22
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1082
Okunma

Sırlı bir cam önünde, seyrederken suretin
Cemalin göz önünde, aslını gizler suretin…
Her birimizin içinde yeri belli olan inceden ya da oluk oluk boşalan bir kanlı yara, öyle ya da böyle her zaman var. Bu yaradır belki de bizi aynı satırlarda buluşturan. “Derdimin dermanı nerede ola ki?” diye sormaya çıktığımız bir yolculuktur okumaya merakımız. Önümüze gelen her bir satır, her bir kitap. Bir ses ararız aynı dertten muzdarip. İlk satırında keşfedivereceğimiz biri olmalıdır. Acıyı tatmış, aşk belasını bilen ve devaya giden yolda yol almış olan bedensiz biri. “Dost diye aradığın benim, Haydi gel doğru sözüme” deyiverecek bir ses.
“Bir gün” diyerek aramaya devam ettiğim biri. Bulmaya umudum var hala içimde. Aynı derdin sahibi olan biri. Sonuna kadar gitmiş, pes etmemiş, işin ucunu bırakmamış, keçiden daha inatçı biri. Her çevirdiğim sayfada aşkla ilerleyeceğim satırlar arasında. Kendini gizlerken yazıcısı, ben kurtuluşuma ereceğim. Umudumla satırlarına gömülüp, kaybedeceğim kendimi. Gizlenirken aşikâr olmaktan kurtulamayan yazıcım, müellifim. “Budur” dediğim satırlarının bir sonunun olduğunu bildiğimden, ağır ağır okumaya gayret ettiğim, tüketmekten korktuğum biri. Geleceğe doğru ilerlerken, geçmişimde anı diye özenle adını kalbime yazdığım, gerçekliği olmayan ve olmayacak olan biri.
“Keşke bitmeseydi” demeyecek kadar büyümüş olacağım tükenişinde. Tüketeceğim anlarımı, saatlerimi, günlerimi. Ben onun önünde dizlerimin üzerinde ve o benim avuçlarımın içinde.
Hiç görmediğim biri çözecek ruhumu. Çoktandır “çözülsün artık” diye yalvardığım çaresiz sesime bir cevap olarak. Suskunluğumun sesi, sözümün suskunluğu iç içe huzuruma erdirecek bir gün yüreğimi.
Yüreğim…
Yeryüzünde en çok hor gördüğüm, en kıymetli hazinem…
Her yüreksizin yanında bir büyük yürek kelepçelenmiş olsa da…
Bir gözden ırak sahrada, tek bir gül yetiştirip hissettiği aşkı ile yaşamayı sürdürüp yaşatacaktır kendine dair olan sevdayı nasılsa, yüreği olanlar…
Söyle sevgili,
Kar yağıyorken pencereden seyretmeyi sever misin? Hele de odanda yanıp duran bir soba varken. Ya dışarıda başını gökyüzüne kaldırıp bembeyaz karları, düşerlerken küçücük siyah noktalar halinde sana gelişlerini izledin mi?
Kar yağıyor bu gün bu şehre. Sessizlik şehre oturmuş bir mevsimlik bir misafir şimdi. Her bir tanesi bambaşka bir yıldız… Varlığı, yokluğu anlık tanecikler… Gücü birlikteliğinden doğan dost beyazlar. İfratı çığ, tefridi sulu sepken olan.
Hayata dair bir işaret bir umut olan kar. Yakıcı güneşler öncesi serin beyazlığın adı olan kar.
Bu şehir karlar altında, güneşli güzel günler dinlencede şimdi. Toprak yaz sıcağında kuraklıktan çatlamasın diyerek yağdırılıyor şimdi karlar. Taneleri inecek ve birikecek derinlerde bereket diye. İmbikten süzülüp birikecek saflık, yemyeşil dallara erecek sonra.
Kar yağıyor sevgili, gülümse. Gülümserken unutma sokak kedilerini ve unutma senin şehrinin martılarına yem atmayı. Yeni caminin önündeki güvercinlere uğra bu gün. Seni bekleyenleri unutma sevgili… Bil ki sen hiç unutulmadın. Bu sevgide hiç ortada bırakılmadın, yolda kalmadın. Yarısını bir uzak şehirde unutup giden bir tek sendin. Uzak şehirler sana yakın olamadı. Olmalı mıydı?
Ne bir önemi, ne de bir anlamı var bu sorunun…
Bu şehrin üzerine kaç defa dolular, karlar, yağmurlar yağdı. Yollar tertemiz. Kalan ne kadar sevda zerresi varsa onları da kaldırım kenarlarından belediye çalışanları bir maaş karşılığı süpüreli çok oldu.
Sen gideli çok oldu sevgili. Ben… Ben bile o senli şehri terk edeli epey bir zaman oldu. Bu yazı geçmişten gelip yeniden hatırlattı senli zamanları. Üzüldüm mü? Ne yalan söyleyeyim, içimde hüzzam bir şarkı birikmedi sana dair. Bir nesir oldun, yazıldın ve bittin… Zira senden süzülecek bir şiir bile biriktiremedim içimde…
2003, KONYA