21
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1303
Okunma
Yaşamdaki riskleri kabullenmek ve onlarla boğuşmak çok hoşuna gidiyordu.Yaşamının her sayfası için geçerliydi bu felsefi düşüncesi.
Risksiz yaşamayı çok yavan buluyordu. Heyecan olmalıydı. Bazen bu heyecan; kasırgaya, fırtınaya hatta tayfuna dönüşmeliydi.Rahat,güvenli bir yaşam; en korkulan bir yaşam demekti,O’nun için. Fırtınalı denizde dalgalarla boğuşup,teknesinin alabora olacak dereceye gelmesinden haz duyardı.Kendisini,fırtınaların adamı olarak telakki ediyordu.
Bazen bu risklerini, yaşadığı yasak aşkına da taşıyordu. Yasaklara her zaman karşıydı ama ;yaşadığı aşkın yasaklığına bir türlü anlam veremiyor,aşkının doğallığında; sessizliğin dinginliğinde ve fırtınasız koylarda kendine sakin bir ortam bulmaya çalışıyordu…Bu çabanın yorgunluğu bile mutlulukların en güzelini tattırıyordu O’na.Beyni,her ne kadar meşgul olsa, içsel dünyasında fırtınalar esse de , sakin bir limana demir attığına kendisini inandırmaya çalışıyordu.
Aslında;yasak aşkının labirentinde tam bir çıkmaz içersindeydi! Aşkı üzerine yürüttüğü bütün savları,gerçek dışıydı ama yanılsamalar çıkmazından bir türlü kendisini soyutlayamıyordu. Yine de mutlu olduğu sanısıyla; gündelik yaşamın bunaltıcı, sıkıcı atmosferinden kurtulduğuna ve içsel dünyasının burgaçlarında , adeta kendinden geçiyor;kendi minvalinde hayal aleminde kalmayı yeğliyordu.
Kısa aralıklarla buluşup sevişmeleri, her ikisini de aynı dünyaların pembe hayal alemine sürüklüyordu…Bu kaçıncı buluşmalarıydı,sayısını bile unutmuşlardı.Her buluşmalarında,hala ilk buluşmanın heyecanı vardı yüreklerinde.Aynı isterikle,yüksek tempoda çılgınca sevişiyorlardı…
Adam, saatine baktı.Bir daha baktı.Akrep,dokuzu gösteriyordu.Yelkovan,akrebin üzerine doğru hızla yaklaşmaktaydı. Sevgilisi, geldi gelecekti!Otobüsler, peşi peşine terminale doğru yaklaşıyorlardı aralıklı olarak.Yaklaşanlar, peronlarına giriyor ve uzak yerlerden taşıdıkları yolcuları,sevdiklerine kavuşturuyorlardı.
Akreple yelkovan tam dokuzun üzerinde birleştiğinde; yüreği farklı atmaya başladı. Damarlarındaki kanın devinimi hızlandı. Bakışları, beklediği perondan otogara doğru yaklaşmakta olan otobüslerin üzerinde yoğunlaştı. Her yaklaşan otobüsün, sevgilisini getirdiği düşüncesi vardı içinde ama neden hala yoktu?
Bir saat öncesinden beklemeye başlamıştı. Şimdi bu birkaç dakika bir türlü geçmek bilmiyordu. Özgürlüğe hasret, zincire vurulmuş mahkumun ruh hali vardı içinde.Sabırsızdı…Telaşlıydı…Hatta normal geliş zamanından beş dakika da geçmiş bulunuyordu. Aman Allah’ım! Bu beş dakika; Ona ,beş yıl gibi gelmişti.Soğuk terler dökmeye başladı. Yüzünde beliren boncuk boncuk terleri, şaşkın bir çocuk gibi kolunun tersiyle sildi.
Heyecanı şaha kalktığında perona yaklaşan otobüs, önünde yavaşça durdu. Motorundan “tısss!” diye ölgün bir ses kulaklarını yaladı. Belli ki; uzun yolculuk sonucu çok yorgun düşmüştü.
Yolcular, tek tek inmeye başladılar.Yolcular arasında; sarışın,uzun boylu,manken vücutlu bir bayan inmişti ki;dünyalar 0’nun oldu. Nihayet yasak aşkının kahramanı “sevgilisi” gelmişti. Ruhundaki sıkıntıları, o anda kaybolup gitmiş,öfkesinden sahili döven denizin dalgaları; yerine, sakince kumsalı okşayan dalgalara bırakmıştı.
Bayan, kendini bekleyen sevgilisini, otobüsün içerisinden görmüş,O’nun da yüreği aynı ritimle çarpmaya başlamış,yanakları al al olmuştu.Dudaklarının arasından “sevgilim” kelimesi,fısıltı halinde çıkmıştı.O da aynı duygularla yanıp kavruluyordu. Yasak aşkın kadın kahramanı olmasına rağmen,oynadığı tehlikeli oyundan son derece memnun ve rolünü noksansız yerine getiriyordu.
Kalabalığın arasında sarıldılar. İnsanların meraklı ve hayret dolu bakışlarına aldırmadan öpüştüler.
- Hoş geldin sevgilim!
- Hoş bulduk canım!
Biraz sonra genç adam,sevgilisiyle arabasıyla bilinmeyen bir yöne doğru; bir günlerini bir ömre bedel gibi geçirmek için hızla uzaklaştılar…