Okuduğunuz
yazı
14.3.2011 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.
.
.
Paylaş
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Rabbim milyarlarca anlayış yaratmış. Her insan bir devlet gibi. Kaideleri var, yasaları var. Kendine göre kriteleri var. Elbette zor bir yapı olacak insan...Maharet doğru kapıdan insan devletinin başkentine girebilmek.
Yazımı okuduğunuz ve sayfama renk kattığınız için teşekkür ederim. Tcerübenizle yol gösterici eleştirilerinizle sizi burada görmek beni ancak mutlu eder. Saygılar...
Yokluğunuz belli Tacettin Bye. Ama seyahatte de olsanız buradan kopamıyorsunuz değil mi? Çünkü buranın herkesi saran ve huzur veren bir ortamı var. Sanal da olsa insanlar dost ve kardeş olmayı bildi. Umarım bu hep böyle kalır. Siz de en kısa zamanda klavyenizin başına dönersiniz inşallah hayırlısyla. Beğeniniz için teşekkür ederim.
Doğum ve ölümün belirlediği iki uç arasında savrulan insanın -üstelik HİÇ DÜŞMEYECEK BİR BÖBREK TAŞI GİBİ ölümlü olduğunu bilen tek canlı varlık olarak- henüz gün ışığı varken gelecek akşam karanlığını görmesi bu kadar içten ve duyarlı anlatılabilirdi, kutlarım sizi!
İtirafların en güzeli, insanın kendi kendisine yaptığıdır diye düşünürdüm. İnsanların öldükleri anın; fiziken öldükleri an değil, umutlarından vazgeçtiği an olduğunu gösteren yazınız için, yüreğime attığınız zarf için ve dahi atacağınız daha başka çentikler için şimdiden eyvallah..
Merhaba Aynur Hanım; Ölüme farklı bir açıdan bakmanız ve anlatımınız güzeldi. "...yaşlı gözleriyle dua okuyan annemi arıyorum," cümlesinde, duanın gözlerle okunduğu anlamı çıkıyor. "Kimler geçti üzerinizden?" diye soruyorum onların duyamayacağı bir sesle, cümlesinde ise, önce soruyorsunuz, sonra sesin ayarını belirtiyorsunuz. Romanınızda yararlı olur görüşüyle bunları belirttim. Başarılar dilerim.
Ama "yaşlı gözleriyle dua okuyan annem" derken annemin gözlerinin yaşlı olduğunu anlatmaktı maksadım. Elbette dua gözle okunmaz. "Dualar okuyan gözü yaşlı annem" de diyebilirdim.
Alakanıza ne kadar teşekkür etsem az. Daha dikkatli olmam lazım... Saygıyla.
sevgili Aynur ölümü, ölümü unutmamak gerektiğini bu düşünceyi düşen bir yaprakta kopan bir dalda yada günlük hayatta hep hatırlamak gerektiğini çok güzel bir biçimde yazmışsın.Aklıma Japonya depremi ve Tsunami geldi.Akşam sofraya oturduğumuz anda o talihsiz görüntüler ekrana geldi biz sıcacık evimizde Allah ne verdiyse soframızın başında.Sanırım olmayan bir şeyi sordu kızım;elimdeki çatalı bıraktım.Bak annem şu gördüğün görüntülerden bir dakika öncesi orada bir düğün vardı.bir bebek yeni doğdu .yeni ölmüş biri toprağa verilecekti.iki kişi tartışıyordu.bir yerde insanlar eğleniyordu. birileri üzülüyordu herkes her şeyden habersiz
apayrı duygularla yaşıyordu.şu an orası bir mahşer yeri.. belki anne evladını aklına bile getiremedi o an kendi canının telaşından. bir can pazarı ölüm birle onla değil binleri önüne katıp sürüklüyor. biz ise izlerken sofradaki noksanlığı tartışıyoruz.aslında ölümün biri, onu bini, hepsi bize ibret değil mi..
