32
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
3464
Okunma


“Hayır, bitirmek istiyorum, bir daha aynı anları hatırlamak istemiyorum. Olduğum yer çok karanlık olduğu için, gün mü, gece mi bilmiyordum. Olduğum yeri, yanan ateşin alevleri aydınlatıyordu yalnızca. Uyandığımda, bu defa üçü beraber sızmış durumdaydılar. Belli bir zaman sonra uyandılar, işkenceleri bitmiyordu. İçiyorlar, sonra beni kum torbası gibi dövüyorlardı. Yere düşüyorum, onlar kaldırıyor, iki kişi ayakta tutuyor, Kemal yumrukları ile vuruyor, vururken de “ Sen kim oluyorsun da bana hayır diyorsun orospu. Ben sana neler yapacağım. Senin anan kim oluyor da, anama şikâyet ediyor beni.”. diyor tekrar vuruyordu. O kadar dayak yiyip ayakta kalmak çok zordu. Yerlerde yuvarlıyorlardı. İşkence bitince bırakıp gidiyorlardı. Kaç gün olmuştu oraya geleli bilmiyordum. Siz gelmeden önce, mağaradan dışarı çıkarttılar. Yokuş aşağı yuvarlıyorlar karın içinde, sonra tekrar kaldırıp, yukarı çıkartıp, yeniden yuvarlıyorlar “kardan adam oldun bak” diye bir kenara dikiyorlardı. İçeri ne zaman aldılar, ne yaptılar hiç hatırlamıyorum. Çünkü şuurumu kaybetmiştim. Gözlerimi açtığımda hastanedeydim komiser abi. Başka da bir şey bilmiyorum”
Sıla, konuşmasını bitirdiğinde, yattığı yer göl olmuştu gözyaşlarından. Yaşadığı şok daha çok yeniydi ve bu şoku atlatması çok zaman alabilirdi.
“Sıla, sana tecavüz etmeye kalktılar mı?”
“Yok komiserim. Tecavüz etmeye kalkmadılar. Cinsel tacizde de bulunmadılar”
Komiser ifadeyi bitirmişti. Kapıyı açtığında holden gelen ses insanın içini yakıyordu.
“Bu ne komiserim. Anneme mi bir şey oldu?”
Komiser Sıla’ya hiçbir şey söylemeden odadan çıktı. Birkaç dakika sonra Can içeri girmişti.
“Can abi ne oluyor dışarıda, anneme mi bir şey oldu, Lütfen söyleyin?”
“Annen iyi canım ama seni kaçıran arkadaşlarının durumu kötü. Üçü de uyuşturucu komasına girdiler”
“Kemal’in sesi miydi o?”
Ayşe’de gelmişti Sıla’nın yanına ve ağlıyordu yine.
“Can, o çocukların durumu yakıp geçti beni. Zor zapt ediliyorlar. Ne olacak onların durumu? Tedavi görebilecekler mi?
“Daha yaşları küçük, umarım çabuk atlatırlar. Bağımlı olmuş çocuklar. Bu yaşta, bu hale gelmelerinin sebebini hiç anlamıyorum. Umarım bu olay ,çok aileye ders olur ve çocuklarına sahip çıkarlar”
“Anneler ve babalar duyarlı olmak zorunda. “Benim çocuğum yapmaz” demekle, onların sorunlarına eğilmemek en büyük hata. Umarım çocuklar çabuk iyileşir ve yeniden topluma karışırlar. Onları görmeden önce, Sıla’ya yaptıkları için onları öldürecek kadar öfkeliydim. Şimdi öfkem, acımaya dönüştü.”
“Sen annesin, her şeyden önce insansın. Böyle düşünmen çok doğal. Sizi anne kız baş başa bırakayım. İşlerim var, onları halledip gelirim yanınıza”
Ayşe, kızı ile baş başa kalmıştı. Kızını seviyor, okşuyor, ellerini tutuyor, yüreğindeki anne sevgisini, avuçlarının içinden ve gözlerinden kızının yüreğine akıtıyordu. Anne kız dilleri ile değil, bakışları ile konuşurdu. Sessizliği kapının gıcırtısı bozmuştu. Dönüp baktıklarında, kardeşleri ve Hayriye hanımı görmüşleri. Üçkardeş, sevgi ile kucaklaşıp öpüşüyorlar, birbirlerinin ellerini bırakmıyorlardı. Onlar bu halde iken, okul müdürü ve Meltem öğretmen de kapıdan içeri giriyordu.
“Geçmiş olsun Sıla’cığım”
“Teşekkür ederim öğretmenim. Sizin sayenizde kurtulmuşum. Müdür bey, siz ve Gökhan olmasa beni kimse bulamazmış. Hayatımı size borçluyum.”
“Sen kurtuldun ya Sıla önemli olan bu. Ayşe Hanım, kapının önünde bir ziyaretçiniz var. Sizden izin almadan girmeye utanıyormuş.”
“Kim müdür bey? Neden benden izin alsın ki buraya gelmek için?”
“Kapının önündekiler Kezban Hanım ve eşi. Sizden özür dileyip, Sıla’ya geçmiş olsun dileklerini ileteceklermiş”
“Eğer, o çocukları bu halde görmeseydim, onları asla görmek istemezdim Müdür bey. Ama Kemal’in ve o iki çocuğun durumu canımı çok acıttı.”
Diyerek yerinden kalkıp, kapıya doğru yürüyüp, kapıyı açtı ve kapının önünde duran aileye;”“Buyurun, içeri girebilirsiniz?” diyerek, onları içeri almıştı.
“Ben ne diyeceğimi bilmiyorum Ayşe Hanım. Sizden ve Sıla’dan çok özür diliyorum. O zaman sizi dinlemiş ve size kötü davranmamış olsaydım, çocuklar, bu gün bu durumda olmayacaktı. Lütfen bizi af edin.”
“Bir musibet, bin nasihatten iyidir” sözünü bilmem hatırlar mısınız? Umarım çocuklarınız iyileşir ve umarım bundan sonra ona gereken önemi ve sevgiyi verirsiniz. Para kazanmak için çocukları ihmal etmek ve yalnızca para vererek sorumluluğunuzdan kurtulduğunuzu düşünmek, yapılan en büyük hatadır Kezban hanım. Kızımın vücudundaki yaralar elbet kapanacak, fakat yüreğindeki yara hiç kapanmayacak bunu biliyorum. Ben de bir anne olarak, o yaraların kapanması için var gücümle mücadele edeceğim. Umarım siz de aynı mücadeleyi çocuklarınız için verirsiniz”
Kezban hanım ve eşi utanıyorlardı. Köyden kaçıp şehre gelmiş olan bu temizlikçi kadın, verilmesi gereken en büyük dersi vermişti onlara da. Kapıdan çıkıp gitmeden önce, Kezban hanım, uzanıp Sıla’yı alnından öptü, müdür beye dönerek “ sizden de özür dilerim müdür bey” deyip kapıdan çıkıp gitmişlerdi.
“Teşekkür ederim Ayşe Hanım. Böyle davranacağınızdan emindim. Gereken dersi verdiniz. Küçük hanım, bu arada yarışmalara beş gün kaldı. İsmini çıkartamadık listeden. Katılmasan da olur. İki arkadaşın bu işi devam ettirirler”
“Ben yarışmaya katılacağım müdür bey. Yarın çıkıyorum buradan. Dört gün toparlanmam için yeterli. Merak etmeyin”
“Kendini zorlama Sıla. Senin iyileşmen önemli olan, yarışma ikinci planda”
“Yarışmaya katılacağım, başka şey var mı müdür bey?”
Devam Edecek