32
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1722
Okunma
Zeynep Hanım, işten çıktığında, müezzin, camide ikindi ezanını okuyordu. Garaja giden yol ile köye giden yol kavşağına kadar yürüdü. Köy yoluna baktı; yaya olarak yürüse, bir saat yürümek zorunda kalacaktı; üstelik güneşe karşı. Hava hâlâ sıcaktı ve güneş yakıyordu. Mayıs ayının sonu, haziranın başıydı. Sağına dönüp garaja baktı. Yirmi adımda garaja gider, on beş dakikada da evinde olabilirdi. Üstelik terleyip yorulmadan… Yorgundu. Garaja gidip dolmuşa binmeye karar verdi. Üç adım atmıştı ki, aniden yön değiştirip köy yoluna döndü.
“Dolmuşa binsem iki lira vereceğim, dişimi sıkıp bir saat yürüsem, o parayla evime ekmek alırım. Hem adımlarımı sıklaştırırsam kırk dakikada köye ulaşırım.”diye düşündü.
Yarım saatlik tempolu yürüyüşten sonra, asfalt bitmiş, toprak köy yoluna girmişti. Köyle ilçeyi sınır gibi bölen dereye geldiğinde, köprüye kadar yürüyüp yolu uzatmak istemedi Zeynep Hanım. Kestirme olsun diye, suyu yeni çekilmiş dereden geçmeye karar verdi ve dere yatağına girdi. Derenin ıslak zemininde taze otlar, papatyalar, gelincikler vardı; her biri ben güzelim dercesine, hafif esen rüzgârla salınıyordu.
Zeynep Hanım, dere yatağını yarılamıştı ki, hızlıca attığı adımı bir an havada kaldı… Çünkü derenin ıslak zeminindeki otların içinde, evini sırtında taşıyan bir salyangoz tam önünden geçiyordu. Önünden geçen salyangoz, yirmi yıl öncesinden, anılarını da alıp gelmişti sanki Zeynep Hanım’ın…
Geçen yıl, kör bir kurşuna hedef olup ölen kardeşi geldi bir an gözlerinin önüne. Kardeşi, o zamanlar on yaşındaydı. Bir sabah çalan kapısını açtığında, elinde bir poşetle kardeşi kapısındaydı ve çok heyecanlıydı… Nefes nefese kalmıştı… Elindeki poşeti ablasına gösterdi. Ablası poşetin içindeki salyangozları görünce şaşkınlığını gizleyememişti.
“Canım, ne yapacaksın bu sümüklü böcekleri?” demişti. Kardeşi; “Abla, köye dün iki adam geldi ve sokakta oynayan çocuklara, bu salyangozlardan gösterip; bunlardan toplarsanız para karşılığı sizden alırız dediler. Ben de sabah erkenden kalkıp bir poşet topladım. Yarın yine toplayacağım. Bakalım adamlar kaç para verecek?” demişti.
Zeynep Hanım, bir yandan çiçeklerini sularken bir yandan da kardeşine; “Aferin benim kardeşime, hiç olmazsa harçlığını çıkarır, defter kalem alırsın.” Demişti. Kardeşi, salyangoz torbasını sallaya sallaya satmaya giderken, Zeynep Hanım, sevgiyle ve gururla arkasından bakmıştı kardeşinin.
Çiçeklerini sulamayı yeni bitirmişti ki, kardeşi, soluk soluğa yine gelmişti ama bu defa salyangoz torbası yoktu elinde. Heyecanla ablasına yaklaşıp, avucunda sıktığı paraları uzatıp; “Abla, bu paraları al, çiçeklerine saksı alırsın; bak tenekelerin çürümüş.” Demişti. Yağ tenekelerine dikilen çiçekleri göstererek. Zeynep Hanım, çok duygulanmıştı, “Yapma canım benim, o paralar senin hakkın, gönlünce harca.” Demişti ama kardeşi arkasına bile bakmadan paraları ablasının avucuna bıraktığı gibi koşarak çıkmıştı tahta kapıdan.
Zeynep Hanım, havada kalan ayağını yavaş yavaş indirdi. Salyangoz önünden gri bir iz bırakarak akıp gitmişti. Tıpkı, yanaklarından akan gözyaşları gibi…
Etrafına bakındı, artık salyangoz toplayan çocuk yoktu.
Yağ tenekelerine çiçek diken kadın da…
Emine UYSAL /28.06.2011