37
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2633
Okunma


İnsanoğlu, diğer canlılarla kıyaslandığında, oldukça duygusaldır. Bazen biriyle konuşmaya, dertleşmeye, hatta ağlamaya gereksinim duyar.
Kimilerine göre, normal sayılabilecek günlerden bir gündür ama sizin canınız çok sıkılabilir. Kızınızın, oğlunuzun, torununuzun, hatta sevdiğinizin yanınızda olmasına ihtiyacınız vardır. Onlara dokunmayı, sarılmayı, hatta doya doya konuşmayı istersiniz ama yanınızda olmaları mümkün değildir. Yaşam şartları her birini alıp bir yerlere postalamıştır.
En kestirme yolu denersiniz, telefon… Elinize aldığınız telefonla sırasıyla aramaya başlarsınız ama ya işleri vardır, sizinle konuşmayı başka zamana ertelerler, ya da telefonları kapalıdır ulaşamazsınız. Çıldırmak üzeresinizdir, bir sese o kadar çok ihtiyacınız vardır ki, bunu kimseye anlatamazsınız.
Akşamın kızıl karanlığı bastırmış, kuşlar yuvalarına, insanlar evlerine çekilmiştir. Balkona çıkar, çoktan ufkun ötesine giden güneşin ardından bakarsınız. Nafile… En ufak bir aydınlık kalmamıştır güneşin ardında. Sadece kıpkızıl bir yalnızlık görürsünüz ufukta.
İçinizi bir karanlık kaplar, ağlamak istersiniz. İşte o vakit, ağlayın! Doyasıya ağlayın. İçinizde biriken zehri yok edinceye kadar ağlayın. Katılaşan yüreğiniz yumuşasın. Kuruyup çölleşen duygularınız gözyaşlarınızla ıslanıp yeniden filizlensin. Yalnız, ağlamanın kadını erkeği yok bunu bilin. Kim demişse “Erkekler ağlamaz” diye halt etmiş. Erkeklerde ağlar. Ağlamalı. Onlarında yüreklerini boşaltmaya, rahatlamaya, içlerinde biriken zehri akıtmaya ihtiyaçları vardır.
Ağlayıp rahatladınız mı? Bulutlara tekrar bakın. Nasıl da gökyüzünde dans eder gibi süzüldüklerini göreceksiniz. Balkonlara bakın; komşularınızın tek tük çiçekleri gözünüze ne kadar da güzel görünecek. Dahası, dünyaya bakış açınız değişecek. Daha sevecen ve anlayışlı olacaksınız.
Haydi, hep birlikte “Ağla gözlerim ağla” diyelim.
26.09.2011 Emine UYSAL
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.