34
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1726
Okunma
Zeynep Hanım, pastörize sütü bardağa boşaltırken, annesinin ocakta savura savura pişirdiği sütün mis gibi kokusunu duyar gibi olmuştu. Düşünceleri onu dağların yamacında inek güttüğü zamana götürmüş, dağın yamacında dört çocuk ve dört inek, süt bardağının içinde O’na gülümsüyorlardı. Çocukların en büyüğü on, en küçüğü yedi yaşındaydı. Zeynep, Mehmet ve Ayşe kardeştiler.
Hüseyin, komşularının on yaşındaki oğullarıydı. Hüseyin, yaşına rağmen beden olarak gelişmemiş, kısa boylu ve zayıf bir çocuktu. İneği de kendi gibi sıska, kısa bacaklı, şiş karınlı, sarı tüylü, boynuzları tüylerinin arasından görülmeyecek kadar kısaydı. Hüseyin ineklerini, ablası Hürü ile dönüşümlü olarak güdüyordu ve bugün inek gütme sırası Hüseyin’deydi.
Zeyneplerin üç ineği vardı ve üç kardeş inekleri paylaşmışlardı. Herkes kendi ineğinden sorumluydu. Zeynep, sarışın uzun boylu ve zayıf olmasına rağmen ineği; siyah, uzun bacaklı, oldukça iri ve boynuzları koç boynuzu gibi öne doğru kıvrıktı.
Mehmet, kumral, uzun boylu ve zayıf olmasına rağmen, ineği; kısa bacaklı, şiş karınlı, beyaz tüylü, oklava gibi uzun boynuzlarının biri tam ortasından kırıktı.
Ayşe üç kardeşin en küçükleriydi. O, yaşına rağmen boyu posu yerinde, hatta kilosu gözle görülecek kadar fazlaydı. Tombul da denilebilirdi. Tombulluğu yüzünde koşmacalı oyunlara her zaman ‘pes’ diyordu. Ayşe’nin ineği, Zeynep’in ineğin kopyası sayılırdı; fakat tüyleri boz, boynuzları tam geriye manda boynuzu gibi kıvrıktı.
İnekleri dağın yamacına süren dört çocuk, ne oynayacaklarına bir türlü karar verememişlerdi. Zeynep, elindeki sopayı yere saplayıp:
-Bugün ne oyunu oynayacağız çocuklar?
Hüseyin:
-Masal anlatalım!
Zeynep:
-Masalı senin ablan anlatıyordu, o da bugün olmadığına göre…
Hürü, inek gütmeye gelirken, yanında dantelini de getirir, ineğini diğer çocuklara güttürürken, kendisi incir ağacının gölgesine oturup, ‘size masal anlatacağım; ama siz de benim ineği güdeceksiniz, yoksa masal felan anlatmam.’ derdi. Çocuklar, masal dinlemek için, Hürü’nün ineğini sırayla zarara girmekten korurlardı. Etraftaki tek zarar ise, yeni dikilmiş olan çamlıktı. İnekler çamlığa girdiği an, koruma görevlileri inekleri anında alıp götürür, yüklüce bir ceza almadan da bırakmazlardı.
Zeynep, elindeki sopayla havada hızlı bir kavis çizince, vın vın diye sesler çıkaran sopasını hızla yere batırıp, elini beline koydu.
-Film çevirelim; ama bir şartım var, ben Filiz Akın olacağım. Jön de Kartal Tibet olacak; ben onun gözlerine aşığım!
Mehmet:
-Hangi filmi çevireceğiz?
Hafta sonu gittikleri beyaz güller isimli film Zeynep’in aklından bir türlü çıkmıyordu. Hele Filiz Akın’ın dağlardaki çamların arasında saçlarını savura savura koşmasına bayılmıştı. Etrafına bakındı, ‘o dağlardan bizim dağların nesi eksik ki, hem çamlarımız var, hem de çiçeklerimiz.’ Diyerek bağırdı:
-Beyaz güller!
Diye bağırdıktan sonra, bir kardeşi Mehmet’e baktı, bir de Hüseyin’e, Hüseyin jön olacak kadar yakışıklı değil, üstelikte pek çelimsizdi. Zeynep sopasını hızla yerden çekip, Hüseyin’e doğru uzatarak:
-Bak Hüseyin, sen Erol Taş kadar gaddar olmasan da kötü adam olacaksın.
Ayşe, ağzındaki inciri yutmaya çalışırken:
-Peki ben ne olacağım?
Zeynep, Mehmet’in elinden tutup:
-Ayşe, sen de kızı kaçınca ağlayan kadın olacaksın. İster incir ağacının tepesinde ağla, ister dibinde ağla; ama ara sıra ineklere bakmayı sakın unutma!
Zeynep, Mehmet’i hızla çekerek dağların zirvesine doğru koşmaya başlamıştı. Hüseyin de âşıkları kovalayan kötü adam olduğu için arkalarından kovalamaya… Koşmaktan kan-ter içersinde kaldıklarında, Zeynep alnındaki terleri silerken yamaçtaki ineklere baktı. İneklerin yerinde yeller esiyordu. Zeynep korkuyla çığlık atıp, aşağıya incir ağacının yanına doğru koşmaya başladı. Çocuklar ağacın yanına geldiklerinde, Ayşe uyuyordu. Ayşe’yi sarsarak uyandıran Zeynep:
-Kız Ayşe, inekler nerede?
Ayşe, gerinerek uyanıp:
-Bana ne! Siz oynayacaksınız ben inek mi güdeceğim?
Zeynep, Ayşe’nin vurdumduymazlığına isyan edip, elindeki sopayı kafasına kafasına vurmak istediyse de kendine mukayyet olup avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı.
-İnekleri bulmadan eve nasıl gideceğiz salak kız! Yiyeceğimiz dayağı, babamın ödeyeceği zararı, sen hiç düşündün mü?
Ayşe hiç istifini bozmadan esnemesine devam edip:
-Bütün bunları, filmi çevirmeden önce düşünecektiniz. Artık çok geç!
Zeynep Hanım, yan odadaki torununun sesiyle daldığı düşüncelerinden sıyrıldı.
-Koş anneanne koş…! Çok güzel bir klip buldum beraber izleyelim!
Zeynep Hanım, bir bardak sütte torununa koyup, gözlüklerini takarak torunun yanına klip izlemeye giderken, kendi kendine söyleniyordu:
-Vah yavrucuğum vah! Biz senin yaşındayken kendi klibimizi kendimiz çekiyorduk!
Emine/Manisa
/09/17/2010