13
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1070
Okunma

“Emanetlerini al, bir daha da gelme!”
Polis memuru önüme karton bir kutu sürdü. İçindekileri alıp ceplerime tıkıştırdım. Memurun uzattığı teslimat belgesini imzaladım ve cezaevinin dış kapısından çıktım. Artık özgürdüm.
Özgürlüğümün sınırları sokakları arşınlamaktan geçiyordu. Param yoktu. Yakalandığımda üzerimde olana polisler “uyuşturucu parası” diyerek el koymuşlardı. Şehrin öbür yakasındaki Kerkenez’e gitsem bana iş verirdi ama üzerimden otobüse binecek kadar bile para çıkmıyordu. Bu durumda yapacak bir şey kalıyordu.
...
Nancy yanına yaklaşan adama baktı. Uzunca boylu, yapılı, esmer biriydi. Müşteri olabilirdi ama belli ki parası yoktu. Adam daha söze girmeden Nancy davrandı:
“Hiç yorulma. Hadi ikile, şimdiden müşterileri kaçırmaya başladın bile.”
Adam istifini bozmadı. Gülümsemeye devam ediyordu. Bir anda Nancy’nin karın boşluğuna yumruk attı. Soluğu kesilen kadın iki büklüm oldu. Bu sefer adamın dizi Nancy’nin çenesinde patladı. Şokun etkisiyle dişlerinin kırılmasını hissetmeyen kadın geriye doğru fırlayıp biraz önce yaslandığı duvara çarptı. Adam Nancy’i yakalayıp yere fırlattı. Genç kadın doğrulamıyordu. Kurbanına yaklaşan adam kadının karın boşluğuna tekme attı. Sonra bir tekme daha. Bir tane daha. Nancy bilincini kaybetmiş gibiydi. Ağzından kan geliyordu. Adam uzanıp Nancy’nin çantasını aldı. İçinde bulduğu bıçağı ileri doğru savurdu. Sonra çantanın iç gözünden, ötelenmiş bir tomar para çıkardı.
...
Artık param vardı. Bir şeyler atıştırabilir ya da otobüse binebilirdim. Gerçi elimdeki silah almaya yetmezdi ama çok geçmeden bir şeyler edinebileceğimi biliyordum. Her şeyin bir ya da birden fazla yolu vardı. Önce Kerkenez’e gitmeliydim.
Duraktaki haritaya bakınca bunun otobüsle olmayacağını anladım. Kaç tane otobüs değiştirmem gerektiğini hesaplamadım bile. Arabaya binmek en kısa yol olacaktı. Caddeye yürüdüm. Kırmızı bir corvette sert bir frenle önümde durdu. Arabanın sürücü tarafına geçince, içindeki sarışın, niyetimi anladığından olsa gerek, panik olup gaza bastı. Araba patinaj yaparak kalktı ve bir anda uzaklaştı. Arkasından bir Ford geliyordu. Beni ezmemek için durmak zorunda kaldı. Bu sefer daha hızlı hareket ettim. Sürücünün kapısını açtım, içindeki moruğu yakasından kavrayıp dışarı savurdum. Adam bir süre asfaltta yuvarlandı. Arkasından bakmadım bile. Sanırım karşı yönden gelen bir araç onun üzerinden geçti.
İnsanlar kapılarını kitlemeden nasıl araba kullanıyorlardı, anlamış değildim. Hele şehrin böyle mahallelerinde belaya davetiye çıkarıyorlardı. Bu şaşkın da davetiyenin altına L.C.V. yazanlardandı.
Direksiyona geçtim. Araba hala çalışır durumdaydı. Yakıt deposu doluydu; bu güzeldi. Yine de bir gariplik vardı. Birden yalnız olmadığımı farkettim. Moruğun karısı yan koltukta, gözlerini ve ağzını kocaman açmış, ama sesini çıkarmadan oturuyordu.
Ona uzandım. İlk çığlığı o zaman attı. Kadına dokunmadan kapı kolunu buldum ve kapıyı açtım. Kadın hala bağırıyordu. Onu omzundan yakaladım ve dışarı ittim. Kadın açık kapıdan asfalta yuvarlandı.
“Emniyet kemerini taksaydın ya...” diye söylendim. “Kocan da takmıyordu.”
Gaza basıp, araba ileri atılınca yolcu tarafındaki kapı da kendiliğinden kapandı.
...
Kerkenez elime bir adres tutuşmuştu. Akşam, yedi gibi o adrese gidecek, malları teslim alacak, sonra da oradan verilecek başka bir adrese götürecektim. Oradan da parayı alıp Kerkenez’e getirecektim.
“Parti büyük değil” dedi Kerkenez, “O yüzden seni tek başına yolluyorum.”
Girdiğim bir restoran-kafede alternatif planlar üzerine çalışıyordum: Malı alırken sakatlık çıksa ne yaparım, ya da teslimatta para eksik çıkarsa ne olur gibi. Uzun süredir içerideydim, alışkanlıklarımı kaybetmiştim. Dahası, çok gürültülü bir yerdi burası. Bir türlü konsantre olamıyordum.
“Hey, yavaş olun!” diye seslendim.
Bir an sessizlik oldu, yüzler bana doğru döndü. Ama sonra devam ettiler. Ses giderek arttı. Artık kendi kendimi duyamıyordum. Yüksek sesle konuşuyorlar, kahkahalar atıyorlardı. Gözlerimi kapattım. Yine de düşünemiyordum.
Yerimden kalktım. Bar kenarındaki taburelerden birinde oturan Haiti’linin yanına gidip omzuna dokundum. Adam yüzünü bana döndüğünde tetiği çektim. Sanki kendime ateş etmiştim. Yüzüme adamın kemik ve beyin parçaları geldi. Onunla fazla oyalanmadım. Kapıya en yakın olanlardan birini arkasından vurdum. O ve önündeki kadın yere yığıldılar. Panik başlamıştı. Dışarı çıkmaya çalışanlar yerdeki bu ikiliye takılıyor, onlar da yere yuvarlanıyordu. Kapıya yığılanlara rasgele ateş etmeye başladım. Ancak kurşunum bittiğinde durdum.
...
“Bu tüfeğe kurşun nasıl yüklüyorum?” diye bağırdım.
“R’ye bas!”
“Bastım, ‘Out of Ammo’ diyor. O zaman ne yapayım?”
“2’ye bas, tabancaya geç.”
Gürkan’ın dediğini yapıp tabancaya geçtim. Bu sefer tabancayla ateş etmeye başladım.
Televizyonun başından kalkan Gürkan yanıma geldi.
“Skorun kaç oldu?”
Cevap vermedim.
“Ne yapıyorsun sen? Niye lokantada olay çıkardın? Polisler gelecek şimdi. Beceremiyorsun şu oyunu. Kalk! Kalk! Nasıl oynanırmış, bana bak da öğren.”
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.