3
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
2511
Okunma

Bir akrebin gözlerini çaldığım gündü…
Şehri renkli yağmurlar yıkarken kırmızı çakıl taşları alev topu gibi savruluyordu göğe.
Toprak ayakta selamlıyordu rengin gökkuşağını…
Adını bilmediğim hüzün sokaklarında hayatı komedi filmi gibi seyredenler kulak zarlarını patlatacak güçte kirli kahkahalar atıyordu ki; dondurmacının sesi duyuluyordu köşe başındaki çocuk parkında.
Belli ki bir külah içinde güneşli günler satıyordu.
Ölüm özgürlüktür yazılı pankartı taşıyanların yüzlerine çoktan yerleşmişti isimsiz bir korku. En çokta yüzleri siyaha yakın olanların elmacık kemiklerinde alaylı bir gülümseme vardı sebepsiz hayatların çukurlarından ezik gamzelere saklanan düşler misali…
Kısa cümleler saklıyordu sokaklar ve her evin hikâyesi bacasından tütüyordu isli, sisli ve sessizce.
“Hiçbir şehir kendine benzemez ve hiçbir insan hiçbir insanda kendini ta/n/şıyamaz”
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.