21
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1703
Okunma

AĞLAYAN İKİ KADIN
Çok şık ve sağlıklıydı, bir genç kız kadar da güzeldi. Son zamanlarda mahkemedeki davaların yoğunluğu ve gelen tehdit telefonları canını sıkıyordu iyice. Eşi ile de kırıcı bir tartışma yaşamıştı. Hiç bu kadar zor günleri olmamıştı. Mahkemede önemli ticari davalara bakan kariyerli bir hâkim’di.
Mahkeme çıkışı bir bayan arkadaşı ile içip iyice dertleşmişti. İçindeki sıkıntıyı atamadığı için geç bir saate ev yerine bar’a gitti.
Garsona içki siparişlerini verip düşüncelere daldı. Sigara ve içkiler birbirini takip etse de sorun yumağına çözüm bulamıyordu. Saat iyice ilerlemişti. Hesabı ödeyip kalkmak istediyse de başaramadı. Bu sarhoş hali ile evine ve eşine gitmek istemedi. Taksi çağırmak isteyen garsona: “ Ben onlara güvenmem sen götür.” Demeyi akıl edebildi. Bilinci iyice kaymak üzereydi.
Sanki eşi evin kapısını anahtarla açıp, sevgili karısını içeri sokuyordu kucağında. Eşi ile yatak odalarına geçtiğini düşünüyordu. Üzerinde ki tek parça elbiseyi çıkarıp yatağına uzanıyordu. Eşinin de yanına uzanması mutluluğunu artırıyordu. Kafasında sorunları unuttuğu için eşinin her yerini okşayan ellerine hoşnut kalarak tepki veremiyordu. Zaten takati ve bilinci de yoktu. Ara sıra hırpalandığını hissetse de mutluydu o.
Gün ortasına doğru ayıkmıştı. Başı ağrıdan çatlıyordu. Burası kendi odası değildi. Yatak da kendi yatağı değildi. Yanında çırılçıplak yatan erkek de kendi erkeği değildi. Adamı uyandırıp tartışsa da faydası olmadığını gördüğü için, kapıyı çarpıp çıkıyordu.
Doğruca, geç kaldığı işine gidiyordu. Eşini münasip bir arkadaş yalanı ile kandırıyordu. Kafasında ki sorunlar yumağına büyük bir vicdan muhasebesi de eklemiş bulunuyordu.
İş çıkışı yakında ki bir parka gidip oturdu. Öylece örtmemeliydi bu suçu ve gayrı ahlaki durumu. Düşündükçe içinden çıkılmaz hal alıyordu.
Hemen sağındaki bankta iki sevgili konuşuyorlardı. Seslerini henüz işitebiliyordu. Mevsim sonbahardı ve park çok soğuktu. İsmi park idi ama bakımsızdı. Güzellik namına bir şey yoktu.
- Ne güzel bir ilişkimiz vardı. Her şeyi nasıl böyle bitirirsin?
- Ben de kahroluyorum aşkım. Ne olur daha da üzme beni.
- Ben sensiz yaşayamam. Baban paraya satıyor seni.
- Ama aşkım sen değil onlar istetti beni.
- Ben çulsuzum aşkım. Nasıl bakarım sana?
- Kemal, bu güzel ilişkimiz hiç bitmeyecek. Söz veriyorum. Yarın ki düğünden sonra ilk fırsatta kollarına koşacağım. Yine senin olacağım.
- Ben razıyım ama eşin?
- Söyleyecek misin? Aptal!
Konuşmalar kesiliyor, kız gözyaşlarına boğuluyordu. Gözü yaşlı hanım Hâkimi yok sayarak el ve dudaklarla haramdan hisse kaparak teselli oluyorlardı.
Yaşlı gözlerle çevreye bakan hanım hâkim, güzel bir şey göremez. İlişkiler bile çirkindir. Kalkıp Parktan çıkarken gözü, kızın elindeki dikensiz, bitsiz, pürüzsüz kırmızı güle takılır. “Güzel olan tek şey çiçekler, onlarda yanlış ellerde” diye mırıldanır. Evinin yolunu tutarken Neden diye soruyordu kendine. Neden?
