Bir peşin hükmü söküp atmak, atomu parçalamaktan daha zordur. - einstein
İlhan Kemal
İlhan Kemal

Dila'yı Seyretmek

Yorum

Dila'yı Seyretmek

14

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

1203

Okunma

Okuduğunuz yazı 24.6.2011 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Dila'yı Seyretmek

Dila’yı soyunurken görür gibiyim. Odasına gidiyor, özensizce üstündekileri çıkarıyor. Neden sonra çıkardıklarını katlamak aklına geliyor. İşi bitince bornozunu giyiyor ve banyoya gidiyor.

Dila esmer bir kız. Uzun saçlı. Boyu saçları kadar uzun değil, alnı ancak çeneme kadar geliyor. Bu toprakların yüzü diyebileceğim hatları var. Her zaman taşıdığı bileziklerini çıkarmış. Öylece yürüyüp geçiyor yanımdan. Yolda kendisine seslenen annesine cevap veriyor. Söylenenleri duymuyorum. Banyoya giren bir kıza sonradan hatırlanacak ne söylenir ki?

İçeriden televizyonun sesi geliyor. Çarşamba akşamı, kupa maçı var. Dila’nın babası ekranın karşısına geçmiş, koltuğa yayılmış ama rahat değil. Belki bir oğlu olsa beraber seyredecekler ama Dila’nın maçlara ilgisi yok. Babası tek başına televizyon başında. Takımı yenilmek üzere. Kalkıp mutfağa gidiyor. Mutfakta Dila’nın annesi bir şey söylüyor. Bunu da duymuyorum. Ama Dila’nın babası duyuyor; duyunca da kızıyor. Bağırmaya başlıyor. Cevap veriyor Dila’nın annesi. Halbuki hep susardı; o akşam susmayacağı tuttu. Suyun sesinden Dila onları duymuyor. Onlar da Dila’yı unutuyorlar. Ben unutmuyorum.



Tarık uzun saçlarına şekil vermeye çalışıyor. Olmayınca topluyor. Tarık, Dila gibi değil; uzun boylu. Vücuduna zaman ve emek harcamış, tişörtünün altından kasları gözüküyor. Tişörtünü çıkarttığında, görenler bilirler, dövmeler beliriyor Tarık’ın omuzları ve sırtında. Çıplakken antik çağdan kalma bir savaşçı gibi duruyor. Sol elinde kalkanı, sağda mızrağı yok ama onların heybetiyle yürüyor. Tarık’ın cakası olmayan miğferinde değil, belindeki tabancasında. Onsuz sokağa çıkmaz, onsuz yatağa uzanmaz. Böyle bir hayat seçmiş, nedeni kendisinde saklı.

Çarşamba akşamı her zamanki yerde, arkadaşlarıyla buluşuyor. Tarık’a göre sağlam çocuklar bunlar. Esnaf ise tekin olmadıklarını söylüyor. Nereden baktığınıza, namlunun hangi tarafında durduğunuza bağlı. Birbirlerine sarılıyorlar, sonra da bir torbacı aramaya gidiyorlar. Buluyorlar da. Ama fiyatta anlaşamıyorlar. Kızıyor Tarık, küfrediyor. Herkese yakışmıyor küfür, Tarık’a yakıştığı kadar. Bunu biliyor Tarık, kendini frenlemiyor.



Dila hala çıplak. Tarık’ın yanıbaşına uzanmış. Bu sefer Tarık da soyunmuş. Dövmeleri gözüküyor omuz başlarında. Dila’nın aldırdığı yok, tavana doğru bakıyor. Tarık da ilgisiz, onun da gözleri havada. Elleri birbirlerine dokunmuyor. Konuşmuyorlar. Konuşacak bir şey kalmamış gibi.

Doktor Dila’ya bakıyor:

“Gaz zehirlenmesi.” diyor. “Yine de açmak zorundayız. Biliyorsunuz, göğüs, karın ve kafatasını açacağız. Karbon monoksit zehirlenmesinde bu bölgelerde neler bulmamız gerektiğini hatırlayan var mı?”

Bize, yedi kişilik gruba soruyor. Benim dışımda herkesin bir fikri var. Herkesin tıptaki beşinci yılı. Ben ise sadece ölümü merak eden biriyim. Buraya ait değilim, tıpkı Dila ve Tarık gibi. Ama bir şekilde hepimiz buradayız.

