36
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2426
Okunma
“Sana uzun saçlı, çakır gözlü torunlar veremedim, ana,
Bayram namazından sonra çoluk, çocuk elini öpmeye gelemedik ana.
Bana hep gadanı alayım. Sana gelen bana gelsin derdin ya bu sefer olmadı olamadı ana”…
“Selvi boylum, hayat kavilleştiğimiz gibi değilmiş.
Ne elimi tuttun ne elini tutabildim.
Sarılmadın, sarılamadım.
Üzerime Kokun bile sinmedi.
Helalim olacaktın nasip olmadı.”
“Sana verdiğim sözü tutamadım baba, bana dik durmayı eğilmemeyi öğrettin, yaşamın bu yönünü çözemedim.
Hani, oğul bizi ayakta gururumuz tutar.
Başka bir şeyimiz yok. Fakiriz ama bizler onur zenginiyiz. Derdin ya baba…
Beni vücudumun örselenmesi değil, ruhumun ezilmesi bitirdi.
Beni hiç doğmamış, bu dünyaya gelmemiş say baba”
Bazı kişilerde olumsuz hareketler, ömür boyu sürer gider. Bu tipler, her zaman kendilerini dev aynasında görür. Hiç değişmez. Değişmekte istemezler.
Doğru bildiği yanlışlarla yaşayıp, pimi çekilmiş her an patlamaya hazır el bombası gibidirler. Bu güç safhada bunu alışkanlık haline getiren kişilerde davranış bozuklukları başlar. Hasta ruhlar artık sahnededir.
“Bu dağları ben yarattım”…
“Vay be ben neymişim”…
“En doğru benim yaptığımdır.
Korku salıp disiplini muhafaza ediyorum, zihniyeti diğer amirler tarafından da görmemezlik ve örtbas edilme durumunda kalınca, bu mukaddes ocak yara alır. Taşıdığı üniforma kirlenir.
Dayak onur kıran bir davranıştır.
Yüzlerce kişinin önünde tokatlanmayı hazmetmek her kişinin kaldıracağı bir durum değildir. Döven havalarda dövülen yerin dibinde.
Küfür zayıf kişilerin en sık başvurduğu bir olgudur.
Küfür eden egosunu tatmin eder. Küfür yiyenin, gururu incinir, yıkılır, tahrik olur.
Beraber çalıştığımız, üst rütbeli biri, hiçte hak etmediği bir birimin başına atanmıştı.
Kimse tarafından sevilmeyen astlarına kötü davranan ağzından küfürleri eksik etmeyen, basit kabahatlerde bile erleri öldüresiye döven, hoşgörü ve affetmeyi bilmeyen bu gaddar aramızdan ayrılacaktı.
Duyunca hepimiz çok sevindik. Sevmediğim, nefret ettiğim biriydi.
Komutanlık uyarı ve cezaları bu kişiyi hiç uslandırmıyor, her geçen gün daha da zalimleşiyordu. Bu tayin belki de ona tanınan son şanstı. Hiç de arkadaşı yoktu.
Hep kendini haklı gören bu zavallı, aramızdan gitmişti. Veda yemeğine katılmamış, helalleşmemiştim bile…
Duyduklarıma göre, yeni birliğinde de bu alışkanlığını sürdürmüş, sadistliği de en üst noktalara taşımış.
Bu hasta kişiyle görev yapan, olayı birebir yaşayan devre arkadaşım anlatıyor:
“Kampın, en kalabalık olduğu sıcak bir ağustos günü, tüm misafirlerin yanında hiçte hak etmediği halde bir askeri hem öldüresiye dövüyor, hem de hayâsızca küfürler ediyordu.
Ağzı burnu kan içinde kalan askeri yarı baygın halde revire götürdüm. Moralim çok bozulmuş, bir külçeye dönen asker’e de çok acımıştım.
Doktor, gerekli muayeneyi yapmış, birde sakinleştirici iğne vurmuştu. Uykuya dalınca görev yerime gittim. Aynı günün akşamı:
Tüm kamp sakinleri akşam yemeğindeydi. Komutanda misafirleriyle beraber kendisine ayrılan masada ailesiyle birlikte yemek yiyordu.
Dövülen asker elindeki silahıyla komutanın oturduğu masanın önüne geldi. Havaya birkaç el ateş etti. Etrafına dönerek:
“Sakın bana yaklaşmayın! Ayağa kalk komutan”
Üstü başı kan içindeki asker, gündüz dövülendi. Sesi, hiddetli, bakışları donuktu. Hepimiz olayı sessiz ve merakla izliyorduk.
