6
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
6375
Okunma
Doğduğumuz andan itibaren, yaşamımızda en hakim duygu; Güven duygusudur.
Bebek, annesinin memesini emerken, kendisine sarılan kollarından ve bedeninden güvende olduğu duygusunu alır.
Anne, öğretmenlere duyduğu güvenle bırakır yavrusunu okula.
Çocuk, güvenle tutar annesinin / babasının elini.
Güvendiğimiz firmanın uçağına / otobüsüne binerek yaparız yolculuklarımızı.
Güvendiğimiz insanla, paylaşırız sorunlarımızı.
Güvendiğimiz insanı, sever ve aşık oluruz.
Güvendiğimiz insanla, birleştiririz hayat yolumuzu.
Hepimiz, bulunduğumuz yaşlara gelinceye kadar, pek çok insanla tanışırız. Bu insanların her birini, farklı yerlerine yerleştiririz, hayatımızın. Dost, arkadaş, tanıdık, eş, sevgili, vs. hayatımızdaki yerlerine göre isimler veririz, onlara. Zaman ilerledikçe bazıları çıkar hayatımızdan. Ya da yenileri eklenir.
Hepsinin ortak paydası, güvendir. Kişiliğine, varlığına – ruhsal ve bedensel varlığına – güvendiğimiz insanlardır. Hatta biraz da gerçekçi olursak, maddi varlığına güvenerek birlikte olduklarımız da vardır, aralarında.
Duyguya temel olan unsur, kişinin kendisidir. Doğru olan da budur. Ama zaman zaman bu duygumuzu yönlendirme konusunda, yanlışlar yaparız.
Eşler arasında, olmazsa olmaz duygudur, güven. Burada sıkça yaptığımız yanlış vardır. Bir erkeğin : “ Benim karım yapmaz. “ sözünden çıkalım yola.
“ Benim karım yapmaz. “ Neden? Neden yapmasın, senin karın? Senin karın olduğu için mi? Kadın olduğu için mi? O olduğu için mi?
“ Benim kocam, beni aldatmaz.” Senet mi imzalattın? Söz mü aldın? Nedir sana bu kadar büyük laf söyleten sebep? Öz güven mi? Kocana güven mi? Koca oluşu mu? Ne yani?
Çok seneler önce, bir film izlemiştim, Metres. Türkan Şoray, Can Gürzap ve Nevra Serezli. Belki hatırlarsınız. Zengin ve evli bir iş adamı, “ Ben kimseye takılmam, kapılmam “ öz güveni ile bir gece, bir hayat kadını ile birlikte oluyor. Öyle bir kapılıyor ki, bütün hayatı alt üst oluyor. Öyle bir aşık oluyor ki, ne karısını ne de çocuğunu görüyor gözü.
Bu film, bana çok büyük ders olmuştu.
Öncelikle şunu anlamıştım:
“ Hayatta, olmaz diye bir şey yok.” Yaşadığım sürece, her an, her şey benim de başıma gelebilir. Asla büyük konuşmamalı ve asla büyük sözler söylememeliyim. Yaptıklarından ya da yaşadıklarından dolayı, hiç kimseyi eleştirmemeli, yermemeliyim.
“ Hayatta, yapmaz / yapmam diye de bir şey yok.” Zamanı ya da yeri gelir, ben veya eşim ya da çocuğum, öyle “ Yapmam / yapmaz “ dediğimiz şeyleri yaparız ki, kendimiz bile şaşırır kalırız.
Güven, kişiye duyulur. Konumuyla alakası yoktur, bu duygunun. Karı, koca, sevgili, aşık. Adına her ne derseniz diyin. Duygular değildir, kişiyi yanlış yapmaktan alıkoyan. Kişiliğidir.
Kişilik, karşılaşılan olaylarla belirginlik kazanır.
Sevmeden, sevgi karşısında nasıl bir duruş sergileyeceğimizi, bilemeyiz.
Nefret etmeden, nefretin bizde ne tepkiler doğuracağını, bilemeyiz.
Yasakla karşılaşmadan, ne yapacağımızı, ne hissedeceğimizi, bilemeyiz.
Lafla peynir gemisi yürümüyor.
Hayatın felsefesi: Yaşa ve gör.
Eser Aslanlı
izmir