13
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1195
Okunma
Gününü, ayını, yılını hatırlamıyorum; hani çokta önemli değil. Bilgisayar denilen bu aleti evime alalı çok olmuştu. Ortaöğretim çağında okuyan dört çocuğum vardı ve bu alet çok gerekliydi; gönlümün rıza göstermeyen yanları olsa da, artısı, eksisinden çok olacağını peşinen bildiğimden, gidip aldım. Ben, susuzluğu giderilemeyen iyi bir kitap okuru olmam nedeniyle, bu durumumu, yazı yazmam hariç, gölgeleyecek hiçbir uğraşa yüz vermezdim hayatımda. Böyle davranmaya devametsem de, birgün çocuklar başına üşüşmüşken, canımın da sıkıldığını hissettim; bir de ben bakmak istedim. Tabi ki elimi tuşlara götürdüğümde ilk yazacağım şey edebiyat ve şiir olacaktı. Edebiyat siteleri diye girdiğimi hatırlıyorum. İlk bölümü tıkladığımda, aziz "edebiyat defteri" yani, seni karşımda buldum. Benimle konuşmamış, hatta beni kabul etmemiştin. Üyelik istiyordun ve benim bu olup bitenlerden haberim yoktu. Daha başka hiçbir siteye bakmadan, çocukların yardımıyla üyeliğimi tamamladım ve üyeliğimin kabulünden sonra ilk şiirimi yayınladım.
Anında tepkiler geliyordu ve ben çok sevinçliydim. Nedeni basitti. Memuriyet hayatımı hep memleketin ücra yerlerinde sürdürürken, biryandan da kopamadığım okumalarımın yanı sıra yazı ve şiirlerime de devamediyordum. Her yazıcı gibi ben de toplum tarafından görünür olmak istiyordum. Bunun yolu da o yıllarda dergilerden geçiyordu. Binbir güçlükle çok geç edinebildiğim aziz daktilom ki, onu halen çok sever ve saklarım; bana bu çalışmalarımda yardımcı olurdu hep. Yazılarımı hazırlar dergilere gönderirdim ve günleri iple çekmeye başlardım. Hangisinde, hangi şiirim, ne zaman bana sürpriz yapacak ?. Bilinen dergilerde olduğu gibi, belli bölge ve yörelere ait dergilerde de şiirlerim çıkıyordu. Bunun heyecanı bambaşkaydı, bugünleri benim gibi yaşayanlar bunun keyfini bilirler. Yine dergilerden istifade yarışmalar düzenlenirdi. Gariptir şiirde pek katılmadım bu yarışmalara, katıldığım yarışmalar hep diğer yazın dallarıyla ilgiliydi. Güzel başarılar elde ettiğimi de söylemeliyim. Bütün bunları yaparken, halen üzerimde yama gibi duran bir mel’un derdim vardı. Düşünceye daha çok değer verdiğimden, edebi teknik ve estettik açısından pekte hoş olmayan hazırlıklarım olurdu. "Ya her şey çok güzelde, keşke biraz nizam intizam" demek isterdiler ama, üstüme çok alınmazdım. Halen de sür-git devam eden bu özelliğim, yazıya olan sevgim ve sabırsızlığımdandır. Bir şeyi başardığımda hemen elimden çıksın isterim; çıksın ve sonucunu göriyim. Yapacak bişey yok. Böyleyim...İşte bu günlerden kalan bu susuzluğumu giderme adına; "edebiyat defteri" yani sen, bana inanılmaz bir kapı araladın. Başkaları da olabilirdi, ama, talih bu ya, sen oldun...
Artık çocuklar bu durumdan çok hoşnut olmasalar da, onların arasına bende katılmıştım. Bundan böyle pc’ye ben de elkoyacaktım, koydumda..Biraz da onları ders çalışmaya iterek kendime zaman yaratıyordum. Artık her akşam bir şiir ve ya araya bir yazı sıkıştırmak suretiyle bir yola girmiş bulunuyordum. Eskiden aylarca bekleme yerine, şimdi yayınladığımız her şiir ve yazıya anında tepki gelebiliyordu. Bundan herkes gibi bende elbet hoşnut oluyordum. Sonra yeni dostlar edinmeye başladım, bu aslında yine herkes için kendiliğinden gelişen bişey oluyordu. Bazen yazının ve şiirin önüne geçecek kadar da, durum ve konumumuzu etkileyebiliyordu. Elbette edebiyat adına bişeyler yapmaya çalışıyorduk, ama, aynı zamanda biz insandık. Bazen insani yönümüzün, burada bulunma gerekçemizin üstüne çıktığını da görüyorduk hep birlikte. Bunun bir teraziside yoktu. Bugünden geriye baktığımda, dostlukların edebi endişeyi yendiğini görüyorum. Bu edebiyat adına çokta güzel bişey değil. Çünkü kaliteyi etkilediğini biliyor ve görüyoruz...
Katkılarınızla güzelleşmesi dileğiyle...
Devam edecek...