Birileri doktora cevap veriyor. Beni içeri sokan arkadaşım kulağıma fısıldıyor:

“Birazdan açacaklar. Fenalaşıp bayılacağını hissedersen, öne doğru yıkıl. Asla geriye doğru bayılma.”

Sözleri şaka gibi geliyor. Bilincimi kaybederken nasıl istemli şekilde hareket edeceğimi tam soracakken doktorun asistanı elinde bistüri, Dila’ya yaklaşıyor. Yabancı bir erkeğin eli genç kıza ilk defa değiyor. O el, göğüslerini okşamak yerine onları ikiye ayırıyor. Bir Y çiziyor bıçak Dila’nın göğsünde. Yarıktan göğüs kafesi gözüküyor. Bistüri bırakılıyor, ele testere alınıyor.

Olan biteni belgesel niyetine seyrediyorum. Dila’nın iç organları çıkartılıyor, bir terazide tartılıyor, seyrediyorum. Ölçümler not ediliyor, teşhisler konuyor, organlar Dila’nın içine tıkıştırılıp kabaca göğsü yeniden dikiliyor, seyrediyorum. Hayattan sonra, ölümü seyrediyorum. Bir sonraki sefere bu kadar soğukkanlı olabilecek miyim?

Doktor ve öğrencileri Tarık’a yöneliyorlar. Görünen ölüm sebebi ateşli silahla vurulma. Kurşun yarasını göremiyorum. Arkadaşım Tarık’ın yüzünü işaret ediyor. Belli belirsiz, burun hizasında bir iz var. Kurşun oradan girmiş, beyinde kalmış. Yine de önce göğüs açılıyor. Tarık’ın göğüs kafesi hemen gözükmüyor. Üzeri kas yığınlarıyla kaplı. Kaslar, kesiliyor, prosedür devam ediyor. Değişiklik olarak Tarık’ın kafatası açılıyor, beyni çıkartılıyor, beyin doğranıp içinde leblebi aranıyor. Bulununca da, beyin açılmış karın boşluğuna dolduruluyor.

“Beyin transplantasyonuna tanık oluyorsun” diye dalga geçiyor arkadaşım. Gülemiyorum. Gülme de, hayat gibi adli tıbbın dışında kalmış.

Öğrencilerin dikkati dağılmaya başlamış. Bir tanesi diğerini çıkışta Cuma konserine davet ediyor. Bilet yokmuş ama içeri bedava girmenin yolunu biliyormuş. Bugün Cuma. Üç gün öncesi geliyor aklıma. Salı günü arkadaşım bana otopsiye gelip gelmeyeceğimi sormuştu. Gelirim demiştim. O akşam, bugün göreceklerimizin hepsi yaşıyordu. Hiç biri öleceğini aklına getirmiyordu. Ben de öyle.

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Dila'yı seyretmek Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Dila'yı seyretmek yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Dila'yı Seyretmek yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Yeşilvadi
Yeşilvadi, @yesilvadi
29.6.2011 14:22:53
Kutladım sizi,akıcı ve de etkileyici bir yazı olmuş...Hep bir otopsiye girmek istemişimdir ben de nedense, ya da en azından bir ameliyat izlemek...ya da ben derken bir başkası bizi izler olabilir hiç bilemeyeceğimiz bir zamanda.
İlhan Kemal
İlhan Kemal, @ilhankemal
27.6.2011 17:25:08
Öykümü güne getiren Seçki Kuruluna teşekkürlerimi ve saygılarımı, gecikmeli de olsa, sunarım.
canandemirel
canandemirel, @canandemirel
25.6.2011 21:45:08
Güne gelen harika bir öykü.
Yazarını tebrik ediyorum, sevgilerimle...
rıkya
rıkya, @rikya
25.6.2011 19:36:06
hani bi şair sana çöplüğü anlatırken burnunu kapatırsın ya hahh işte öyle olmuş...selamlarımla...
Aysel AKSÜMER
Aysel AKSÜMER, @ayselaksumer
25.6.2011 09:32:45
Yine çok ustalıkla, özenle işlenmiş bir konu. Bir öyküde olabilecek her şey var. Merak duygusu, sonunu tahmin edemeyeceğimiz bir başlangıç, olayı gözümüzde canlandırmayı sağlayan unsurlar, düşündürmeyi amaçlamış kurgu. Çok beğendim ve iyi ki yazıyorsunuz diyorum. Tebrik ederim. Selamlarımla.
ali rıza kars
ali rıza kars, @alirizakars
25.6.2011 08:59:42
Öykü ve yazıları kim/ler seçiyorsa iyi seçiyor/lar, keşke şiirler de bu denli özenli seçilebilse...
(Mustafa Çetiner)
(Mustafa Çetiner), @mustafa-cetiner
25.6.2011 07:15:28
Çok etkileyiciydi.
Kutlarım.
Selam ve sevgimle.
ahad karacan
ahad karacan, @ahadkaracan
25.6.2011 03:30:08

