnızlık koyuyordu hani.
Eve iyice yerleştikten sonra gördüm ki yalnız değilim. Öce sivri sinekler ’’ Hoşgeldin. Bir kanını içmeye gelmiştik ’’ dediler. Onlara Sami kanı çaylar demledim. Doya doya içtiler. Misafirlik aslında bir gün olur ama onlar her gün arz-ı endam etiler sağolsunlar. Sonunda baktım çok yüzsüzler Önce camlara tel örgü koydurdum. Sonra da bir cibindirik ( Cibinlik değil- cibindirik...Manavgatlılar öyle diyor ) yaptırarak bu yılışık misafirlerden kurtulmaya çalıştım. Ama baktım ki evde benden başkaları da var. Kira mira vermeden yatıp kalkıyorlar....
Bu diğer dostların adı fareymiş. Büyük çoğunluğu fındık cinsi olmakla beraber tarla cinsi de var. Tarla Cinslerini sevemedim. Ama fındık cinsleri çok sevimli. Boncuk gözleri, minicik burunları, titrek bıyıkları ve sevimli kuyruklarıyla ’’ Abi hoş geldin, nasılsın, peynir var mı peynir?’’ dediler önce..(Ayyy Canlarım benim. İnsan ’’ Al da ye ’’ diyor).... Ben de ’’ Peynir size kurban olsun ne demek’’ diyerekten tel dolaptaki peynirden bir parça önlerine koydum. Kemal-i afiyetle yediler.
Farelerle kısa sürede çok samimi olduk. Artık deliklerinden burunlarını çıkarıp çıkarıp kaçmıyorlar.daha yakınıma sokuluyorlar...daha....daha...çok daha
Bir gece yatarken baktım yine tıpırdıyorlar.
- Heeeyyyy uyuyacağım. Sessiz olun bakayım
- Abi korkulu rüya gördüm bu gece senin koynunda yatabilrmiyim?
- Olmaz. bak kocaman tarla faresi oldun neredeyse. Hadi yatağına bakalım.Korkacak ne var? Bak ben de buradayım nasılsa.
Sesler kesildi. Uykuya dalmıştım ki önce elimin parmağını ısırdı usulca...
- Boncuuukkk abicim bak ayıp oluyor ama
Sonra saçlarımdan çekiştirdi dişleriyle
- Boncuk dedim di mi ama? Hadi yatağına. Kızacağım yoksa.
Yorganı Tamamen her tarafıma sardım. Artık hiç bir şekilde koynuma girmesi mümkün değil. ’’ sizi gidi sevimli yaramazlar siziiiii ’’
Ertesi Güm Mehmet Abinin kapısın çaldım sabahın köründe. Onlar çiftçi oldukları için çoktan uyanmışlardı.
- Oooo buyur hoca, gel içeri kahvaltı yapalım.
Hiç buyurmaz mıyım? Mehmet Abi’nin her ’’ Buyur hoca’sı bir ziyafet.
Kahvaltı bittikten sonra:
- Abi ben aslında buraya hayırlı bir iş için gelmiştim
Mehmet abi ve Emine Abla birbirlerine baktılar. Bir oğulları vardı Mustafa ( Ki o benim öğrencim ) Bir de Zeynep’leri vardı ki o da henüz kundakta 4 aylık...
- Abi ben sizin kıza talibim.
- Hoca bak seni severim ama bizim buralarda, sizin memleket gibi beşik kertmesi adeti yoktur. Hem Zeynebi kimle kertmeyi düşündün?
- Ya abi Ne Zeynebi ben öteki kızınıza Allah’ın emri peygamberin kavliyle talibim.
- Ya hoca ne kızı? Bizim başka kızımız var da bizim mi habarımız yok?
- Yav var ya şu sizin emektar Tekirin büyük kızı Sarman. İşte ona talibim.
Mehmet abi ve Emine abla gülmekten yerlerde yatıyorlar.
- Allah seni davul ede e mi hoca? Ben de ne sandım. Verdim gitti.
Hemen orada Mustafa, Zeynep ve Emine ablanın şahitliği Mehmet abinin memurluğu ile Sarman’ı kendime eş olarak aldım ve pembe pancurlu olmasa da mes’ut ve bahtiyar yuvamıza naklettim.
Boncuk ve diğer dotlarım, üzerlerine gelen bu kumadan hiç mi hoşlanmadılar. Kısa süre içinde baktım ortalardan kayboldular. Adam aklıllı küstüler galiba? Tek anlayamadığım şey onlar azaldıkça Sarman’ın şişmanlamasıydı. Buna hiç anlam veremedim. Hâla düşünür dururum fareler eksildikçe Sarman niçin şişmanlıyordu diye? Ne alaka olabilirdi ki?
Yıllar sonra bir başka şehirde rastladım Boncuk’a çok fena halde dağıtmıştı kendisini...Yukarıki Fotoğrafta Boncuk’un o halini görüyorsunuz. Ayrılık acısına dayanamamış garibim kendini içkiye vermiş.
Sarman mı? O çoooktan ölmüştü....Ama Boncuk maalesefbir alkolik olmuştu ve onu tekrar eş olarak almam artık mümkün değildi
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Suna ne oldu Peki? Onu hiç sormayın. Mazi kalbimde bir yaradır. Şu kadarını Söyleyeyim : Deniz Gezmiş İdam edilmeseydi belki her şey farklı olacaktı. Kim bilir?
Yarına Nasip olursa : UYAN UYAN SUNA’M TATLI UYKUDAN...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.