38
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
3380
Okunma
Bakır sahana yeteri kadar tereyağını koyup, iyice erittikten sonra kırılan üç yumurtanın yavaş, yavaş pişerken çıkardığı, koku ve görüntüsüyle bir hoş olur, tırım, tırım kıvranan midenize az kaldı. Bekle dersiniz.
Fırından yeni çıkmış piş gel bir ekmeğin, lokmalarının geleceğini mideye müjdelerken, yumurta beyazının tam piştiğini görür. Sarısının kayısı tabir ettiğimiz şekli oluşurken, alımlı, alımlı süzülüşü, bir yosmanın erkeği baştan çıkaran cilveleri gibidir. Bu durumda, avallaşan kişinin görüntüsünü yaşarsınız.
İrili ufaklı balonlar şişirerek sahanda pişen yumurtalar, aşüfteliğini ön plana çıkarır. Kışkırtıcı haliyle kolları açık davetkâr bakışlarını sunar. Gözlerini kırparak, ben hazırım der. Bu tada ekmeği banarken ağzınızdaki lokmanın aroması ile büyülenir. Mest olursunuz.
Çiğnerken tarifi mümkün olmayan hazzı yaşar, yutarken lokmaları git, gide daha da büyütürsünüz. Ümükten kursağa doğru akan bu tat, yavaş, yavaş, aşağı inerken peş peşe devam eden bu olgu sayesinde büyük mutluluk yaşarsınız.
Şu an siz rahat, mideniz rahat, doymanın uç noktasında vuslata ermişsinizdir. Sevimsiz olan tek şey masada bulaşıklar
Ve dökülmüş ekmek kırıntılarıdır.
Sivas ta mevsim kış, ilkokul beşinci sınıftayım. Boyumuzun uzun olmasından dolayı, müdürümüz, benim gibi on beş kişiyi seçmiş. Başımıza bir öğretmeni görevlendirip:
“ Bu gün teşhir var oraya gideceksiniz” demişti.
Herhalde o zamanki eğitim anlayışının görsel bölümüydü.
Sivas’ın hükümet meydanında toplanan binlerce kişi, hepimizi şaşırtmıştı. Toplu olarak, merakla kalabalığın seyrettiği yere gelince hepimiz donduk. Kaldık.
Aman Allahım; Darağacında asılı bir kadın cesedi duruyordu. Önünde ve arkasında bir kartona büyük harflerle yazılı olan suçu boynuna asılmıştı.
Gözleri ve dili, dışarı fırlamış, yüzü sapsarı kesilmiş, tam karşımızda duruyordu. Korkmuş dilimiz damağımız kurumuştu.
Üzerindeki levhada yazılanları okurken heyecandan tir, tir titriyorduk.
Suçu: Aşığıyla bir olup eşini öldürmüş. Gece uyurken bir tava kızgın tereyağını kocasının ağzına döktüğü yazılıydı.
Aradan çok uzun yıllar geçti. Şimdi altmış üç yaşındayım.
Kadının korkunç görüntüsü gözlerimin önündeydi. Bu gösteri çocuksu beynimin derin kıvrımlarındaki yerini alırken ileriki yıllarda, ne müruru zamana uğrayacak. Nede tozlu rafların çevrelendiği arşivlerde unutulmaya bırakılacaktı. Bu imgenin silintisi de yoktu.
Yıllar, yılları kovalarken o korkunç imaj, bozulmadan renklerinin tüm canlılığı ile fotoğraf makinesindeki flaş gibi beynimde patlayıp duracaktı.
Sevdiğim tereyağlı yemek çeşitlerinde; örneğin mantı, pirinç ve bulgur pilavı birde, çok sevilip yapılan tereyağında yumurtaları yerken, bu eşsiz aromanın öldürücü boyutu hemen gözlerimin önüne gelir. İrkilirim.
Bir tava dolusu kızgın tereyağı uyurken ağzınıza dökülüyor.
İlk duyulan tadımı? Acısımı? Bu soruma hiçbir zaman kesin cevap bulamadım. Bulacağımı da zannetmiyorum.