Gönlü aydın bir kişiye kul olmak, padişahların başına taç olmaktan iyidir. (mevlana)
eryigitmat
eryigitmat

HUZURSUZ BACAK

Yorum

HUZURSUZ BACAK

2

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

1377

Okunma

HUZURSUZ BACAK




Huzursuz Bacak, Mustafa Kutlu’nun 25. kitabının, Dergâh yayınlarının 399. kitabının adı. Ağustos 2008 de okuyucusuyla buluşan Huzursuz Bacakın, kitabevi raflarında sergilendiğinde ilk bakışta Kusursuz Bacak biçiminde okunduğuna sıkça tanık oldum. Çünkü insanımız soyutla somutun yan yana gelmesine pek alışkın değil. Kutlu, hikâyesine böyle bir isim bulmakla alışılmış kalıpların dışına çıkma serüvenine hazırlıyor okurunu bence. Önceki hikâyelerini okumuş olanların az çok aşina olduğu bu olgu, Kutlu hikâyeciliği denen bir tarzın yeni ve derinlikli açılımlarının yüreklerde ne denli bir yankı bulduğuna da tanıktırlar. Kutlu’nun herhangi bir kitabını okuyan herkesin istisnasız olarak diğer kitaplarını okuma arzusuna kapılacakları gerçeğinden hareketle yeni bir kitabının çıkmasını coşkuyla bekledikleri rahatlıkla söylenebilir.
Huzursuz Bacak, yazarın daha önce yayımlamış olduğu Sır adlı kitabındaki “Satılık Huzur” hikâyesinin ilk bir buçuk sayfası ile başlıyor. Yani bu hikâyedeki kahramana benzer birinin yıllar sonra ülkesine dönmesiyle... “Bu huzursuz bacak bana ülkemin hatırası oldu. Ne zaman bir olumsuz durumla, bir düş kırıklığı, dramatik bir hal, bir zulüm, bir soygun, bir haksızlık, bir yanlışlık görsem bacak tıklıyor.” diyen hikâyenin başkahramanı Ömer Faruk, yurtdışından yeni dönmüştür. Ülkede yeni bir darbe yapılmış, darbe sonrası genel sessizlik hâkimdir: “Bazıları memleketi kurtarılacak duruma sokar ve sonra ‘memleket elden gidiyor’ diye bağırır.” , “Bir gece ansızın gelip kurtaracaklar.” ve “Millet, aman bir gölge olsun da isterse süngü gölgesi olsun diyesiymiş.” şeklindeki cümleler fondaki darbe görüntüsüne bilinçli göndermelerde bulunurken bunu ülkenin geneline yayılan vurdumduymazlığa, aymazlığa bir tepki olarak ta seslendirmektedir aynı zamanda.
Kutlu, hikâyecilikte zor olanı başarıyor bu kitabında da. Zor olan da şu: kişileri ve olayları 1.tekil şahsın, yani başkahramanın ağzından anlatmak. Hikâyedeki başkahramanı, 3. tekil şahıs olarak anlatmak genel anlamda çoğu hikâyecinin kullandığı bir yöntemdir. Kutlu, bu anlamda alışılmış ve kolay olana yönelmiyor, diğer hikâyecilerden farklı bir yol izliyor. Hikâyeyi başkahramanın bakış açısına göre oluşturmak, hikâye kurgu tekniğine göre hayli zordur. Ama Kutlu, bu zorluğu okuyucusuyla karşılıklı konuşuyormuşçasına son derece sıcak ve coşkulu bir üslupla aşıyor. Okuyucuya, adeta olayların ve kişilerin arasında özel bir yer veriyor yazar, okuyucu da zaten hazır olan o yerden bakıyor kişilere ve olayların arasında canlı olarak yerini alıyor. Okuyucu olarak hikâyenin içinde o denli canlı olarak yer alıyorsunuz ki hikâyedeki kişiler çok uzun zamandır tanıdığınız insanlarmış gibi gelmeye başlıyor, olaylar yaşadığınız veya yaşacağınız olaylarla o kadar yakın benzerlikler arz ediyor ki bu içiçelik bir süre sonra sizin farklı bir boyutta yaşıyor olduğunuz hissini çağrıştırıyor, mevcut üç boyutlu ortamınızı areste kılıyor.
İstanbul’u ve ülkesini olumsuz anlamda değişmiş bulan ve ideallerine göre yapacak bir iş bulamayan Ömer Faruk ağır bir düş kırıklığı yaşar: “İstanbul’da işim bitti galiba. Epeyce beklenti, proje, özlem dolu gelmiştim. Hepsini birer birer erittim. Bu düş kırıklığı ağır oldu. Ne yapmalı?” der ve böyle kötümser ruh halindeyken babasının eski çiftliği gelir aklına: “İyi. Gideyim, nasibimi kırda, bayırda arayayım bari” diyerek, çiftliğin başına geçer ve “… bir yandan organik tarım yaparken, bir yandan da ‘Kanaat Ekonomisi’ kitabını yazacağım.” şeklinde karar verir.
Kutlu’nun başka bir yazardan alıntı yapıyormuşçasına İp adlı hikâyesini bu kitabının içinde
vermesi çok hoş ve aynı zamanda şaşırtıcı bir yenilik olmuş. Huzursuz Bacak, Kutlu’nun öteki kitaplarından ayrılarak, “fikri ağırlığı yoğun” bir eser olarak karşımıza çıkıyor.
Kutlu’nun bütün hikâyelerini okumuş olmanın verdiği kıvancın yürek ve beyin ikliminde oluşturduğu atmosferi duyumsuyor olmak bana her an taze heyecanlar katmıştır ve katmaya da devam etmektedir. Bu heyecan, ruh iklimimizin çoraklığını giderme iddiasında çağlayanlar sunmaktadır ve sonsuz açılımların kapısını aralamaktadır. Yeter ki gönülden okunsun…

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Huzursuz bacak Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Huzursuz bacak yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
HUZURSUZ BACAK yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Aysel AKSÜMER
Aysel AKSÜMER, @ayselaksumer
29.10.2010 21:21:47
Bilgilendirici bir tanıtımdı. Güzel bir kitaba benziyor. Yeni kitap alırken kesinlikle aklımda olacak. Teşekkürler paylaşımınız için. Saygı ve selamlarımla..
asran
asran, @asran
29.10.2010 18:39:24
Kitap eleştirileri adına bu bölümün açılması iyi oldu. Sizi yoruyoruz sayın Eryiğit ama oldukça yararlı bilgiler veriyorsunuz. İzlemeye devam ediyorum. Teşekkür ve Saygımla...
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL