12
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1010
Okunma
MONT
Başarılarımı kendimden bildim ve gizli açık öğündüm. Gurur’a düştüm. Rabbime ve kadere nankörlük ettim bilmeden. Şükürler etmedim hiç. Kabiliyetlerimi Allah rızası için kullanmadığımdan büyük imtihanlar geçirdim ve dibe oturdum.
Dibe oturduğumda anladım ki dünya makinesinde görevi planlanmış bir somunum sadece. Daha yararlı bir parça olmadığıma üzüldüm tabii. Somunlarda lazımdı bu makineye. Satranç piyonsuz oynanır mıydı? Somun olduktan sonra Rabbime şükretmeye başladım. Ne mutlu bana ki; şükrü öğrenmek için her şeyimi tüketmişim. Çok şey işitiyor, görüyor, paylaşıyorduk. “ Ülkemde suç sayılsın fakirlik” diye haykırıyordu Türklerin atası Oğuz Kağan binlerce yıl ötesinden. Ama oğuzun halkı da Çin’den fakirdi.
AĞLASANA NE DURUYON GÖZLERİM
Ağlasan ne duruyon gözlerim
Vatan garip iller garip ben garip
Öksüz yavrularım yetim kızlarım
Dağlar garip çöller garip ben garip
Yalnız ben değil cihan perişan
Yurt sahipsiz fakir insan perişan
Yabancılar girmiş bostan perişan
Bülbül garp güller garip ben garip
İzzeti sabreyle ferman Allah’tan
Gün gelir düzelir devran Allah’tan
Memleket hastadır derman Allah’tan
Millet garip kullar garip ben garip
Ali İzzet
Dünya zevklerinden hiç faydalanamayan bu büyük milletin şükürcü olduğu muhakkak ama hiç mi ahdi kalmıyor? Bir hikâye anlatayım:
İşitiyorum ki; güneşin doğuşu ve batışı pek güzel, dere kenarında suyun üzerine doğru sarkan ağaçların manzarası pek latifmiş. Ve havada uçan kuşlar, uçuşan rengârenk kelebekler görülecek şeylerden imiş.
İşitiyorum ki; geceleri ay ışığı altında görünen manzarada bir başkaymış. Deniz içinde beyaz yelkenli gemiler akıp gidermiş.
İşitiyorum ki çiçeklerim renkleri pek latifmiş. Dereler, dağlar, çayırlar, sular, ormanlar, özellikle fecir zamanları o kadar güzel, o kadar şirin imişler ki; Bu kadar azamet ve ihtişam karşısında insan, bunların yaratıcısına tevekkül eder, Rabbine secdeler edermiş.
Fakat ben, ne gürültüsünü işitmekte olduğum denizi, ne o bin bir renkli çiçekleri, ne gökyüzünü, ne güneşi, ne kuşları görmediğimden dolayı müteessir değilim. Bu halimle de çok çok secde ediyorum.
Şu fani âlemin güzelliklerinden hiç birini arzu etmiyorum. Cennette göreceğim ama, bu fani alemde de bir kerecik görebilseydim anacığım!...
Ahrette beklide çok müreffeh olacaktık ama bu fani âlem de de azıcık ahdimizi alsaydık ne güzel olurdu.
Ortaokul son sınıfta iken babam, çift taraflı giyilebilen bir montkomer almıştı. Bazen lacivert bazen beyaz tarafını giyerdim. Oldukça severdim. Sağ yan cebine koyduğum tükenmez kalemim akıp, metal para büyüklüğünde leke yaptığı gün çok üzülmüştüm. Daha ilk haftasında oluşan bu lekeyi tam olarak çıkaramadık. Beyaz tarafı giyince biraz belli oluyordu.
Bir gün top sahasında unutarak kaybetmiştim. Kendimi kötü hissedip alana küfürler ediyordum. Onu yakaladığım da canını okuyacaktım. Tepebaşı küçük yerdi bir gün mutlaka karşılaşacaktık eğer burada giyerse.
Babam olayı çok sakin karşılıyordu. “ Oğlum, ihtiyacı olmasa başka birinin giydiği montu neden alıp giyer bir delikanlı?” diye soruyordu. Öyle ya, ben başkasının bir şeyini giymezdim ki.
Aradan geçen zamanla biraz yumuşamıştım. Otobüste yanına oturduğum yaşıtım delikanlı, ellerini kavuşturmuş lacivert montkomerine sıkıca sarılıp uyumuştu. Son durağa geldiğimizde dürterek uyandırdım. “ Son durak, inmeyecek misin?” dedim. “ Sağ ol kardeş” dedi. Yanımdan geçerken montu açıldı ve beyaz yüzdeki lekeyi tanıdım. Evet benim montumdu bu ama delikanlıya o kadar çok yakışmıştı ki. Ona sarı8lıp uyuyuşunu izlemiştim.
O montu ben de çok sevmiştim ama onun gibi sıkıca hiç sarılmamıştım. Sevmenin, istemenin yetmediğini, Sevdiğine sıkıca sarılmanın ve bunu hissedip hissettirmenin şart olduğunu o gün anlamıştım.
O yaşta aldığım dersi unuttuğum içindir beklide, sevdiğim ve elimdekileri Rabbim başkalarına verdi. Şükredin, sevin, sıkı sıkı sarılın.
Dünya adalet değil imtihan salonuydu. Kimine mısır ekmeği kimine baklava börek veriyordu. “ Dünya kadar aklın olana kadar, bir avuç a… olsun
Olsun yeter” derler isyankârlar. Tamamen haksız da değiller.
Elinizdekileri kim kazandı? Kimin? Sorularına İnşallah “ Ben” demiyorsunuz.