16
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1351
Okunma

Doğuyoruz, annemize bağımlıyız.
Anaokuluna gidiyoruz, öğretmene bağlanıyoruz.
Okuduğumuz müddetçe, öğretmenlerimize bağlanıyoruz.
Delikanlılık, genç kızlık dönemlerimizde, arkadaşlarımıza bağlanıyoruz.
Okulu bitirip bir iş sahibi oluncaya kadar, babamıza bağımlıyız.
Askere gidiyoruz, komutanlarımıza bağlanıyoruz.
Askerden gelip bir işe girdiğimizde, patrona bağlanıyoruz.
Patrona ayıp olmasın diye işe bağlanıyoruz.
Bir kız ya da erkek arkadaşımız oluyor, her şeyi unutup ona bağlanıyoruz.
Nişanlanıyoruz, nişanlımızdan habersiz adım atamıyor ona bağlanıyoruz.
Evleniyoruz, eşimizden habersiz bir arkadaşımızla şöyle bir keyif yapamıyor, eşimize, evimize bağlanıyoruz.
Sigaraya bağlanıyoruz, paraya bağlanıyoruz, arabamıza bağlanıyoruz, mala mülke bağlanıyoruz, apartman yöneticisi oluyoruz apartmana bağlanıyoruz.
Çocuğumuz oluyor, tüm yaşantımızı ona göre ayarlıyor, ona bağlanıyoruz.
Emekli oluyoruz, tam bağımsızlığımıza kavuştuk derken, annemizin, babamızın sağlık sorunları başlıyor, yeniden onlara bağlanıyoruz.
Derken çocuklar büyüyor evleniyor… Torun oluyor, bu defa toruna bağlanıyoruz.
Torunun peşinde koşarken bir de bakmışız ki hayatla bağımız kopmuş,
Sonunda toprağa bağlanmışız istemesek de.
Üzülmeyelim, arkamızdan mutlaka;
“Rahmetli çok iyi insandı, hiç kimseyi kırmazdı, gönlünce yaşadı…Gitti.”
Diyeceklerdir.
Bekir GÜÇLÜER
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.