tak...
tak...
tak...
tak...
tak...
......!!!!!!!!
görgü tanıklarının ifadelerine göre
langa sahil yolunda
deniz istikametine doğru
yaya olarak koşar adımlarla
kırmızı ışıkta geçmeye çalışırken
.........plakalı aracın çarpması sonucu
olay yerinde hayatını kaybeden
on bir(11) yaşlarında
kumral bir metre otuz santim boylarında
kimliği ve ayakkabıları olmayan
üzerinde haki renkli kadife pantolon
ve beyaz tişört bulunan şahsın cesedi
ölüm nedeninin tespiti için adli tıp
kurumuna teslim edildi....
imza.
polis memuru falanca...
imza.
polis memuru filanca...
imza.
cumhuriyet savcısı fişmanca...
kucağında bu tutanakla alınır çocuk
otopsi odasına...
tüm masumluğunda yatmaktadır sedyede...
üç boşluğu açılmak üzere
iki hademe tarafından taşınırken otopsi masasına...
tak...
tak...
tak...
tak...
tak...
......!!!!!!!!!!!
sağ cebinden
haki renkli pantolonunun düşer
daha bir kaç saat önce
mahalle çocuklarından üttüğü rengarenk
cam misketler...
tüm odanın soğuk zemininde
sıçraya sıçraya dağılırlar...
tak...
tak...
tak...
tak...
tak...
........!!!!!!!!!
o gün
langa’da
sahil yolunda olmasaydın çocuk
bu gün
otuz iki yaşında olacaktın...
kavgasını verirken yaşamının
belki de misketlerini orada unutacaktın...
ben unutamadım
çocuk...
seni
ve
mis-ket- le-ri-ni...
sende hatırlıyor musun?
tam on dokuz tane...
hepsini saydım...
üçü kırık
on altısı gıcır
tam on dokuz mis-ke-tin vardı...
yaşın kadar
ömrümden üterken sen
ben mis-ket-le-ri-ni
o küçük kalbinin tam yanına
hüznümle beraber koydum çocuk...
üçü kırık
on altısı gıcır
tam on dokuz cam mis-ke-tin vardı...

yaşın kadar ömrümden üterken sen...
hüznüm oldun çocuk...

hep
hüznüm oldun...



Meslektaşımı kutluyor, yaşadığım bir şiirimi izninizle ekliyorum. Tıp Fakültelerinden ara sıra Dr. çıkarmış derler...Ne kadar da doğru derler...


ahad karacan...





ahad karacan tarafından 6/25/2011 4:04:12 AM zamanında düzenlenmiştir.
Billur T. Phelps
Billur T. Phelps, @billurt-phelps
25.6.2011 00:10:20

Doktorların, özlellikle de cerrahların, görevlerini yerine getirdikten sonra, et yemeklerini yerken neler
hissettiklerini hep merak etmişimdir.

Bir de insanların bedenin içini dışına çıkartıp, tekrar yerine koyduktan sonra , başka insanlara bakış
açıları nasıl oluyor onu da çok merak ederim.

Zor bir meslek ve bir o kadar da stresfull.
Mehtap Yıldız
Mehtap Yıldız, @mehtaphumeyraguldalli
25.6.2011 00:09:21
güne düşen çalışmaya tebrikler

saygı ve dua ile....
Aynur Engindeniz
Aynur Engindeniz, @aynurengindeniz
25.6.2011 00:03:54
10 puan verdi
İlk ikimde çalışmanız demiştim. İkilerimin ikisi de görmek istediğim yerde:)) Gerçi siz hep ilk ikiler arasındasınız bana göre de, diğer yazarımız yeni keşfim:))
Kutluyorum.
Aynur Engindeniz
Aynur Engindeniz, @aynurengindeniz
24.6.2011 22:32:49
10 puan verdi
Sanırım midem bulandı. Gerçekten. Öyle bir anlattınız ki sahneyi yaşamış kadar oldum. Zaten iki kez ameliyat olmuş biri olarak o kesme biçme yerlerini az buçuk biliyorum.

