5
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1290
Okunma
Her şey yolunda. Her şey. İnsanoğlu mutsuz, çünkü mutlu olduğunu bilmiyor. Yalnız bu yüzden... hepsi bu, hepsi! Kim bunun farkına varırsa mutlu olacak, hemen, aynı anda.
Dostojewski
İçimde bir yerlere çuvaldız gibi batan bir şey fark ettim son zamanlarda. Geç idrak edişime yanıyorum.
Mutluluğun turşusu kurulmuyormuş... Mutluluk çekmeceye girmiyor, kasada saklanamıyor, tekrar ısıtılamıyor ve kumbaraya atılamıyormuş! Bozuk para gibi harcadığım küçük mutlulukların yiten faizlerine yanıyorum. Biriktirseydim, biriktirebilseydim, bugün güneş gibi parlayabilirdim,bahar gününde kandille yetiniyorum.
Eski bir resim geçti elime bu sabah. İstanbul masal, ben peri padişahının kızı. Florya plajında, yarı dizlerine değin kuma batmış, güneşten gözleri kısılmış üç çocuk, ardlarında gururla göğsünü gerdikçe germiş bir baba. Siyah-beyaz ama, gökkuşağı kadar renkli, üstelik çok mutlu bir resim, çok eski bir resim, bir an, ne çabuk geçiyor kahrolası zaman.
Albümlerime baktıkça resimler dolusu kahkahalar, mutluluklar buluyorum. Çocuk gülümsemeleri ne çabuk olgunlaşıyor! Neden zamandan hızlı donuklaşıyor? Resimler hiç eskimiyor... Elim uzanmıyor mazime, söküp alamıyorum gülüşlerimi resimlerden. Çocukların gülümsemeleri yüzlerine yapışıp kalsın, kirpikleri hiç nemlenmesin istiyorum.
Düşünüyorum; yaşadığım her an bir kereye mahsus, asla tekrarı yok. Düşünüyorum, gülümsediğim her an, tekrarı olmayan bir görüntü, her gün, yalnızca bir gün. Aynı fotoğrafı iki kez çekemem. Düşünüyorum da, har vurup harman savurduğum mutlu zamanları karbon kağıdı arasına koyup, tekrar gülemem. Gülmeyi es geçtiğim zaman parçalarına yanıyorum.
Karanfil kokusu mutluluklar... Bahar esintileri alıp götürür mü gülümsememizi? Benim soframdan kanatlanıp, başka sofralara konuyorsa mutluluğum, varsın olsun; varsın başka sofralar mutluluk koksun. Uçucu mutlulukları paylaşmak töremiz olsun.
Anları, dakikaları eskitiyoruz; günleri, ayları, yılları deviriyoruz. Safran sarısı sonbaharlar, portakal çiçeği kışlara dönüyor.Kışın ardı bahar yeşili... Kazanıp kaybediyor, gülüp ağlıyoruz. Hatıramıza eklediğimiz görüntüler silinip yok oluyor zamanla, bir daha yaşayamıyoruz. Bir çocuk bir kez doğuyor, tek bir kez. Yaşama atılan o tiz ilk çığlığı, yalnızca bir kez duyabiliyoruz. Albümler dolusu gülücüklerimiz varken, mutluluğun resmini arıyoruz. Küçücük zerreleri birleştirebilseydik...
Mutlu olmak ağır yük, taşıyamayınca düşüyor maske... Ağrılı bir süreç başlıyor yolun arayış labirentine düşünce. Gözümüz gönlümüzden büyük, Midyad’a yola koyuluyoruz. Pusulasız yolculuk bizimkisi, yolun ortasını bulmadan yitip gidiyoruz. Gönlümüze sığacak kadar mutlulukla yetinmiyoruz.
Tabiattan elimiz savruk belki de. Belki mutluluğu çeşmeden akıyor belledik, kim bilir belki de kaynağı tükenmez biliyoruz. Tasarrufu yapılmayacak bir hissi, har vurup harman savuruyoruz. Kıtlığa düşsek öleceğiz yokluğundan, biz mutlulukları neden böylesi kolay harcıyoruz!
Her şey yolunda aslında, her şey. Yalnızca an geliyor, mutlu olduğumu farketmiyorum...