NEDEN
Neden tuttuğum dallar kurur.
Neden yürüdüğüm yollar yürür?
Ve neden hatıralarım,
Hazımsız hafızamda durur.
ENGİN Tatlıtürk
HANIM HÂKİM
- Seninle konuşmalıyım Emin.
- Seni dinliyorum.
- Öncelikle seni ve yuvamı çok sevdiğimi belirtmeliyim. Fakat sevgi yetmiyor. Konuşamıyoruz. Anlaşamıyoruz. Meselelerimize çözüm bulamıyor sürekli erteliyoruz. Benim Hâkime olmam hayatıma da tam hâkim olmam anlamına gelmiyor. Sanki sürükleniyorum.
- Konuşalım. Ben ne yapabilirim?
- Artık her şey bitti. Birtakım şeyleri sana anlatmak zorundayım. Şerefli bir insan bunları anlatmadan yaşayamaz.
- Buyur, dinliyorum.
- Son zamanlardaki sorunların mesuliyetini sana yüklemek haksızlık olur. Çok bunalmıştım. Kafamı dağıtmak için bir bayan arkadaşımla iş çıkışı bara gittim. İçtim biraz. Ondan ayrıldıktan sonra, başka bir barda içmeye devam ettim. Çok sarhoş olunca da eve gelemedim. Sabah uyandığımda barmenin yatağındaydım. Ağlayarak kaçıp geldim. İstemeden olsa da senden gizledim. Bu yüzden artık beni istemeyeceğini düşündüm. Bu olaya kadar sana fikren bile ihanet etmedim. İradem dışında gelişen bu olayda hâkim sensin. Şimdi seni dinliyorum.
- Barmeni şikâyet ettin mi?
- Hayır. Kendimi de suçlu gördüm. Duyulması kariyerimi kötü etkilerdi.
- Pekiyi barmen’in işlediği suç cezasız mı kalacak?
- Adalet her zaman tecelli etmiyor demek ki.
- Çözülmez sorunlarımız yoktu. İçmekle hata etmişsin. İsteğinin haricinde bir olay ve paylaşarak haysiyetli olduğunu ispatlamışsın. Ben bu olayı yaşanmamış sayıp kararı sana bırakıyorum.
Hâkim hanım’ın kararı gecikiyordu. Ayrılık dilekçesini veremiyordu. Eşinin anlayışı, onun da yuvasını kurtarma azmini artırmıştı. Hatalarını da daha iyi görebiliyordu. Evlilikleri daha da yoluna girmişti. Günler böylece akıyordu ki:
Mahkeme salonunda, sanık sandalyesinde ki genç adam; bayan hâkim’i şok etmişti. Bu, kendisini evine götürüp tecavüz eden barmendi. Tecavüz değilse bile faydalanma vardı. Duygularına hâkim olarak davaya bakıyordu. Altı yıl hapis ya da beraat kararı sadece kanaatine kalmıştı.
Barmen yalvaran gözlerle merhamet dileniyordu. Kendi insafına kalanlara kendisi merhamet ediyor muydu acaba? Geceyi kare kare hatırlıyordu. Suçsuz olduğunu ama o gece yüzünden altı yıl yatacağını düşünüyordu. Hâkim, barmen’in gözlerine baka baka kararı : “ İyi niyet eksikliği ve yasal boşlukları kötü amaçlarla kullanmak nedeni ile altı yıl hapse çarptırıldın.” Dedi.
Genç adam salondan götürülürken “ Sen istedin, sen istedin!” diye bağırıyordu hanım hâkime. Adalet doğru tecelli etmemiş miydi acaba? Bazı haklar sadece ahrette alınacaktı elbette.
Güneşi herkes görebilirdi. Mühim olan mikrop ya da zerreyi görebilmekti. Yazarlık hâkimlikten çok kolaydı. Yazar karar vermek zorunda değildi. Ya doktorluk?
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.