17
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
2334
Okunma
Artık ilintileri kuramıyorum.
Neden sonuç ilişkilerini, çıkarımları, aklın egemenliğini filan.
Evrenle yekpare oluşu hissetme dışında her uğraş acı veriyor.
Varlığın suyuna akmak, yaşama hangi duruşu yakıştırıyorsam ölümü de aynı duruşla kutsamak yegane yol. Yanık saraylardan geriye kalan günceler gibi hayatın sözelcesi. Kimi cümleler net olsa da, çoğu defterin yanmış alanlarında kalan cümlelerden oluşuyor. Bu nedenle günce yarı gerçek, yarı güvenilir, yarı anlaşılır. Okunamayan her sözün gizemi koyulaşıyor.
Yanık saraylardan kalan günce var elimde.
Saraylar yanarken söndürülme çabası olmamış mı hiç?
Bilinmiyor, yanıtı yok bunun.
Yüzünün bir görüntü olarak başlayıp, belli periyotlarla, bir düzene uygun biçimde birleşip dağılmasıyla uğraşıyorum epeydir. Kareler küreler gibi, havadan daha hafif olmalı ki atmosferde dağılıyor yüzün. Küçük pırıltılı kağıtlar gibi dökülüyor yerlere sonra. Hatırlıyorum en sosyal davrandığında, bireyleşmenin çekilmezliğine düşmeden yüzünü bağışlamıştın bana. Tanrım ne cesaret. Hatta fazlasıyla cesaret. Güzellik karşısında -zamansız savaşmaya çağrılmış asker gibi- ricat etmiştim. Sonra hiç karşılaşmadık; sürgünde, ricat halinde ordu kaldım ben.
Neden yenilince insan, ihanet arar? Yanlış giden birşeylerin eylemlerden, eylemsizlikten doğmadığını anlayınca mı pes eder insanoğlu? Kaç yanlış düzeltsen bir doğru eder?
Vicdanına doğruluğundan kuşku duymadığını fısıldadığın aşkın, hayata geçme gücüne sahip olmayınca, başkalarını ve kurguladıkları hayatı yerle yeksan etme maceran mücadeleden bizzat senin yenik çıkmanla sükuta ermiş görünüyor.
Şansın ve ayrıcalığın; içten içe uluyan, bağırtılarla dolu bir katedralde, bir güvercinin gömülü kendi sessizliğinde, sonsuza bakışına tanık olmak.
İrdelenemeyen, açıklanamayan bir an’lık sırrın işte. Acısız ölebileceğin frekans. Şimdi her şey yanlış sevgilim. Bildiğinden başka. Şimdi her şey yalan o andan başka.
Yüzüne dataylar ekleyebilen bir heykeltraş olsaydım keşke.
Saçlarının izleyegeldiği yollara küçük dokunmalarda bulunabilseydim.
Işık gölge oyunlarına sahne olan yüzünde, saliseler aralığında beliren anlamların avcısı olabilseydim. Ağaç oymaları gibi, kavisli her yaratı gibi saçlarının kavisleri, okunmayı bekliyor.
Oysa ben yangın yıkıntıları arasında bulduğum yanık defterden, yüzüne nazire olacak –aslında sadece beni senden alıkoyacak- anlamlar peşindeyim.
Ne demiştik; her şey yanlış, hepsi yalan.
Bir gün çıkıp gidersem, gitmek kader olursa, sen anlat.
Hepsi yalandı de.
Tek anın sonsuz mahmurluğunu atmak için, kucak açtığımız yalanlardı.
“Hiç kimse senin gibi sevmeyecek.”
.
.
.
10.0
100% (5)
5.0
100% (1)