18
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1162
Okunma

Bozuk bir şeytan üçlemesi ulu orta pandomim yapıyordu hayatlarımınızı temaşa sahnesi yerine koyarak. Akrebin viski artığı olmaktan kurtulup yeşil gözlerimi maskelemesine müsaade eder etmez asık yüzlü bir yardım meleği ilan edilmişti yelkovan. Sert, düz ve dua geçirmez beyaz sütunların arasında kaybolmuştum adeta. Kuşatıyordum kendimi, tanıyabilmek için yörüngesi kayıp benliğimi ve onun uçurum kenarı dörtlüklerine uzatarak ruhumu, işitiyordum aşikar etmediğim geçmişi. Susmayı yeğlemiştim bugüne kadar, şimdiyse üzerine basılı onca şeye rağmen sıyırıp gözlerimi kaldırımdan bir avuç insan arasında kalabalık yaratıyordum. Burada yoktu evim, samimiyetim, güzel mavi gömleğim, diş fırçalarımız ve yan yana poz verdiğimiz uzun ayna... Hiç bir şey anımsatmaya meyilli değildi kalemin sivri ucuna yerleştirdiğimiz kısacık öykülerimizi. Evet, ait değildi burda hiçbir şey bana. O halde şimdi gurbetten dönme vakti gelmişti.
"Kalk, yürekli yalnızlıklar getirdim sana. Cesur olmaya ihtiyaç duymadan kalabilirsin kimsesiz. Şimdi birkaç adım atma vaktidir, titriyor olsalar bile bu kez yürümek için kullanmakla yetinme. Git ama kalıyormuş gibi yaparak."
Terlemiş olabileceğini düşündüm, sesten yalıttım adımlarımı ve kapalı gözlerinin üzerinde sıcacık nefesimi gezdirdim birkaç saniyeliğine. Üşümeye alışmış simalarında tesadüfle gelen bir adam misali dolandım o kısa sürede. Açtı gözlerini katlanamadan bu siyahlığa, hiç ara vermemiş gibi konuşmamızda buldu soluğu ellerimi tutmaya yeltenmeksizin. Oysa en çok beklediğim şeydi tenimin af dileyen örgüsünü sinesine yerleştirmesi. "Yaşıyor mu? İyi mi kızım?" Soğukkanlılığımın himayesinde tekrardan buluştum gözlerinin koyu kahvesiyle. Üst dudağımı hafif içeri çekerek emmeye başlamıştım, çocukluktan kalma bir alışkanlığımdı bu numara. Düşüncelerimi toparlamama yardımcı oluyormuş gibi sahip olduğum batıl bir inanç ve en kolay zaman kazanma yöntemiydi sanki ağzım meşgulmüş gibi yapmak. Lakin kahvenin kör kuyuları çok daha fazlasını bekliyordu bu ıslaklıktan, gecikmedim daha fazla ve "İyileşeceğini söyledi Doktor, kısa bir süre sadece. Ağrıların dinecekmiş" diyerek yalanlarımı bir ömür daha uzattım bu sayede. Tekrar baktı, daha büyük bir ısrarla üstelik. Önce sesimi içimde test ettim sonra her şeyin yolunda olduğuna inanabilmesi için buruk kısımlarını söküp attım Türkçemden. "O da gayet iyi. Dinleniyor senin gibi ve birkaç gün içinde ayağa kalkacak. Rahat ol bir tanem." Göz kapaklarını uzun bir aralık kapalı tutmuştu bu sözlerim üzerine ve endişelenmeme fırsat vermeden tekrar açtı ve yine aynı kusursuz keskinlikte bakışlarımın ortasına sapladı. "Bu ikinci kez oluyor biliyor musun? Bana söylediğin ikinci yalan bu."