işte ölmeden önce ölmek.. ölüm aynadır çünkü bizlere yaşadığımız içimizde büyüttüğümüz gerçek benliğimizle yüzleşmek.Onu iyi eğitip büyütebildiysek ölüm kavramı bizler için korkunç olmayacaktır.Ya tersi ise kendimize çevremize zulümle bir hayat yaşamışsak ölümde işte kendi içimizin bu yönü ilşe yüzleşeceğiz ve o zaman ölüm ne korkunç olarak düşüncelerimizde belirecektir. çok uzattım biliyorum son bir mevlana hikayesi ile veda edeyim tebriklerimle sevgiler selamlar
"Mesnevi yazılıp bitmişti lakin, Mevlana son derece tükenmişti. Yaşlanmıştı ve özellikle karaciğerinden rahatsızdı. Dönemin doktorları onun hastalığına tam bir teşhis koyamamışlardı. Mevlana devamlı yüksek ateşten şikayet ediyordu. Şeyh Sadreddin'in onu ziyaret edip sağlık dileklerini belirtince "Mevlana" ona "Sağlık senin olsun, deriden yapılmış bir gömlek seveni sevilenden ayırır. Onun ışık ile birleşmesini istemiyormusun?" deyip ölümü özlediğini belirten bir şiir okudu.
Ölümün geleceğinin bilinciyle olgunlaşır; yaşama, kendimize kazandırdığımız değerlerle bir başka tutunur, olgunlaşma süreçlerimizi erginleştiririz. Çok anlamlı ve güzel bir yazıydı. Kutlarım. Sevgilerimle.
Ben sana o alemden haber vereceğim. Ölüydüm kaç zaman. İnan kemiklerim etlerime yapışmıştı. Etrafımda, boş göz çukurları ellerinde bir kadeh; al iç diyordu inanç dediğin bir "uyuşturucu", sen bunu almazsan eğer işte hayat bitiyor, sen eriyorsun birader. Aldım bir yudum dünyevi zevkten öyle kötü kokuyordu ki öyle bir koku yok yok dedim, tamam bende senin gibiyim, lakin başka bir şey var şimdi bilmediğim.
Kendime baktım şöyle neler var dedim. Herşey yerli yerinde. Gök üstümde kubbe, yer sağlam bir döşek. Yürüyorum manasını bulmak için hayatın, yürüyorum dirilmek ve ölmek için hayata...
Uzunca zaman geçti. Etrafımda binlerce cesetle beraber ölü ruhlar gibi yaşadım. Öyle bir uçurum ki her yerde hayat fışkırırken ben ölü halimden habersizdim. Önce dedim olmaz bu bir diriliş umudu. Yüklendi tam kalbimin üstüne bir geceydi gecenin en deminde. Kara bir gece öyle bir karanlık ki bir yıldız bile yok. Allah'ım dedim nedir bu kara gecenin içinde bastığım yeri bilmiyorum. Nasıl nasıl yaşarım böyle manasız, ölüm desen zaten hiç yaşamadım.
Ağırca yerimden kalktım etraf sessizdi. Ben ve ayak seslerim şehrin boş kaldırımlarında beraber yürüdük. Hep yaşam hissi verir bana denizin dalgaları. Belki dedim bir umut, evet bir umut şu deniz anlatır beni bana. Söyler ki sen kendinden nasıl doğarsın, şu kainat içinde insan olmak nedir? Kim yaşarken ölüdür. Evet bir kendim, bir aklım, bir yüreğim öyle bir an ki, Ya Rab nasıl anlatsam ben kendi kendimi bilmeliyim.
Bir banka oturdum. Öyle boş gözlerle bakıyorum etrafa. Ne bir his ne bir yaşam belirtisi. Yürüyen canlı cenazeler geçiyor. Kulağına zikir üflüyor gencin diyor ki "sen daha ölmedin". Haydi bak bu sesle koş, haydi yavrum bu ses durduğunda bir taştan farkın yok. Sakın koparma zevkle bağını, inanma şu koca kainata nasıl neden olmuş bunlar boş şeyler diyor. Ve genç tüm ölüm şarkılarıyla yürüyor.