Rabbim ne yapar da insanlık yararına olmaz. İyi ki öleceğimiz zamanı bilmiyoruz. Bir düşünsenize, hayat kabusa dönerdi. Gerçi muskacının biri bana 79 yaşına kadar yaşayacağımı söylemişti. Yani neredeyse yaşadığım kadar daha yaşayıp öleceğim bu söze itibar edersem. Allah'tan gaybın sadece Allah'ın ilminde olduğuna inanıyorum.

Sahiden de şiirdeki diyaloglarla ne kadar örtüşüyor öykü. Tam üzerine gelmişim demekki...

Hala kolonya şişesini kokladığıma göre öykünüz son derece başarılı olmuş demektir.

Yanlız ille de bir şey söyle derseniz "Tişörtünü çıkarttığında, görenler bilirler, dövmeler beliriyor Tarık’ın omuzları ve sırtında." cümlesindeki "görenler bilirler" eklemesini fazlalık buldum. Eğer özel bir nedenle konulmamışsa tabi. Zaten görmeyenler bilemezler değil mi?

Bu öyküde kimse bir şey içmiyor ama ben kolonyayı içecek gibiyim.

Çok başarılı. Yine ilk ikim arasında çalışmanız.

Kutluyorum.
O qué
O qué, @o-qu
24.6.2011 22:00:34
Tıp fakultesi annemin okumamı istediği yegane okuldu:)

Hikayeye gelince...
Eyvah!? Bu konu nereye kadar gider böyle derkeeeenn:D
Ee yine iyi bağladınız !
Tebrikler
Ağyar
Ağyar, @agyar
24.6.2011 21:21:40
10 puan verdi
1980 senesi idi sanırım. Bir yakınımız yattığı hastanede bir akşamüzeri vefat etmişti. Akşam olduğu için cenazeyi hastanenin morguna kaldırmışlar. Ertesi sabah defin hazırlığı için kalabalık bir grup olarak hastanenin morguna gittik. Morg bodrum katta loş, kasavetli, havasız bir yer. Etrafa tarif edemeyeceğim ağır bir koku hâkim.

Uzatmayayım; kapıyı tıklattık ve içeri girdik.
Karşı duvar boydan boya çekmece şeklinde dolaplarla döşeli (aklımda kaldığı kadarı ile yirminin üzerinde çekmece). Bu çekmeceler hepsi full ceset dolu. Yan duvarlardan bir tanesinde boydan boya uzunca mermerden bir masa. Diğer duvarda yine üzerinde bir de lavabo olan başka bir masa.

Masaların üzeri ceset dolu. İki tanede yerde yatıyor. Artık nasıl olmuşsa, tafik kazası mı, cinayet mi, intihar, kaza mı? Elbiseleri, ayakkabıları, çorapları ile öylece yatıyorlar. Uyur gibi. Elbiselerindeki kısmı kan lekeleri de olmasa, aynı uyur gibi. Bırrrrrrr-1- !

İçeri girdiğimizde; ağzında maskesi, ellerinde eldivenleri ile bir görevli (evet sadece bir kişi ve en az yirmi ceset ile aynı odada. Bırrrrrrr-2-!) masalardaki cesetlerden bir tanesine anlattığınıza benzer şeyler yapıyordu. Aynı bir ev hanımının mutfakta yemek yapması gibi, aynı bir veznedarın para sayması gibi, aynı ustanın duvar örmesi, boyacının boyaması gibi.

“Buyurun” dedi. Cenazemizin ismini söyledik, dolabını gösterdi. İster istemez adamla göz göze geldik. ( o kadar da gözlerimi kaçırmaya çalışmıştım oysa. Bırrrrr-3-!

Siniri alınmış çiğ köftelik kıyma gibi olmuş adam. Gözler buz; buz ki bumbuz!

Doktorluk zor zanaat vesselam

O değil de

“Hiç biri öleceğini aklına getirmiyordu. Ben de öyle.” derken, kahramanımızın içine doğmuş demek ki, ölmeden iyi akıl edipte bunları size aktarmış.

Gene bir ters kroşe yerleştirdiniz yani, akşam akşam

Tebrikler, selamlar
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL