6
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
850
Okunma
Aklımız erdiğinden beri tanırız birbirimizi... Hatırlar mısın? Çocukken en çok fıstık hasat zamanlarında karşılaşırdık seninle. Siz ailecek gelirdiniz ekili tarlaların başına; biz ise evimizle o fıstık tarlası arasında mekik dokurduk.
Ah, sizin o fıstık tarlanız yok mu! Hele kıyısındaki patikada biten yabanıl otlar... Kasım ayının ayazında o patikadan geçerken, ayaklarım ıslandıkça iliklerime kadar üşürdüm. Bazen annen alıkoyardı beni yanında. Bir sahana taze kaynatılmış süt doldurur, içine ufaladığı ekmeklerle ikimizi aynı kaşıkla doyururdu.
Sen hep ağırbaşlı mıydın yoksa ürkek mi, hâlâ bilmiyorum. Kimse incinsin istemezdin. Annen beni kucağına alıp öpüp koklarken bile, aldırmaz gibi görünür ama bizi yan göze izlerdin. Büyüyorduk her canlı gibi. Okul çağımız gelip dayanmıştı; siyah satendendi önlüklerimiz; robalı, büzgülü ve çift cepli... Yakalığımız patiskadandı ama en güzelini benim anam dikerdi.
Pantolon denen şey pek bilinmezdi o zamanlar. Anam nasıl ve nerede gördüyse bellemişti; lacivert ve bordo kumaşlardan bana okul kıyafetimi tamamlayan pantolonlar dikmişti. Ayrılmayı hiç istemezdik birbirimizden. Bazı kış günleri sabahtan izin alırdım anamdan, akşam sizde kalmak için. O da bilirdi ki küçük kızı emin ellerde...
Yer sofrasına yedi sekiz kişi oturup tahta kaşıklarla yediğimiz o bulgur pilavının lezzeti nasıldı öyle! Bir de evinizin o zaman en küçüğü olan erkek kardeşinin, bir büyüğünün kafasına yoğurtlu kaşıkla vurmasını ve bizim gözlerimizden yaş gelene dek ona gülüşümüzü hiç unutmadım. Bazı şeyler unutulmazmış...
Biliyor musun, en çok o kıvır kıvır ve gür olup beline kadar inen saçların çekerdi dikkatimi. Taraması zor muydu bilmiyorum ama öyle çoktu ki saçların, taranırken kuşkusuz canın yanmıştır. Garipserdim saçlarının kıvırcık olmasını.
Çünkü bir Arap Kızı Teyze’nin saçları kıvırcıktı, bir de senin... Aynı kuzularınki gibi. Ben öyle zannederdim çocuk aklımla. Sen de en çok "Arap Kızı" dediklerinde kızardın saçların sebebiyle.
İlkokul bitti, ben ortaokula başladım. Sen evinizin en büyük çocuğu ve tek kızı olduğundan mı bilmem, ilkokuldan sonra okumadın. Ama bu da bizi ayıramadı. Her yaz tatilinde ya sizin ya da bizim evde yine toplandık. Bu kez grubumuza köyümüze yeni atanan genç bir kadın öğretmen eklenmişti. İlk görüşte onunla da ısınmıştı kanımız birbirimize ama sen başkaydın Kuzucuk.
Yeni bir huy edinmiştin: Beni kendinden bile kıskanır olmuştun. Öğretmen hanıma biraz yaklaşsam yaka paça kendi yanına çeker, dizlerine yatırıp bir güzel pataklardın. Güçlü kuvvetliydin bana göre; hani şişman değil de, kemiklerin daha iriydi.
İkimiz de yirmili yaşlardaydık. Ben memur olup Ankara’ya gitmiştim. İki üç ay sonra köye geldiğimde duydum ki seni sözlemişler. Bu buluşmamızın bir "final" olacağını hiç düşünmemiştik. Ben köy postasından inip daha anama gitmeden sana gelmiştim. Annenden izin isteyip bize geçmiştik. Babam bizi birlikte görünce hemen bir tavuk kesmiş, anam da kızartmıştı. Beş kişi, bir kazan dolusu kızarmış tavuğu nasıl da iştahla yemiştik.
O gün evin kızı sen, misafiri ben olmuştum. Yemeğin üstüne közde çay demlemiştin. Anamla babam evin içinde, biz ise evimizin hemen üstünde, papatyalarla bezenmiş harmanda içmiştik çayımızı. Son buluşmamızdı o.
Zaman hiç bitmesin istemiştik ama bitti.
Yıllar sonraydı, senelik izne gelmiştim ilçeye. Evinin adresini verdiler, kapını çaldım. Önce iyice inceledin beni; sanırım ben olup olmadığımdan emin olmak istedin. Sonra bana öyle bir sarılışın vardı ki... Ben hep "çıtkırıldım" olduğumdan, o sarılışınla sanki bütün kemiklerim bir torbaya toplanmış gibi hissettim.
Ben şimdilerde şiirler yazıyorum biliyor musun Kuzucuk? Aslında sesim çok güzeldi, sen de bilirsin. Biraz bağlama çalmışlığım da vardı hani... Çoluk çocuğa karıştıktan sonra bıraktım; ara verince de temelli unuttum.
Kuzucuk" dememe kızma olur mu? Saçların kıvır kıvırdı ya, işte ondan...
Umarım bir gün yine karşılaşırız. Yine taze kaynatılmış sütü aynı kaptan, aynı kaşıkla içeriz. Ve ilkokul çağımızdaki gibi; şartlar bizi temelli ayırana dek yaptığımız gibi, aynı yer minderinde sarmaş dolaş yatarız. Konuşacağız diye hiç uyumadan sabahlarız... Kim bilir, belki...
Şimdi, yani otuz yıl sonra, "Nereden geldi bunlar aklına?" diyorsun değil mi?
Haklısın ama biz seninle dosttuk Kuzucuk. Kelimenin tam anlamıyla; sen benim tek arkadaşım ve tek dostumdun.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.