Yanıma oturdu. Bir büyük adam. Elinde gazetesiyle öyle bir koku geliyor ki: Aman Allah'ım bu bir lahit içinde bin yıldır ölü yatan biri. Evet evet bir firavun ölüsü. Nasıl mumlayamışlar. Gözlerine baktım hak hakikat için kapalı. Kalbini yokladım her şey dünya için, bir sürü gereksiz ayrıntı. Araçları amaç bilmiş ve öyle bir ölüm ki ya Rab Senin kulun olduğunu görmeyip kendi kendini ilah edinmiş.
Baktı bana şöyle bir iç çekti. Ne ki bu der gibi sanki önemsiz bir ayrıntıyım ben. Ben onun gözünde dünyada olsa da olur olmasada bir taş bir ağaç dalı, öylesine bir şeyim sanki. Selam dedim gayri ihtiyari. Selam benden güven gelir, huzur gelir inan. Çekinme ben senin gibi insanım gerçi yaşamıyorum ya olsun umudum hiç bitmedi, bir gün ölmeden dirileceğim inan.
İnan mı dedi. Ey örümcek kafalı şey inanmak dedidiğin nasıl bir şey. Bak ben binlerce yıldır yaşıyorum bu dünya tabutunda hiç nefes almadım inançla. Neyim eksildi neyim fazla. Dona kaldım gerçekten nedir bu? Ben miyim yoksa bu karşımdaki ölü ruh. Nasıl dirilim ya Rab çıkabildiğim bir kapı bir yol ver.
Kalktım yerimden tam gidiyordum ki ne göreyim, yanımdaki öyle bir çirkinleşmiş ki ölüm bile korkar ondan. Kaçtım kaçtım çok uzağa bir soluk alayım derken Allah Allah bu ne, bu ses ne. Ezanlar okunuyor yüreğime. Nasıl yüreğim yıtılıyor şirkin, günahın içinden, öyle bir doğum ki Ya Rab ben yeniden diriliyorum daha ölmeden. Zor nefes aldım zor öyle kalbim kabardı ki dostum. En yakın yer nere diye baktım şaşkın şaşkın. Sonra bir ses geldi derinden ey insan dedi biz sana senden yakınız biz Şahdamarından daha yakın. irkildim ve irkildim ilkkez, hissetim Allah'ım ben yaşıyorum gerçekten yaşıyorum.
Topladım tüm bildiklerimi bir büyük çöp sepetine. En derin kara bir yere attım zaten ışığın yokluğu karanlıktı. Şimdi doğdu içime nur, nur olan hidayet. Kur'anı açtım şöyle nasıl bir ışık ki Ya Rab benim her hücreme giriyor. Bu mana çarptıkça yüzüme serin serin bir sabah gibi ben doluyorum ben yeniden doğuyorum.
Yürüdüm her şeyden, kötü olan her şeyden hicret ederek. Yanımda nurdan bir klavuz yürüdüm hak yolunda tertemiz. Hıraya çıkmaktı ilk adım. Evet ilk adım Hıraya çıkmak ve okumak Allah'ın adıyla, Allah'ın sebebiyle var olan her şeyi, yeniden yeniden dirilmek her hücrenle hayata, iman tazelemek her gün.
Evet adım adım çıkmak o zorlu yolda, üzerine bulaşacak günahlar, kötülükler ve yıkayacaksın her gün beş vakit. Ama sakın unutma gece uzun, gece temiz bir zamanda aç Kur'anı ve kıraat. Bu okuman tivalet değil, aktarmak için değil, sesli bir cihaz değilsin. İçine insin vahiy, sen yürüyen bir vahiy ol. Ağır Ağır oku her ayeti ve diril gerçekten bir daha hiç ölmemek için, ebedi cennette varmak için.
Melik Haker tarafından 3/15/2011 7:13:23 AM zamanında düzenlenmiştir.
Yazınızı ilgiyle okudum. Sayfama da renk kattınız. Ama bence bu yazıyı -burada harcamamalı, herkesle paylaşmalısınız. Çünkü gerçekten okunması gereken bir yazı... Şahsen ben duygulanarak okudum. Teşekkürler Saygılar.
