7
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
20394
Okunma
Sevgide güneş gibi ol, cömertlik ve yardım etmekte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, hiddet ve öfkede ölü gibi ol,tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol,hoşgörülülükte deniz gibi ol,ya olduğun gibi görün,ya da göründüğün gibi ol…
Mevlâna’nın söylediği ve günümüze kadar insanlığa ışık tutan sözleriyle yazıya başlamak istedim.
Bilindiği üzere 2007 yılı UNESCO tarafından hoşgörü yılı ilân edildi. Aspendos antik tiyatrosu ve Amsterdam da çeşitli etkinliklerle başladı.
Tüm dünyada sevgi ve hümanizm sloganı olarak kabul edilen ”Gel, gel,ne olursan ol gel!İster kâfir ister Mecûsi,ister puta tapan ol,gel!Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir.Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da gel!çağrısıyla dil,din,ırk,milliyet ayırmadan insanoğluna seslenmiştir.
Aklını gönlüyle, gönlünü aklıyla barıştırmış olan kişi hoşgörülü kişidir.
Bir gün,coşkulu bir sema meclisinde,bir sarhoş dalar içeri,sağa sola bu arada Mevlâna’ya da çarparak geçer.Dostları hemen kenara çekip hırpalamak isterken,Mevlana ”Durun” der,”şarabı o içmiş,sarhoşluğu siz gösteriyorsunuz”
Yine Mesnevide bir hikâyesinde, Padişahın sarayındaki Çinli ressamlar ”Biz Türk ressamlardan daha iyi,daha hünerli ressamlarız ”iddiasında bulunurlar.Türk ressamlar ise ”Bizim resimdeki ustalığımız sizden daha üstündür” derler.
Bunun üzerine padişah bir gün:
-İddianızda hanginiz haklısınız? Bunu anlamak için sizi imtihan edeceğim, der.
Çin ressamları ile Türk ressamları yarışmaya girişirler. Fakat Türk ressamlar bu yarışmadan çekinir gibi olurlar.
Çinliler:
-Padişahım bize özel bir oda veriniz,biz o odada çalışalım.Bir oda da Türklerin olsun,teklifinde bulunurlar.
Kapıları karşılıklı iki oda vardır .Odalardan birini Çinliler alır,birini de Türklere verirler.Çinliler, padişahtan yüzlerce çeşit boya isterler.Padişah onların isteklerinin hepsini yerine getirir.
Türk ressamlar ise:
Ne resim,ne boya bizim işimize yaramaz,bize sadece pas giderici nesne gerekir.
Türk ressamlar kapıyı kaparlar.Duvarı cilalamaya başlarlar.Odanın kapıya karşı olan duvarını gökyüzü gibi saf,temiz ve parlak bir hale getirirler.
Padişah önce Çinli ressamların odasına girer.Çinli ressamların yaptığı resimleri görür.Onların inceliğinize,güzelline şaşırıp kalır.Aklı başından gider.
Sonra Türk ressamlarının yanına gelir.Padişah gelince Türkler iki oda arasındaki perdeyi kaldırırlar.Karşı odada Çinlilerin yaptığı resimler ve nakışlar bu odanın cilalanmış duvarına daha parlak bir şekilde yansır.
Padişah Çinliler tarafından ne görmüşse,bu odada ondan daha iyisini,daha güzelini görür.Resimler öyle canlı öyle güzeldir ki insanın gözünü almaktadır.
Bunu gören padişah, Türk ressamlarını daha başarılı bulur ve tebrik eder.
Ve demiştir ki: Bazı insanların gönülleri ayna gibi saf ve tertemizdir.Her şey oraya yansır.Gönüllerini Allah’ı anarak iyi işler yaparak cilalamış olanlar her zaman bir güzellik hoşluk içindedir.
Empati, yani karşıdaki kişiyi anlamak ve algılayabilmek,duyumsamak barışın sürekliliğini sağlar.
Gelin, Yunus Emre’nin sözüyle yazımızı noktalayalım.
Gelin tanış olalım
İşin kolay kılalım
Sevelim Sevilelim
Dünya kimseye kalmaz
Saba35
Kaynak:Mesnevi