14
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1203
Okunma

Dila’yı soyunurken görür gibiyim. Odasına gidiyor, özensizce üstündekileri çıkarıyor. Neden sonra çıkardıklarını katlamak aklına geliyor. İşi bitince bornozunu giyiyor ve banyoya gidiyor.
Dila esmer bir kız. Uzun saçlı. Boyu saçları kadar uzun değil, alnı ancak çeneme kadar geliyor. Bu toprakların yüzü diyebileceğim hatları var. Her zaman taşıdığı bileziklerini çıkarmış. Öylece yürüyüp geçiyor yanımdan. Yolda kendisine seslenen annesine cevap veriyor. Söylenenleri duymuyorum. Banyoya giren bir kıza sonradan hatırlanacak ne söylenir ki?
İçeriden televizyonun sesi geliyor. Çarşamba akşamı, kupa maçı var. Dila’nın babası ekranın karşısına geçmiş, koltuğa yayılmış ama rahat değil. Belki bir oğlu olsa beraber seyredecekler ama Dila’nın maçlara ilgisi yok. Babası tek başına televizyon başında. Takımı yenilmek üzere. Kalkıp mutfağa gidiyor. Mutfakta Dila’nın annesi bir şey söylüyor. Bunu da duymuyorum. Ama Dila’nın babası duyuyor; duyunca da kızıyor. Bağırmaya başlıyor. Cevap veriyor Dila’nın annesi. Halbuki hep susardı; o akşam susmayacağı tuttu. Suyun sesinden Dila onları duymuyor. Onlar da Dila’yı unutuyorlar. Ben unutmuyorum.
…
Tarık uzun saçlarına şekil vermeye çalışıyor. Olmayınca topluyor. Tarık, Dila gibi değil; uzun boylu. Vücuduna zaman ve emek harcamış, tişörtünün altından kasları gözüküyor. Tişörtünü çıkarttığında, görenler bilirler, dövmeler beliriyor Tarık’ın omuzları ve sırtında. Çıplakken antik çağdan kalma bir savaşçı gibi duruyor. Sol elinde kalkanı, sağda mızrağı yok ama onların heybetiyle yürüyor. Tarık’ın cakası olmayan miğferinde değil, belindeki tabancasında. Onsuz sokağa çıkmaz, onsuz yatağa uzanmaz. Böyle bir hayat seçmiş, nedeni kendisinde saklı.
Çarşamba akşamı her zamanki yerde, arkadaşlarıyla buluşuyor. Tarık’a göre sağlam çocuklar bunlar. Esnaf ise tekin olmadıklarını söylüyor. Nereden baktığınıza, namlunun hangi tarafında durduğunuza bağlı. Birbirlerine sarılıyorlar, sonra da bir torbacı aramaya gidiyorlar. Buluyorlar da. Ama fiyatta anlaşamıyorlar. Kızıyor Tarık, küfrediyor. Herkese yakışmıyor küfür, Tarık’a yakıştığı kadar. Bunu biliyor Tarık, kendini frenlemiyor.
…
Dila hala çıplak. Tarık’ın yanıbaşına uzanmış. Bu sefer Tarık da soyunmuş. Dövmeleri gözüküyor omuz başlarında. Dila’nın aldırdığı yok, tavana doğru bakıyor. Tarık da ilgisiz, onun da gözleri havada. Elleri birbirlerine dokunmuyor. Konuşmuyorlar. Konuşacak bir şey kalmamış gibi.
Doktor Dila’ya bakıyor:
“Gaz zehirlenmesi.” diyor. “Yine de açmak zorundayız. Biliyorsunuz, göğüs, karın ve kafatasını açacağız. Karbon monoksit zehirlenmesinde bu bölgelerde neler bulmamız gerektiğini hatırlayan var mı?”
Bize, yedi kişilik gruba soruyor. Benim dışımda herkesin bir fikri var. Herkesin tıptaki beşinci yılı. Ben ise sadece ölümü merak eden biriyim. Buraya ait değilim, tıpkı Dila ve Tarık gibi. Ama bir şekilde hepimiz buradayız.
Birileri doktora cevap veriyor. Beni içeri sokan arkadaşım kulağıma fısıldıyor:
“Birazdan açacaklar. Fenalaşıp bayılacağını hissedersen, öne doğru yıkıl. Asla geriye doğru bayılma.”
Sözleri şaka gibi geliyor. Bilincimi kaybederken nasıl istemli şekilde hareket edeceğimi tam soracakken doktorun asistanı elinde bistüri, Dila’ya yaklaşıyor. Yabancı bir erkeğin eli genç kıza ilk defa değiyor. O el, göğüslerini okşamak yerine onları ikiye ayırıyor. Bir Y çiziyor bıçak Dila’nın göğsünde. Yarıktan göğüs kafesi gözüküyor. Bistüri bırakılıyor, ele testere alınıyor.
Olan biteni belgesel niyetine seyrediyorum. Dila’nın iç organları çıkartılıyor, bir terazide tartılıyor, seyrediyorum. Ölçümler not ediliyor, teşhisler konuyor, organlar Dila’nın içine tıkıştırılıp kabaca göğsü yeniden dikiliyor, seyrediyorum. Hayattan sonra, ölümü seyrediyorum. Bir sonraki sefere bu kadar soğukkanlı olabilecek miyim?
Doktor ve öğrencileri Tarık’a yöneliyorlar. Görünen ölüm sebebi ateşli silahla vurulma. Kurşun yarasını göremiyorum. Arkadaşım Tarık’ın yüzünü işaret ediyor. Belli belirsiz, burun hizasında bir iz var. Kurşun oradan girmiş, beyinde kalmış. Yine de önce göğüs açılıyor. Tarık’ın göğüs kafesi hemen gözükmüyor. Üzeri kas yığınlarıyla kaplı. Kaslar, kesiliyor, prosedür devam ediyor. Değişiklik olarak Tarık’ın kafatası açılıyor, beyni çıkartılıyor, beyin doğranıp içinde leblebi aranıyor. Bulununca da, beyin açılmış karın boşluğuna dolduruluyor.
“Beyin transplantasyonuna tanık oluyorsun” diye dalga geçiyor arkadaşım. Gülemiyorum. Gülme de, hayat gibi adli tıbbın dışında kalmış.
Öğrencilerin dikkati dağılmaya başlamış. Bir tanesi diğerini çıkışta Cuma konserine davet ediyor. Bilet yokmuş ama içeri bedava girmenin yolunu biliyormuş. Bugün Cuma. Üç gün öncesi geliyor aklıma. Salı günü arkadaşım bana otopsiye gelip gelmeyeceğimi sormuştu. Gelirim demiştim. O akşam, bugün göreceklerimizin hepsi yaşıyordu. Hiç biri öleceğini aklına getirmiyordu. Ben de öyle.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.