13
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1420
Okunma
Öğretmen masasından; öğrencilerine yorgun gözlerle bakıyordu. Yine her zamanki gibi yaramaz öğrencilerinden Durmuş; arkadaşlıklarına şaklabanlıklar yapıyor, onları yaramazlığa sevk etmek için uğraşıyordu. Zeki bir çocuktu Durmuş; zekiliğinin yanında esprili bir yapısı da vardı. Kanı kaynıyordu. Sınıfta, öğrencilerinin cıvıl cıvıl sesleri ona baharda ötüşen çalı kuşlarının sesini anımsatıyordu Emrullah öğretmenenin…
Hiç vazgeçmemişti onları sevmekten. Yirmi beş yıl olmasına rağmen…Bir sürü öğrenciyi mezun etmiş, onların başarılarına tanık olmuştu. Hiç unutmamışlardı onu… Doktor,Mühendis, Öğretmen… Bir çoğunu görmese de; gördükleri ellerini öptüğünde göğsü gururla kabarıyordu.
Teneffüslerde, bahçeye çıkar; kendi çocukları gibi sevdiği öğrencilerini seyre dalardı. Erkek öğrenciler kısacık teneffüste bile sahayı hazırlar ve maça başlarlardı. Başlarında organizatör Durmuş… Yakası paçası bir tarafta, ayakkabıların bağcığı çözülmüştür yine. Yanına çağırırdı önce, kulağına yapışır, usulca, acıtmadan kulağını çeker, bağcıklarına gözü takılırdı. Eğilir, bağcıklarını bağlardı.
Ders başladığında, konularını anlatırken deneyimlerini de bilgileriyle harmanlayarak anlatırdı. Öğrencileri, dikkatle onu dinlerdi.
Ders yılının sonlarına gelmişlerdi. Bir aya yakın zaman sonra tatile gireceklerdi. Bahar gelmişti.Ağaçların dalları; rengarenk çiçeklerle bezenmişti. Kuşların birbirleriyle düeti ise insanları, özellikle öğrencileri sokağa davet ediyordu.
Öğretmenler odasında, çayını içtikten sonra sınıfa girdi. Bir iki öğrencisi teneffüse çıkmamıştı.Bütün yaramazlıklar, haşarılıklar Durmuş’ tan çıktığı halde bu kez inanamayarak Erdal’ a baktı. Elindeki defteri yırtarak, çöp kutusuna atıyordu. Kıpkırmızı oldu. İlk kez o kadar çok sinirlendi.
- Oğlum niye yırtıyorsun defterini?
- Şey öğretmenim… Kızmayın bana canım yırtmak istedi.Ne olacak ki; babam yenisini alır. Az kalmıştı zaten…
- Hiçbir şeyin kıymetini bilmiyorsunuz yavrum. Kabahat sizde değil tabii ki bizlerde. Bir daha görmeyeceğim bu şekilde; ne senden ne arkadaşlarından tamam mı? Kaç ağaç kesiliyor biliyor musun bu defter için… Hem o defteri bulamayan o kadar çok öğrenci var ki… Hadi otur yerine.
Sakin olmaya çalışarak derse başladı.Dikkatini bir türlü anlattığı konuya yoğunlaşamıyordu. O yüzden de dersi kısa tuttu. Öğrenciler yine koşarak, birbirlerini iterek teneffüse çıktılar. Masasına oturdu.Gözleri camdan dışarıya daldı gitti Emrullah Öğretmenin. Çocukluğuna…
Fakir bir çiftçinin dört oğlundan biriydi. Yokluk ve deprem yıkıntılarının arasında dünyaya gelmişti. Çalışkanlığı, Mustafa öğretmen tarafından fark edilmiş ve Arifiye Öğretmen okuluna gönderilmişti. Gidecek yol parası bile zor bulunmuştu. Babası para da gönderemiyordu her zaman. Ağabeyinin tarlalarda çalışıp kazandığı paralarla devam ediyordu okuluna. İlk yıl aldığı defterlerle okulunu bitirmişti. Bir önceki yıl yazdıklarını siliyor, ertesi yıl üstüne tekrar yazıyordu.
Arkadaşları gibi her canının istediğini alamıyordu. Yine de hiç yılmamıştı. Üç yılın sonunda mezun olmuş; öğretmen olarak yakın köylerden birine tayin olmuştu. Köy köy gezerek devam ettiği memuriyet yaşamı onu buraya getirmişti.
Gözleri sulandı. Ayağa kalktı, camdan öğrencilerine baktı gururla. Durmuş ve diğer haylazlar kan ter içinde kalmışlardı her zamanki gibi. Kapıdaki sesle o tarafa çevirdi bakışlarını. Gelen Erdal’ dı. Yanına geldi. Gözleri yerde; mahcup, pişman bir hali vardı.
- Öğretmenim! Özür dilerim. Geçtiğimiz teneffüste söylediklerinizi düşündüm.Bir daha yapmayacağım.
- Tamam oğlum. Üzülme artık. İsraf çok kötü bir şeydir. Bir daha yapmayacağına eminim…
Zil çaldı. Öğrencileri yavaş yavaş sıralarına oturmaya başladılar. Tekrar gururla ve sevgiyle baktı onlara…Bu ders, farklı bir konuyu işleyecekti. Dersin konusu israftı…En iyi derste anılarıydı… Anlatmaya başladı, tekrar yaşayarak…
Şu anda hayatta olmayan Babama... Nur içinde yat Babacığım...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.