2
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
634
Okunma

Aklın irdelemelerinde, dilin söylemlerinde, yüreğin sıcaklığında kendi özgür doğrumuzun zaman diliminde çıkagelen bir melek… Seni dört yanı tuzlu deniz suyu ile çevrili bir adaya göndereceğim, hemen söyle yanına ne almak istersin? Diye sorsa…
Bu küçük zaman diliminde büyük düşünüp adadaki yaşamımızı etkileyecek cevabı vermek ne kadar zor değimli? Bu duygu türü herkes tarafından farklı algılanır. Bu noktadaki özgür istem dünyada yaşayan onca insanın her biri için farklı olabilir. Ancak genel kurgu kişi mutluluğu içinse mutlaka çakışan ve örtüşen tanım ve benzerlikler olması kaçınılmazdır.
Hiçbir bilinçli talebimiz olmasa bile nesnel dünyanın ve adanın var olacağı su götürmez bir doğruluk gibi görünüyor. Buna göre temel öğretimiz olmadan taleplerimizle nesnel adayı tasarladığımızda, gerçek amaçladığımızın tersi olabilir ve anlama yetimiz içinde bulunan süreçten başka bir şey olmayabilirde.
Ancak bakarak değil, baktığını görerek algıladığımızda gerçek dünya besbelli ki beynimizin bir görüngüsüdür. Bu yüzden dünyanın görüngü olma niteliği bireylerin beyinlerindeki bağımsız tanımla var olması gereğinden farklı anlayış duruşları sergileyebilir. O halde biz ilgili adaya giderken salt farklı devinimlerle gösteri yapan beynimizin yanı sıra tüm duygularımızı ve hayallerimizi de götüreceğiz. Zira kalbimizdeki sevgi ve aşk adadaki doğal ortamda her güzelliği güzel, her çirkini yaratılmasından ötürü ve tabiat ananın koruduğu tür adına severek beraberce yaşamı taçlandırma gayretlerimizle mutlu olmaya çalışmalıyız.
Bu duygularla her zaman yüzü güneşe dönük, güneş batınca ayçiçekleri gibi boynu bükük kendi içimizde yaşamamalıyız. Kendimize sevdamıza, aşkımıza özendiğimiz kır çiçeklerinin topraktan yaşam nefesi aldığı gibi bizde onları içimize sindirerek yaşamalıyız. Hayatımızı delicesine özgürleştirmek isterken tutsaklaştırdığımız bir güvercin çaresizliğinde hayallerimizi, beynimizi, kalbimizi, duygularımızı, tutsak etmeden sevdamızla yaşama özeni içinde olmalıyız.
Bedri Demirpençe