Evet ya, bu senin eserin aslında...Senni rican üzerine toparlanmış bir yüreğin naçizane satırları... Doğuşuna sadece şahit olmadın bizzat vesile de oldun... Hep burada ol... Görebileceğim bir yerlerde sevgili Mehtap ALTAN...
Teşekkür ederim. Sizi yazılarımda görmek güzel. Ama beni eleştirmediniz:) Mektupta ve denemelerde rahatım. Ama diğer dallarda yazmayı da seviyorum. Romana bana pek uymayan bir konuyla başladım, itiraf ediyorum. O yüzden okudukça bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorum. Bir okur gözüyle sizce ben ne yapmalıyım?
Defterimizde son zamanlarda okuduğum en iyi yazılardan biriydi.
Çünkü: *Kurgusu özenle düşünülmüş ve kaleme alınmıştı, *İmla sorunları neredeyse yoktu, *Başlangıç,bitiş ve arasında geçen olaylar özenle düşünülmüştü, *Gereksiz imgelere boğulmuş bir yazı değildi. *En önemlisi de konuyu akıcı bir şekilde kaleme almışsınız.
Deneme yazmada başarılısınız vesselam.
Not; Ya roman?Deneme yazarlarının bir çoğu roman yazmaya heveslenirler.Ama...çıkamazlar dar kalıplardan,imgelere boğarlar,anlayamazlar uzun soluklu olduğunu romanın. Ama sabırla başarılı romanları okuyup,sonrada bir yap boz gibi defalarca üzerinde çalışılırsa neden olmasın? Kalem sahibine yeni çalışmasında başarı dileklerimle.
SelamiSevinç tarafından 3/14/2011 9:22:42 PM zamanında düzenlenmiştir.
Mesaj alındı Selami Bey...Bende de tam rahatsızlık var işte...Romanımı pek fazla imgeye boğmamaya gayret ettim. Gereksiz tasvirler yok gibi. Ama sanki bir şey eksik. Onu da bulunca iyi olacak benim için. Yol gösterdiğiniz için çok teşekkürler. Uyarınızı dikkate alacağım. Saygılar.
Hayat; ölümle yaşam arasında ince bir çizgi. Bu çizgide ne kadar dengede durabilirsek yaşam odur bence. Ne, sadece ölümü düşünüp yaşamdan uzaklaşmak, ne sadece yaşamı düşünüp ölümü unutmak. Yapmamız gereken denge... Ölüm ve yaşamı ince bir dizayn halinde güzel anlatmışsın Aynur tebrik ederim.
Teşekkür ederim Emine Abla. Çok doğru söyledin, denge..
Bu arada ne zaman geliyorsun bu taraflara...Hani sen artık çılgın takılacaktın. Yoksa ilden ile atlarken bir yere mi takıldın:) Hani Sakaryaya Beni geçip git...Bir git... Anladın değil mi?
Rabbim herkese sıralı ölüm versin, hiç kimseye genç ölümü vermesin Ölüm çokça ahıreti hatırlatan bir olay, hayırlı insanlar olarak yaşayıp, yüz akı ile huzura çıkabilmeyi nasib et Yarab! Sevgiler yüreğine sevgili Aynur, selamlar.
Pencerem hepinize açık arkadaşlar... Değiştirmem merak etme. Bir kez değiştirdim Emine Abla razı gelmedi. Ben de artık kopamıyorum. Beni bu kadar iyi anlatabilecek başka hiç bir söz ya da fotoğraf olamaz.
Karanfil benim katrelerimle idare edecek artık...Benim penceremde çiçekler asla susuz kalmaz, merak etme..
Umut, her zaman vardır. Kırık camın ardındaki çiçekleri görüyor musun? Sardunyalar hiç o kadar uzamazlar oysa...Ve evin içinde güel yetişmezler. Ama onlarda biliyor olmalılar üzerlerindeki misyonu. Umutla pencerenin acizliğini örtüyorlar...
Uzun bir süre daha yazmayı düşünmüyorum. Çok ardarda yazdım. Bu bana iyi gelmiyor. Özgünlüğümü kaybettiğimi düşünüyorum. Yeni cümleler biriktirmeliyim. Şöyle hiç söylenmemiş cümleler. Gerçi yazarın biri "Hiç bir söz yoktur ki daha önce söylenmemiş olsun." demiş ama...