İşte o an sözün acı verici devamını beklemeden sıkıca sarıldım ellerine ve inkar ettim geçmişi... Bugünü... İkimiz arasında doğru olmayan her şeyi... Üzülmek onun doğum yeriydi belki ama söz vermiştim ona yıllar evvel, bir daha yaşamayacaktık orda. "O nasıl söz bebeğim? Hiç olur mu? Sana yalan söyler miyim? İmkansız bu." Eğer kıpırdatmaya gücü olsa o an ellerini kayıp götürecekti avuçlarımdan, hissediyordum bunu. Yüz ifadesini değiştirmedi bana rağmen ve artık en büyük dileği susmamdı, bunu da derhal anlamıştı sevgi dolu yüreğim. "Lütfen, yorma beni. Şimdi bu kadar güçsüzken ancak bağışlayabilirim seni. Ölümümün ardından ayağa kalkmamı bekleme, lütfen. Affettim, silindi her şey. Kızımın acısıyla baş başa bırak beni." Sonra ağlamadı, ben sustum ama o ağlayamadı ve bu onun gövdesini eşeleyen ızdırabın kudretini resmetmeye yetiyordu. Suyu örtmek için ne kadar kalın bir toprak kitlesi örtmek gerektiğini iyi bildiğim için acısını sadece yüzsüz sıcak temaslarımla hafifletmeye yeltendim, öylece kaldım yanında ve istemsizce de olsa geriye gitti zihin kırıklarım.
Lorna... Aşk öğretmeni, laciverdin beyaza en yakıştığı beden, gözlerimin inkara kalkışamadığı yakınlıkta bir mesafe, lokmalarıma kıstırdığım uyuşturucu kokusu ve yalvartmadan bir kez daha öpmeyen...
Ona sarılmak çaresizliğimi anımsamak olurdu ancak. İnsan hayatta bazen o kadar zor duruma düşer ki çırpınmanın yaklaşan sonu hızlandırmaktan başka bir işe yaramadığını fark etmenize rağmen yapabileceğiniz yegane şey çırpınmaksa eğer gözünüzü bile kırpmadan boğuşursunuz kör dövüşünü andıran bir hırçınlıkla. Esas öfke, gücünüzün yetişmediği hayat kurallarına duyulan sitemden gelmektedir. Ve ben işte o en korumasız halimle kilitli bir kapıdan farksızdım Lorna’nın dirseğime kadar sokulan şehvetini tanıştırırken kaderimle. Zil yoktu, sesi duyulmamaya yeminle mühür edilmişti bizzat beynimin kirli tabancalarının emriyle. Ve kazdığım düşünce siperlerine uzanan uçsuz bucaksız hayaller bir yabancıyı göz ucuyla kovalarken, sırasını kaybetmiş dikkatsiz adamlardan farksızdı, ayıramıyordum bir çırpıda. Püf noktası neydi emelini şekerlediğim bekleyişlerimin? Niçin bedeni tatlı geliyordu hiç kabul etmeyecek şartlanmaları iki yıl evvel inşa etmiş olsam bile beynime?
