24
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
17214
Okunma
Bazen bir şarkı takılır dudaklarıma. Gecenin bir vaktinde uzaktan bir şarkı duyarım. Anılara, unutmaya, unutulmaya dair bir şarkı. Geçmişe dalar giderim o an. En çok da “Unutma” kavramına takılırım, şarkının sözleri kulaklarımda çınlamaya başladığında. Tutarım elinden bu kelimenin ve yüreğimin, aklımın rehberliğinde geçmişimde gezintiye çıkarım.
Koyu bir hüzün yayılır önce odamın her bir köşesine. İmkânsızın, bir daha asla yaşanamayacak anların acısı kaplar bütün benliğimi.
Yaşarken, ayrılığın bir gün bizi farklı iklimlere savuracağını asla ihtimal etmediğim insanlar gelir aklıma. Birlikte attığımız kahkahalar, döktüğümüz gözyaşları belirir belleğimde.
Ben bu insanları aramıyor, sormuyorum. Yaşıyorlar mı onu dahi bilmiyorum. Yıllardır birinden ne bir selam ne bir haber geldi. Belki görüşmedik uzun zaman, ama daha dün ayrılmışçasına yüzlerini, sözlerini hatırlıyorum her birinin. İşte o zaman sorular üşüşüyor beynime. “Bunca bihaberken onlardan, nasıl oluyor da hâlâ hatırlayabiliyorum onları?” diye...
Ya onlar… Onlar beni hatırlıyor mu acaba?
Unutmak, unutulmak şaşırtır yolumu, cevap veremem bu sorulara.
Unutmak nedir ki? İnsanın belleğinden tamamen silinmesi mi isimlerin ya da yüzlerin?
Ya sakladığımız anılar, bohçalayıp sandıklara koyduğumuz hediyeler… O anılarda daha dün gibi canlı duran arkadaşlıklar, hatıra diye sandıklara saklayıp, bir türlü atmaya kıyamadığımız arkadaş hediyeleri… Arayıp sormasak da hiç bir arkadaşımızı, sırf bu anılar ve hediyeler bile unutmadığımızı göstermez mi onları? Unutulabilirler mi her şeye rağmen? Daha da ileri gidelim; bir arada yaşanmasına rağmen bazıları, unutulanlar sınıfına dâhil edilebilir mi?
Cevap veremem dedim ya... Ben daha unutmak kavramının tanımında kararsızım. Belki de unutmanın sırrını çözebilmek için, akıl ile yüreği ayırmalıyım birbirinden. “Akıl nasıl unutur?”, “Yürek nasıl unutur?” sorularının cevabını aramalıyım.
Arkadaş, dost, sevgili ne olursa olsun birini yüreğinizde misafir etmediyseniz eğer, aklınız kısa zamanda unutur onu.
İş, okul, seyahat vb. nedenlerle görüştüğünüz, aklınız ile tanıdığınız insanlardır böyleleri. Birlikte olmanıza sebep olan şeyler ortadan kalkınca unutursunuz onları. Aylar, yıllar sonra karşılaştığınızda belki hatırlarsınız birini, belki de benim gibi -isim ve yüz hafızası berbat biriyseniz- kim olduğunu çıkaramaz, kendinize hatırlamış süsü verip, karşınızdakini kırmadan durumdan sıyrılmaya bakarsınız.
Normaldir aklın unutması. Çünkü onun da bir kapasitesi vardır ve yeni insanlara yer açabilmek için silmelidir bazı isimleri, yüzleri belleğinden. İç acıtmaz bu unutmalar, ne unutan, ne de unutulan için.
Benim asıl anlamaya çalıştığım, duygularımı altüst eden ve cevabını aradığım soru, yüreğin nasıl unuttuğudur.
Yürek unutur mu hiç? Yürekteki birini unutmak için ne olmalıdır?
Bir insanı aylar, yıllar boyunca görmemek yüreğin, o insanı unutması için yeterli midir? Ya da halen aynı mekânı, aynı zamanı paylaşmak, görüşmek, o insanın unutulmamasına çare midir?
Bu sorunun cevabı belki de içimizdedir.
Bakın içinize.
Bu güne kadar hayatınıza aldığınız insanları düşünün bir bir. Eş, dost, akraba, arkadaş, komşu, sevgili... Geçmişinizden bugününüze bir yolculuk yapın ve selam vermeye çalışın hayatınızdan gelip geçen insanlara.
Kaç kişi, yüzüne gülüşlerini, gözlerine unutamadığınız bakışlarını yerleştirip, selamınızı “Başım gözüm üstüne” deyip alıyor? Kaç kişi kaçan bir otobüsü yakalama telaşıyla koşuyor aklınıza, yüreğinize? Kaç kişi ete kemiğe bürünüp, gecenin bir yarısında nazlanmadan yalnızlığınızı paylaşmak üzere odanıza geliyor?
Bu kadar mıydı tanıdıklarınız ya da hayatınıza aldıklarınız? Değildi elbette. Kimi, devrilen yıllara yenildi ve çekti gitti hayatınızdan. Yılların, yolların hesabını yapmadan inatla var oldu belleğinizde kimi de.
Öyleyse ayrılığa suçu yüklemeden önce, bir başka fail aranmalı. Bize dostlarımızı, dostlarımıza bizi unutturan bir fail...
Yürek olabilir mi acaba bu? Yılları, yolları, görüşmeyi, konuşmayı hiç hesaba katmadan kendince bir çetele tutan yüreğin verdiği ses midir unutmanın, hatırlamanın emaresi?
Yüreğinizin ses verdiğin kaç kişi var? Kaç kişi var görünce yüreğinizin dalgalandığı? Olanları saymak için ikinci elinizin parmaklarına ihtiyacınız oldu mu?
Kim bilir belki de gerçek unutma budur. Yüz yüzeyken, yüreğin bir ses vermek için kılını bile kıpırdatmamasıdır.
Bir zamanlar onsuz, lokmanın bile boğazınızdan geçmediği arkadaşınızı, yüzünü görmek için kapı sesini beklediğiniz komşunuzu, bir haber almak için günlerce telefon başında nöbet tuttuğunuz sevgilinizi düşünün.
Artık yediğiniz lokmada arkadaşınızın yokluğunu hissetmiyorsanız, komşunuzun kapı sesine kulak vermiyorsanız, telefon başında nöbet tutmuyorsanız siz, “Bu insanları unutmadım.” diyebilir misiniz?
Belki “Nasıl olur? Her gün görüyorum elbette unutmadım” dersiniz. O zaman bir düşünün bakalım hatırlayan aklınız mı, yüreğiniz mi?
Dedim ya... Unutmak cevabını hâlâ bulamadığım bir kavram.
Nedir unutmak? Yılların yolların araya girmesi mi, yoksa iç içeyken yüreklerin duyarsızlaşması mı?
Belki de bunların hepsi unutmanın tanımı, belki de hiçbiri.
Bilmiyorum.
Bildiğim, yüreğin kendine göre bir çetele tuttuğudur. O, bazı insanları alıyor koynuna, yıllara yollara meydan okuyarak taşıyor bugünlere, yarınlara.
Bazı insanları ise, görürken görmezden gelerek kaydı silinmek üzere koyuyor kapının önüne.
Ve kendi yoluna devam ediyor, ince eleyip sık dokuyarak.