Sevgilerim sana...
Bu arada senin niyetine bir karanfil fidesi diktim meşhur penceremin önüne . Haberin olsun. Bir yerlerde bir karanfilin var...
ölümün yüzü soğuktur ama kaçınılmazdır. Hele anılarımızda daha soğuk hissederiz. Senin kaleminden ölümü farklı gördüm. Hayat yinede güzel Tebrikler ve sevgiler
Ölüm temasını iyi işlemişsiniz ama düşünmek bile ürpertici.. ne olursa olsun er veya geç gideceğimiz yer belli.. Cenazelerde hissedebiliyorum burun buruna geldiğimi görüyorum hele bir de toprağa koyulması.. yazı çok güzel tebrik ediyorum, sevgiler..
canandemirel tarafından 3/15/2011 4:11:28 PM zamanında düzenlenmiştir.
Ölüm temasını ustalıkla işlemişsiniz... Ama ben,sizin gibi karamsar değilim...Yaşamak,çok güzel bir olay.Ölümü düşündüğüm anda ben bittim,demektir...Hele de sen daha çok gençsin... Umut veren, farklı güzel duygular içeren yazılar yazman gerek bence...
Bu yazımın amacı hayatın anlamsızlığını anlatmak değil ki, ölümün anlamına vurgu yapmak. ve bu gerçeğe uygun yaşamamız gerektiğine. Herkes gibi ben de hayatı seviyorum. Ölümden korkuyorum, ama bir yok oluş olmadığını da biliyorum. Aksine bir vuslat...Kimi hak ettiği sonsuz huzura kavuşacak, kimi yine hak ettiği sonsuz azaba...
Yani kendi iç duygularımdan ziyade ölümün unutulmaması gerektiğini anlatmaya çalıştım naçizane...
Arada umut veren şeyler yazmaya gayret edeceğim hatrın için sevgili Ayhan Abi...
"Ölüm" korkmamamız gerek ama derin düşünmeye kalktığımız da, hepimiz içinin ürperdiği gerçek... Ama korkunun ecele faydası yok. Bir gün mutlaka ölümün soğuk yüzüyle karşılaşacağız... O gün geldiğinde Rabbim korkutmasın...
Benim açından hiç bir sakıncası yok. Zira canımdan çok sevdiklerim beni orada beklemekte...
Allah geride kalanlara sabır versin derler ya gerçekten de zordur ölümü sakin karşılamak. Oysa biliriz ölümlü olduğumuzu ama yürek nereden bilsin. Tebrikler. Anlatımın yine çok güzeldi canım. Sevgilerimle..
Teşekkürler güzel arkadaşım. Ölüme farklı bir pencereden bakmak istedim. Ne de olsa şu biçare varlığımızın en temel meselesi bu değil mi? Hayatta insanın başına gelebilecek en önemli şey değil midir ölmek? O halde yazılması gerekir.
Yazarlık budur işte...Üç beş dakikayı 5-10 sayfa anlatabiliyor musun? Okuyucu sıkılmadan zevk alarak okuyor mu? İşlem tamamdır... Senin bu yazında olduğu gibi... Çok güzel bi yazıydı... Usta işi...
Bedri Abi, Kesinlikle sana cevap yazdım, ama sistemde bir ağırlık var. Galiba cevabım kaydolmadan çıktım. Bunca kişiye dar vakitlerde yazıp seni hiç cevapsız bırakır mıyım? aMA YİNE DE ÖZÜR DİLERİM...Dediğim gibi teknik sorun...
Sözlerin öyle motive edici ki, insanın kendini bir şey sanası geliyor. Hele senin gibi başarılı ve okuması keyif veren bir yazardan bu sözleri duymak çok güzel. Ben hatalarımı da örmenizi ve çekinmeden söylemenizi istiyorum.
Bir süre yazmayacağım. Artık sasede okumak istiyorum. O yüzden sizlerin yeni yazılarını bekleyeceğim.
Sayfama kattığım vefalı renkten dolayı çok teşekkür ederim.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.