Kapı... Ardında duran, görmek istediğiniz adamın duyguları mı yoksa sizin o adam için beslediğiniz hisleriniz mi şekil verir ellerinize çalarken o kapıyı? Dokunuş meselesiydi bu. İçgüdülerime kuyruk sallamayı bırakalı onca sene olmuştu lakin şu an buram buram zehir salgılıyordu Lorna’nın pürüzsüz teni. Çaktırmadan cesaretle defalarda geçti üzerimden kaygan, noktalı ve sıcak... Adeta tüm şartlara uyarak. Sonra iyice sokuldu, kokusu neredeyse bütün ciğerlerimi işgal altına almışken sakin kalmam ne derece olasıydı? Yeşili gözlerimden kurtarmaya çalıştım hızla, öldürücü darbesini bana seyrettirmeden önce ancak nafileydi bütün gayretlerim. Avucunun içinde kımıldamadan yatıyordu adeta ilk aşk hevesim. Sanki hiç sevmemiş, bir sonraki adımı düşünmeden hiç mi hiç sevişmemiş gibi toydum kollarında. Saplandı günahı koyu kumral sevap saymama olanak sağlayarak oracıkta. Ve bütünleşti adresleri karıştırmadan. Ellerim bir an kumandayı bırakmıştı Lorna’ya, belki bir ilkti bu belki anımsamadığım için öyle farz ediyordum ancak keyfinde sürüklenmeye alışmadan beynimin mukavemet gösterip "Dur" emri vermesiyle birlikte atabilmiştim uyuşukluğu üzerimden. Bu aniden yüreğimde yanan savunma mekanizmasının en doğru tercihi olmalıydı, zira sevdiğim biri vardı üstelik bunu fazlasıyla hak eden. Az evvel tüm keskinliğini terk edip çocuk kılığına bürünmüş iradem bir anda demir kesilmişti. İki elimle ayırdım o çoraklığı tenimden ve dudaklarımı tüketmesine müsaade etmeden tek bir cümleyi bile fazla görüp dönmüştüm arkamı, ilerledim unutmaya çalışıp son birkaç dakikamı. Ayak seslerimin arkasına saklanan buseleri hala ensemi okşuyordu lakin o kadar kararlıydım ki kapıyı belki kilitlemeden ilk kez bu denli sert biçimde kapatabilmişti ellerim.
Lorna... Şiddetli bir tüketici olmaya alışmış erkek toplumlarının göz aydınlığı, lise yıllarımızın abartılı heveslerinin yüz akı ve belki bir daha elime düşmeyecek en olağanüstü fırsat. Bir gün içine yalan damlatmadan erkek meclisinde anlatabileceğim yegane öykü olabilirdi aslında. Ve emindim yarın tekrar iş için bir araya geldiğimizde her ikimizde bugünü anımsayacak ve imalı bir bakışmanın ortasında soluklarımızı her zamankinden hızlı biçimde dolaştıracaktık yüzümüzün çevresinde. Sonra ben bir an pişman olmuş gibi yapıp yeni bir şans isteyecektim ellerimi yaklaştırarak ancak bu kez o tepkisiz kalacaktı, biliyordum. Bu oyunun mağlubu ben olmaya mecburdum ve o ilk bakışta gururunu teslim etmiş gibi gözükse de esasında beni güçlükle düzenini kurduğum hayatımda yetim bırakacak bir oyunun kaybedeni kılmıştı.
Lorna... Bu kez ıslık çalsam bile tekrar açar mısın kapıyı? O gün ne yapsam beni geri çevirmeyecekti. Ellerini duvara dayayıp bütün yeşillerimi almıştı ellerimden. Ne özür bekledi ne de saldırıya dönüşmüş bir şehvet. "Eller yukarı" demesine fırsat vermeden teslim olmuştum. Ve o gece adını sırtıma kazıyan tırnakları ilk yalanım olmuştu böylelikle. Kendi irademe sıktığım bir kurşundu bu düşünceler. Vazgeçtim oracıkta, iyi bir adam olma fırsatını teperek herhangi bir adam gibi davranıp fırsatçılık yapmak gelmişti işime. Vazgeçmiştim nedenlerin yerini bahanelere teslim etmek iyi bir fikirmiş gibi gelmişti. Vazgeçmiştim işte...
Lorna... Hayır, yılanlar üşüşmedi saçlarıma, gönüllüydüm. Zehiri birlikte akıttık damarlarıma ve şimdi panzehir, söylemeyi beceremediğim yalanı sahibine ikram edebilmekten ibaret. Ama bu kez erdemli olan, hayat daha kötüsünü doğurmadan kötüyü eceline teslim etmek...
"Eğil. Susabileceğin bir köşe bulup anlat Medusa›ya. Yazgını benzetmeye çalış ona. Kim bilir belki yalanlar en güvenli sığınaktır? Belki masumiyet bir kalp atışı kadar kısa boyludur hikayesinin yanında. Bir erkeğin kendini aklaması bu kadar kolay ve hayata kaldığı yerden devam edebilmesi bu kadar sihirsizdir esasında."
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.