Komutan şaşırmış herkes gibi oda korkmuştu.
“Evet, ayağa kalk komutan, beni bu kadar insanın içinde neden dövdün, anama, bacıma bana neden küfür ettin. Ben aileme küfrettirmeğe gelmedim. Ben askerlik yapmağa geldim. Vatanıma hizmet için buradayım. Bu kadar komutanların içinde yalnız sen kötüsün. Hadi şimdide küfür etsene”
Zaman durmuş. Hepimiz olaya kilitlenmiştik. Hiçbir şey yapamıyor, gözü dönmüş askerimizi şaşkınlıkla izliyorduk.
Silahı komutana doğrultup, tüm mermileri, boşalttı. Kütüklükten ikinci şarjörü takıp yere yığılan komutana birkaç el daha ateş etti. Büyük bir soğukkanlılıkla namluyu çenesine dayayıp sağ eliyle tetiğe bastı. Her yer kan gölüydü.
Kemik ve et parçaları yerlere dağılırken havayı ağır bir barut kokusu sarmıştı.
Etraf ölüm sessizliğine bürünmüş, sanki her şey saniyenin binde bir zamanı içinde cereyan etmişti.
Hiçbirimiz hiçbir şey yapamamıştık.
“Evet, oğul mürüvvetini göremedim.
Bu nasıl acı?...
Sensiz bayramları istemem…
Hani gittiğin gibi gelecektin…
Garip anan şimdi nasıl dayanır bilebilirmisin?
Ahhh oğul Ahhh.
Yattığın çarşaflardaki, giydiğin esvaplardaki kokun içimde, ölene kadar onları yıkamayacağım…
Çok bekletmem seni!...
Tez zamanda yanındayım. Aslanım…”
“Ben sözümdeydim yiğidim…
Gözüm gittiğin yollardaydı…
Bir gün daha bitti…
Az kaldı der, gün sayardım…
Hani düğünlerde halay başı çekerken bana arada bir bakardın’ya
İşte o, zaman içim bir hoş olur. Başım dönerdi yiğidim..
Kavilleşmeyi sen bozdun…
Şimdi ben yaşayan bir ölüyüm bilesin”
“Oğul seni nasıl doğmamış sayarım.
Sensizliğe nasıl katlanırım.
Köy meydanında arkadaşlarımla otururken omzunda küreğinle tarladan dönüşün vardı ya, işte o zaman baban olmanın gururunu yaşar arkandan maşallah derdim.
Güvencemdin, geleceğimdin…
Ne zaman sıkılsam ne zaman müşküllere düşsem sen aklıma gelince içim aydınlanır. Yüzüm ak, alnım dik olur. Dermanı kalmamış ayaklarım bile bir başka basardı yere…
Sen benim her şeyimdin. Çift sürerken ekin biçerken konuşur şakalaşırdık. Tarlanın ufak taşlısını, öküzün inek başlısını, avratın uzun saçlısını alacaksın der gülerdik.
Nasıl unuturum seni oğul nasıl?
Selamına öleceğimiz uğrunda önüne siper olacağımız saygın, makamına yakışan komutanlarımız vardı. Onlar eşsiz bir komutan ve adam gibi adamlardı. Binde bir çıkan bu gibileri yüzünden çok zor anlar yaşar, çokta çıkmazlar içine girerdik.
Uzun yıllar görev yaptım. Çok değişik karakterde insanla karşılaştım. Disiplini bozan çok askerim oldu. Dövmek, sövmek tarzım değildi. Göz hizasında konuşur. Suçunun bizlere zararını izah eder defalarca anlatırdım.
“Hadi git sen bunları yapmayacak kadar akıllı birisin” derdim.
Askerlerime değil tokat atmak, kulaklarını bile çekmedim. Hepsi iki oğlum kadar kıymetli, bana verilen, karşılığı olmayan en büyük emanetlerdi.
Geçmiş zaman içinde kazanan ben olmuştum. Yıllar sonra her hangi bir yerde askerlerimden biriyle karşılaştığım zaman, elimi öpmek için hamle edip eğilirler. Gözlerinin içi güler.
“Nasılsınız komutanım”der!
Sıkıca sarılırlar. Bundan daha büyük daha güzel bir ödül olabilir mi?
İşte ben bu güzellikleri yaşadım. Ömrüm olursa, daha da yaşayacağıma inanıyorum.
Makamlar babadan miras değildir.
Devleti âli’den büyük emanettir.
Bir gün sende bırakıp gideceksin,
İyi biriysen adın her yerde söylenir.
Unutma insanoğlu, başak dolunca eğilir.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.