5
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2878
Okunma
Yağmur damlaları
Tık
Tık
Tık
Üç yağmur damlası arka arkaya penceremin camına vuruyor. Gecenin karanlığı çökmek üzere. Dışarısı sessiz ve kimsesiz. Tıpkı yaşadığım yer gibi.
Pelüş battaniyeme sarıyorum kendimi. Oturduğum koltuğuma gömülüp dışarısını, pencereme vuran yağmur damlalarını izliyorum.
Cama vuran yağmur damlaları sanki bir oyunun içerisindeler. Kim diğerinden hızla kayacak, kim diğerini geçecek, kim diğerini yakalayacak oyunu sanki. Henüz oyunun birincisi belli olmadan diğer damlalar giriyor araya.
Sevdim bu oyunu.
Sigara paketim de, çay dolu bardağım da yanımda. Etrafımı, tüm dünyayı unutuyorum. Şu anda en önemli şey, cama vuran yağmur damlalarının oyununu izlemek.
Ne beklenen telefonlar, ne üst üste gelmiş faturalar, ne yağmurlu asfalttan geçen otomobillerin gürültüsü, ne televizyon sesi ne de bilgisayar ekranı. Her şey cama vuran yağmur damlalarının oyununa odaklanmış.
Önemli bir işim de yok, beni arayacak olan da yok, gününün nasıl geçtiğini anlatmak isteyen, benimle bu evi paylaşan, aynı havayı teneffüs eden birileri de yok.
Yağmur damlalarının tık, tıklarının dışındaki bu sessizlik sadece bana ait. Sigaram, çayım ve beni sarıp sarmalayan sıcacık battaniyem. Unutmak her şeyi, unutmak özlemleri, sancıları, beklenenleri.
Bu mükemmel sessizliği üst kattaki komşunun yüksek sesle çalınan radyosunun sesi bozuyor.
Bildiğim bir türküydü duyulan.
O bile bir anlık huzurumu bozmak için ortaya çıkmış gibi.
Sevmiyorum ben bu türküyü. Sırası mıydı şimdi.
“Cehennem dediğin dal odun yoktur
Herkes ateşini buradan götürür”
Duymak istemesem de, yüreğim duyuyor bu sözleri. Kapatıyorum gözlerimi. Sağırlaştırıyorum kulaklarımı.
Birden;
Tık
Tık
Tık
Sesleri.
Çok şükür! Çok şükür!
Yağmur damlalarının sesi.